Dünya Kapitalizm A.Ş. Gururla sunar: işte size yeni normal! Normalinizden memnun mu değilsiniz, çaresi var! Yenilenen normal, şimdi tüm bayilerde, mağazalarda, evlerde ve tüm ekranlarda! 

Son dönemde herkesin diline pelesenk oldu bu “yeni normal” değil mi? Hatta öyle ki “yeni hayatımızda hiçbir şey değişmeyecek, bu kargaşadan sonra bile bu topraklarda, yine her şey, eski yozlaşmış haline geri dönecek” anti-tezini savunmaya bile korkar oldu insanlar, “yeni normalciler” karşısında. İyiden iyiye hayatlarımıza empoze edilmeye çalışılan ve göktaşı gibi hızla bize yaklaşan bir inanç sistemi görüyorum ben burada. Geride bıraktığımız çöplüğün, yeni düzenle temizlenemeyeceğini düşünenler, sistemsel saçmalıkların da ancak ve ancak “yeni normal” sihri ile çözüleceğine inanmaya başladılar.  Sihirli bir değnek mi, yeni bir inanç sistemi mi, bir mucize mi-artık ne derseniz deyin, ağızları açık keramet bekleyenler için de sözüm ona yol göstericiler türedi sosyal mecralarda. Aslında dip notalarda, biraz da kolaya kaçma hali sezinliyorum bu insanlarda ben.  Eski davranışları düzeltmeye çaba harcamaktansa yenisine alışmak daha kolay geldi herkese sanki. “Tebdili mekanda ferahlık vardır” sözünün de ana fikrinde, bu kaçış, bu ferahlama isteği yok mu?  

Ya kazın ayağı öyle değilse sevgili faniler? Ya gelen gideni aratacaksa? Böyle düşündüğünüz olmuyor mu sizin de? Aynı insanların, sadece online toplantı uygulamaları kullanarak, bambaşka bir çalışma sistemine geçtiğini düşünmeleri en basit haliyle bir kandırmaca. Ast-üst ilişkilerinin aynı katılıkta olduğu, esneklik diye yutturulan ağır çalışma koşullarının değişmediği ve bilakis omuzlara daha da yüklendiği sistemlerde, üstüne üstlük bir de çocuklarının eğitimlerini, evin işlerini aynı an ve mekanda yapmak zorunda kalan insanların biçareliği ne olacak? Tüm bu hastalık bitse bile; yeni normal dediğimiz süreçte, virüsün bize öğrettiklerinin tortusu ile mesafenin de ayarını kaçıran soğuk bireyler, sosyalleşmenin değerini anlamayan çocuklar, bir araya gelmekten imtina eden dostlar haline gelmemiz de mümkün. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, bir yandan da eskiden savaşların sebebiyet verdiğine benzer psikolojik sorunlarla baş etmek zorunda kalmamız da olası.  Travma sonrası stres bozukluğu, somatizasyon bozuklukları veya çeşitli anksiyete bozuklukları gibi hayatımıza girmesi muhtemel “yeni” gerçeklerle nasıl yüzleşecek ve baş edeceğiz? Şimdi yüzleşemediklerimizin başına “yeni” ibaresi gelince bir anda yetkinliklerimiz ve becerilerimiz artacak mı? Hiç sanmıyorum. Korkarım “yeni normal”, psikolojik destek hizmetlerine talebimizi arttırmaya gebe. Ebeveynler için hele, “yatılı bakıcılar” döneminden, “yatılı psikologlar” dönemine geçiş bile mümkün!

Normal neydi ki “yeni normal” ne olsun? dediğinizi duyar gibiyim. Normal; sözlük anlamıyla, olağan, alışılagelen” anlamında kullanıldığında; nasıl da yavan ve tatsız geliyor değil mi gözümüze.  Keşke normale dönsek” demek bile gelmiyor insanın içinden. Halbuki “yeni normal” öyle mi ya?  Söylerken bile pek havalı! Yeniden inşa edeceğimiz ve alışacağımız bir dünya vadediyor bize. Yeniden sevebileceğimiz kadar yeniden bıkacağımız, yeniden nefret edeceğimiz, ardımızda bıraktıklarımızı umursamadan kapatacağımız yeni yeni kapılar vadediyor.  Düşünsenize, aynı kişi ve toplumların, aynı sömürüyü tekrar tekrar yapabileceği nice yeni zamanlar! 

 “Mars” belgeselini izlerken kafa yormuştum ilk kez buna! Bambaşka bir gezegende, yepyeni bir koloni kurmaya gitsek bile, burada yarattığımız sonuçların değişmemesi ihtimalleri üzerinde duruluyordu belgeselde. Aynı dünyadaki gibi; hep bir toprak ve iktidar mücadelesi ile davranan ülkeler, sömürü düzenlerini ışık hızı ile uzay boşluğundan Mars’a kadar iletebilmeyi başarıyorlardı. Aynı zihniyetle, varabildiğimiz yerlerde, farklı sonuçlar elde etmemiz ne kadar mümkün? Einstein’ın “aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuç beklemek” diye tabir ettiği “delilik” tanımı tam da bu işte. Şimdiye kadar, deliliğimizin kısır döngüsel tarihini tekrar tekrar yazarak nereye varabildik? Dünya adına, barış adına, adalet adına; arpa boyundan hallice aldığımız yol, izlediğimiz yöntemler açısından teknolojik olarak gelişim gösterse de davranışsal açıdan ne yazık ki sınıfta kaldı! Pandemi sürecinde de hali hazırda var olan hesaplaşmalarımız bir türlü tamamlanamadı. Kabul edelim dostlar; evlere kapandığımızda, kendimizi keşfettiğimizi düşünüp, daha iyi biri olma adına aldığımız kararlar, pazartesi başlanan diyetler gibi fos çıktı.  “Dünyanın bize anlattığı bir şey var” diyerek, daha sürdürebilir bir çevreye kendimizi adamakla ilgili söylemlerimiz ancak evde yapılan tam tahıllı ekmekle sınırlı kaldı! Fiiliyatta kendinizin daha iyi bir versiyonunuza dönüştüğünüzü düşünüyor olabilirsiniz ama bence değil. Ne yani; yeni normalde, “doların artışından çok kadına şiddet oranındaki artışı mı takip etmeye başladınız?” diye sorasım var sizlere. Birilerinin gelip bizim adımıza bu kirlenmişliği temizlemesini ve mucizevi bir şekilde yepyeni bir hayata uyanmayı umut etmek de nedir o zaman? Bir prens öpücüğü ile uyanmak ümidiyle masal dünyasında yaşamaya devam eden romantiklere de selam olsun! Yeni normal’i bir kurtarıcı olarak görmek beyhude! Tevfik Fikret, Han-ı Yağma şiirinde; “yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! demişti bundan tam yüz yıl önce. Benden duymuş olmayın ama; devir değişmedi, yenilenmedi insanların hırsı, nefreti! Ekonomi uçtu, sağlık elden kaçtı, eğitim çöktü, elimizde kala kala kolonya kaldı. Ovun bilekleri ovun!