İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Çalıkuşu Romanı Hakkında

Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında tefrika etmeye başlayıp ilk olarak 1923’te kitap olarak yayınlanan Çalıkuşu romanının konusu bir genç kızın Anadolu kasaba ve köylerinde idealist bir ruh ile çalışma ve yaşama gayretidir. Bu genç kız, Feride, daha çocukluğundan itibaren hareketliliği ve yaramazlığıyla ün yapmış, anne ve babasının ölümü sebebiyle teyzesi tarafından bakılan güzel mi güzel zeki bir roman kahramanıdır. Çocukluğunda annesinin ölümü ve dadısının evlendirilmesinden sonra bakımı attan düştükten sonra sakat kalan Hüseyin adlı bir süvari neferine kalmıştır. Daha o yaşta bir erkek tarafından büyütülmesi gençlik ve erişkinlik hayatında Feride’ye bir erkeksi hareket, tavır ve direnç sağlamıştır. Büyükannesinin ölümüyle babası, Feride’nin sığıntı vaziyetine düşmesinden çekinerek onu bir Sör mektebine yazdırmıştır. Feride okulda yaramazlığıyla, ağaçlardan inmemesiyle “çalıkuşu” lakabını almıştır. Mektebi tatil olduğu vakitlerde Besime teyzesinin Kozyatağı’nda bulunan köşkünde geçiren Çalıkuşu, teyzesini oğlu Kâmran’ın hastalıklı hassas yapısından oldukça şikayetçidir. Bir yaz Ayşe teyzesinin daveti üzerine Tekirdağ’a gittikleri vakit Kâmran’a karşı hislerinin olduğunu kuzeni Müjgân’ın etkisiyle anlayan Feride’nin bu durumu aile içinde yayılmıştır. Feride ve Kâmran nişanlandıktan sonra Kâmran bir süreliğine Avrupa’ya gider ve dört yıl sonra döndüğü vakit düğünlerine üç gün kalmışken Feride bir kadından Kâmran’ın Avrupa’da iki yıllık bir aşk macerası yaşadığını öğrenince bir not yazarak evden kaçar. İlk gece sütninesinin evine sığınır. O gece yalnızca bir kadın değil bir birey olarak hayatının en önemli kararını vermiştir: “… diplomam gözümde bir ehemmiyet almıştı. Bütün ümidim pek makbul olduğunu söyledikleri bu kağıt parçasındaydı. Onun sayesinde Anadolu vilayetlerinden birinde bir hocalık alacak, bütün hayatımı çoluk çocuk arasında, şen ve mesut geçirecektim.” (s.152) Feride bu kararının ardından bir müddet Gülmisal Kalfa’nın evine sığınmış orada Besime teyzesi için bir mektup yazmış ve büyük uğraşları ve başkalarından gördüğü destek sonucunda “B… vilayetinin” yani Bursa’nın merkez rüştiyesinde öğretmenliğe tayin edilerek yola çıkmıştır. Romanın olay akışı bu aşamaya kadar önem arz etmektedir çünkü Feride büyük bir cesaretle bu kararı almasına rağmen hala hayal kırıklığına uğramış aşık bir genç kız sayılabilir. Ancak işi aldığı zaman için hakim anlatıcı şu cümleleri kurmuştur: “Bundan sonra, o da artık kendi kazanan bir insandı. Kimse, artık ona, adına merhamet ve himaye denen büyük hareketi yapmaya cesaret edemeyecekti.” (s. 173)

İlk tayinini aldıktan sonra Feride’nin başından geçen her hadise onu yaşadığı hayal kırıklığından, çocukluğun heyecanlı şımarıklığından uzaklaştırmış kendi yağında kavrulan, idealleri için savaşan hatta açlığa razı gelen güçlü ve fedakar bir kadın haline getirmiştir. Feride de romanın yazarı Reşat Nuri’nin mesleki sebeplerle bulunduğu yerlerde bulunmuştur. Bu sebeple o mekanların tasviri daha gerçekçi bir biçimde yapılmıştır. Bursa’dan Zeyniler Köyüne, Zeyniler Köyü’nden tekrar Bursa’ya, Bursa’dan Çanakkale’ye, Çanakkale’den İzmir’e ve son olarak İzmir’den Kuşadası’na uzanan muallimelik macerasında Feride iyice pişmiştir. Bursa’da atanabilmek için idareye karşı verdiği direnç savaşı o dönemin kamu yapılarındaki çarpıklaşmanın ispatıdır. Ayrıca bir kadının öğretmenlik yapmak için Anadolu’ya tayin istemesinin yönetici kimseler tarafından karşılanış biçimi de o dönem kadınlarından beklenenleri gösterir niteliktedir. Feride daha Sör mektebindeyken arkadaşları gibi bir çocuk olmayı başaramamıştır. Herkes aşk sergüzeştlerini anlatırken bütün bunlar ona gereksiz gelmektedir. Nihayetinde o da bir kadındır ve aşık olmuştur. Yaşadığı hayal kırıklığını bastırıp kendini işine ve çocuklara adamaya karar vermiş bu dünyaya bu bakımdan faydalı olmaya heveslenmiştir.

Amacına zorluklarla ulaşan Feride Zeyniler’de kendi gibi hor görülmüş masum bir çocuğu evlat edinmiş, onun hem annesi hem ablası olmuştur. Bu hareketi, Feride’nin yalnız geçmişinden kaçan çağdaşlarıyla denk bir aşk kızı değil, sorumluluk almaya hazır gözü kara bir insan olduğunun ispatıdır.

Gittiği her yerde şen hareketleri yahut güzelliği sebebiyle sevilmiştir. Bursa’da ona “ipekböceği”, Çanakkale’de ise “gülbeşeker” lakabı takılmıştır. Evinin bahçesinde açtığı saçı, okul bahçesinde çocuklarla oynayışı ya da türlü durumlar sebebiyle erkeklerin ilgisi üzerinden hiç eksik olmamıştır. O ise hiçbir zaman bu ilgilere karşılık vermemiş, kendisini tamamıyla işine adamış, yalnız Bursa’da kendisine sevdalanan Şeyh Yusuf Efendi’nin ölümüne, ona karşı hissettiği dostluk sebebiyle derinden üzülmüştür.

Çanakkale’de kendisine ilgi duyan İhsan adlı bir zabiti reddeden Feride bir davette kendisine gösterilen rezil davranış sonucu Müdire Hanım’ın desteği sayesinde İzmir’e gitmiştir. Üç ay boyunca İzmir’de bir türlü iş bulamayan Feride yine başkaları tarafından sağlanan iyilikler sayesinde, evlat edindiği Münise’yi de yanına alarak bir köşke özel Fransızca öğretmeni olarak yerleşir. Ancak orada ilk evvel Reşit Bey’in oğlu Cemil Bey tarafından uygunsuz davranışlara maruz kalmış, Kâmran’ın başkasıyla evlendiği haberini almıştır. Bunun üzerine buradan uzaklaşmak isteyen Feride Kuşadası’nda bir iş bulmuştur. Bunun üzerine kendisini bir okula yerleştirmeyip evine öğretmen olarak alan Reşit Bey’in niyetini öğrenen Feride, çalışan bir kadın olmanın zorluğuyla bir kere daha yüzleşmiştir.

Feride’nin “Ben muallimliği, açlıktan ölmemek için kabul etmiştim. Hesabım doğru çıkmadı. Bu meslek bir gün açlıktan öldürebilir. Fakat ne ziyanı var? Değil mi ki, benim gönlümün şefkate olan açlığını doyuracak, kendi hayatını başkalarının saadetine vakfetme tesellisini bana verebilecek. O ölmüş günlerin ölmüş rüyasını yeniden uyandırmak zaten mümkün değildi.” (s. 419) sözleri, onun ideallerinin, yaşadığı hayal kırıklığının nasıl da önüne geçtiğinin ispatıdır.

Kuşadası’nda muallimelik yapan Feride’nin okulu savaş sebebiyle hastaneye döndürülmüş, daha önce Zeyniler’de tanıştığı Doktor Hayrullah Bey’in arzusu üzerine yine mektepte hastabakıcılığı yaparak kendini başkalarının saadetine vakfetme isteğinin peşinden gitmiştir. Feride bu süreçte Çanakkale’de kendisine talip olan İhsan’ın yüzündeki yanık ile gazi olduğuna şahit olur ve hastanede ona hemşirelik yaparken acıma duygusu ve Hayrullah Bey’in Feride’nin geçmişine yönelttiği aşk iddialarına karşın inadıyla İhsan’la evlenmek istediğini söyler. Bu hareketi Kâmran’a karşı bir inkar olsa bile Feride hala hisseden ama kendine yetmeyi bilen bir insandır. O dönemin şartlarına rağmen İhsan’a evlenmek isteğini kendisi söyleyecek kadar yüreklidir.

Savaş bitimi ve kızı saydığı Münise’nin vefatı sebebiyle Hayrullah Bey’in Alacakaya Çiftliği’nde misafir olan Feride doktorla bir baba kız yakınlaşması göstermiştir. Ancak Feride yine sırf kadın olduğu için başkaları tarafından damgalanmış hatta işinden olmuştur. Bu olay üzerine Hayrullah Bey ile evlenmeyi insanlığa olan inancını kaybettiği için kabul eder. Gerdek gecesi Hayrullah Bey’in ona hala evladı gözüyle baktığını gören Feride kendisini bu iyi insana adar.

Aradan yıllar geçer doktor ölür, Feride doktorunun vasiyeti sebebiyle ailesini görmeye gider ve doktorun Kâmran’a yolladığı kutuyu Müjgan’a verir. Bütün bu sergüzeştler boyu Feride’nin yalnız şımarık bir çocuk değil güçlü dirençli bir kadın olduğunu gören Kâmran ve ev halkı bir oyun ile Feride ile Kâmran’ı nikahlar.

Feride’nin hikayesi ise burada bitmez. O her ne kadar merhamet ve himayeden kaçsa da iyi insanlardan destek görmüştür. Bir kadının ayakları üzerinde durduğu gerçeğiyle yüzleşemeyen Anadolu halkının kalıplarını reddetmiş, onlar tarafından horlandığında ise sırtını yıllar önce kaybettiği babasının yerine koyduğu Hayrullah Bey’e yaslamıştır. Elbette Feride aşık olmuş, hayal kırıklığı yaşamış, sonunda sevdiğine kavuşmuş güzel bir kadındır ama her şeyden önce varoluş mücadelesi vermiş, sert poyrazlarda savrulmuş, kendinden sonra gelecek nesillere nasıl ayakta kalınacağını gösteren bir direnişin timsalidir.

Yorumlar kapatıldı.