İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ayça Güçlüten ile 5 Soru – 5 Cevap (Ne dersiniz)

Öyle güçlü cümleler kurmuşsunuz ki aralarında kayboluyorum, bunu nasıl başardınız?

Başarı olarak nitelenir mi bilmiyorum, teşekkür ederim. Yazan olarak kelimelerin sizi yönlendirmesine teslim olmakla ilgili sanırım daha çok. Anlamın doğumuna ve ölümüne yataklık etmektir belki de. Güçlü hislerle yazmak değerli. Bu ne demek? Salt sevgi, iyimserlik ve minnetle olmuyor. Zaaflarınız, kaygı ve korkularınızla da kol kola yaptığınız bir yürüyüş bu. Kırgınlıklar ve öfke de katılımcılar elbette. Tümünün köküne, dibine temas etme gayreti sarf etmeden mümkün değil. Yazan olarak kendinizi yazdıklarınızın üstüne, önüne koymadan düştüğünüz bir yol. Klasik bir tabirle şunu da diyebilirim: Yazarken içten olmak lazım. Buna özeni de eklemem gerek. Özeni burada metnin sesini dinlemek olarak kastediyorum. Kendi adıma hep daha cesur, daha yalın, daha iyi bir dinleyici olmanın peşinden koşuyorum ve inanın ki çok zor, acı veren bir koşu bu. Sanırım bu nedenle üretim sürecim ağır ilerliyor. Okuduklarımızda kayboluyorsak bu güzel, umutlu bir şey bence. Demek arayıştayız, eylemdeyiz, çabadayız. 

Kitaplarınızın yazım süreci nasıl ilerliyor, genç yazarlara neler önerirsiniz?

Dediğim gibi, bende süreç çok ağır seyrediyor. Defalarca devirerek, yıkarak kurabiliyorum hikâyeyi. Karakter çalışıyorum uzun müddet. Onu duymaya, görmeye başladığımda kurgu kendi kendini belirliyor. Genç yazarlara yazmakla ilgili öneride bulunacak kişi ben değilim. Ancak benden daha genç yazarlara gençliğimde yapmadığım, ötelediğim şeyler üzerinden tavsiyelerde bulunabilirim. Öncelikle şu: Kendinizi yaşayın. Her anın, her durumun güzelliklerinin farkına varın ama acısını da üstlenin, yükünü taşıyın. Nitelikli okumalar yapın. Kendinizi belli janrlarla kısıtlamayın. Mesela sadece bilim kurgu veya polisiye okumakta ısrarlı olmayın. Yalnızca kurgu da okumayın, kurgu dışı okumalar insanı sandığından da fazla donatır, zihnini açar. Geniş zamanlarınız yok, hiçbirimizin yok. Ölüp gideceğiz. Bu nedenle ertelemelerden kaçının, çalışkan ve ısrarlı olun. Eğlenin, dans edin, müziksiz bir gün geçirmeyin. Entelektüel bir zihin yalnızca okuma yazma eylemleriyle biçimlenmiyor, hayatı keşfetmek elzem. Bir de yaşadığınız coğrafyayı sevin ama sisteme itirazlarınız varsa bunu ifade etmekten yüksünmeyin. İnkârla ve görmezden gelmekle hiç iyi bir yöne gitmez işler.

Ayça Güçlüten kimdir, necidir, ne yapmak ister?

Herkes gibi biri. Maaşlı bir çalışan. Bir derginin yazı işlerinde çalışır, kitaplarla gözlerini her geçen yıl biraz daha bozar. İstanbul’un büyüsüne de kaosuna da bağımlı biri. Herkes gibi iyi ve kötü alışkanlıkları, zaafları olan biri. Öyle pek eğlenceli, ilginç biri sayılmaz ama kendince aileye, dostluğa, her canlının onurlu yaşam hakkına değer verir. Esasında kim olduğunu onu yakından tanıyanlara sormalı elbette. İlla ki yaka silktiren özellikleri vardır ve tahammül edilmesi zor yanları da (bence var). Ne yapmak istediğinden ziyade ne yapmak istemediklerini tespit etmiş biridir. Bir pislik olmak istemiyor örneğin; vicdandan yoksun, kötülüğü seçen biri olmamak yönünde çabası. 

İstisnai Buluşmalar kendine özel bir hikâye olmasına rağmen bir sevgi savaşı verenlerin ortak metni gibi. Bununla ilgili ne dersiniz?

İstisnai Buluşmalar adıyla doğmuş bir hikâye. Sanıyorum yıllar geçtikçe demlenecek, yerini edinecek. Geri bildirimlerden kiminin çok sevdiği kiminin hiç sevmediği bir metin olduğunu görüyorum. Bunu da anlıyorum çünkü hızlı, normal seyirde bir akışkanlığı yok. Yoldaşlık, duygudaşlık, ruhdaşlık meseleleri üstünden yalnızlığı eşelemeye, anlamaya çalıştığım bir hikâyeydi. Nasılsa yazıldı ve kendi yoluna gitti. Artık yazanın değil, okuyanın. Sevgi savaşı mı, varoluş sancısı mı yoksa gerçeküstü bir buluşma ya da bambaşka bir hikâye mi okurun takdiridir.

Hayat nasıl güzelleşir yeniden?

Valla bu tamamen bize bağlı Yasemin Hanım. Biz güzelleşirsek hayat da güzelleşir gibime geliyor. İçte seyreden bir güzelleşmeden, iyileşmeden bahsediyorum tabii. Her gün derin derin nefes alarak, “Bak bugün de yaşıyorsun, şanslısın” diyerek yeniden başlamalı yaşamaya. Temkinlilikten ziyade yumuşacık bir özenle ele almalı her dakikayı. Sevdiklerimizle olduğumuz her anı doldurmalı, her an anı olabilmeli. Canlı olmak demek yaşıyorsun anlamına gelmiyor; yaşamayı hep yeniden öğrenmeli. Daha çok gülümsemeli mesela, kendimize de, başkalarına da, kedilere, kuşlara, ağaçlara da. Öte yandan bireysel bir yaşam gerçek değil, mümkün de değil. Birbirimizi görme biçimlerimizi yeniden ele almaya mecburuz. Zorbalıkla, haksızlıkla, adaletsizlikle, eşitsizlikle savaşmalıyız. Gelişmek, dönüşmek, özgürleşmek nedir, bunları daha iyi anlamalıyız. Bir de nazik olmalıyız. Kabalık ve hoyratlıkla mahvediyoruz hayatı. Buna hakkımız yok.

Yorumlar kapatıldı.