Yazar: 18:30 Öykü

Allah Canımı Alsın Da Kurtulayım

Aynada kendini gördü. Dikiz aynasında. Zavallı. Hiç olmadığı kadar. Yer yer dökülmüş saçlarındaki beyazlık gözüne çarptı ilk. Alnı kırış kırış. “Ne ara bu hale geldim.” Omuzlarını kaldırdı. Sırtını dikleştirdi. Yüzüne eskilerde kalmış bir gülümseme yerleştirdi. Şimdi daha iyi. Bunu devam ettirmeli. Peki, ama her şey sadece duruşla, bakışla düzelecek mi? Senelerdir süren yarı uyur sessizliğinden yeni ayılırcasına gerindi. Uzun uzun. Motoru çalıştırdı. Klimayı açtı. Radyonun düğmesine bastı. Hafif bir müzik sesi arabayı doldurdu. Şarkının ritmine ayak uydurmak için direksiyon simidinde parmaklarıyla ritim tuttu. Dikiz aynasının derinlerindeyse ıssızlığından yürüdü geçti.

Kapının açılmasıyla kendine geldi. Karısı. Aldırmaz bir tavırla yanındaki koltuğa kuruldu. Kapıyı sertçe kapadı. “Üşüdüm,” dedi. “Klimayı neden açmadın?” “Açtım,” dedi adam. “Hayır, arabaya bindiğin gibi klimayı açacaktın. Isınmamış içerisi. Senin yüzünden hasta oluyorum hep.” Adam oturuşunu bozmadan karısına baktı. “Şimdi ısınırsın merak etme.” Kadın bacak bacak üstüne attı, kucağına koyduğu çantasından çıkardığı ojeyi parmaklarına sürerken adama çıkıştı. “Ne bekliyorsun öyle bön bön? Offff. Allah canımı alsın da kurtulayım senin elinden. Aptal aptal bakacağına hadi çalıştır da gidelim.”

Karısının çalıştığı şirket binası yirmi kilometre ötedeydi. Trafik de varsa yarım saat daha dırdır çekmek demekti bu. “İşten geç çıkacağım, bizimkilerin Almanlarla önemli bir toplantısı var, çocuklarla sen ilgilenirsin. Çocukları sakın akşam annemlerden almayı unutma bak.” Adam başını salladı. “Bu arabayı da değiştirelim diyorum artık. Müjgân’a kocası geçen internette gördüğümüz arabadan almış. Son model hem de. Nispet yapıyor bana. Hayır, ben kendim için ayrı özel araç istemiyorum. Ama eskidi bu artık, utanıyorum.” Anayola çıkarken karısına cevap verdi. “Biz önceliğimizi eve verdik hayatım biliyorsun. Evimizin taksitleri bittiğinde arabamızı da değiştiririz.” Karısı memnuniyetsiz bir ifadeyle omuz silkti. “Hem onların çocukları yok. Çocuklarımızın sadece özel okul masraflarının ne kadar olduğunu kendin biliyorsun.” Kadın gözlerini devirdi. “Hep bir bahane zaten. Allah canımı alsın da kurtulayım,” diye tekrarladı. Adam gülümsemeye çalıştı.

Yolun ileride tek şeride düştüğünü görünce merak etti adam. Camını indirip başını dışarı çıkardı. “Kaza olmuş,” dedi. “Umarım kötü bir şey yoktur.” Karısı elini salladı. “Aman bana ne be!” dedi. “Sabah sabah milletin işi var gücü var, kaza yapacak şimdiyi mi bulmuşlar? Kapat camı kapat kapat.” Karısının hep mi bu kadar duygusuz olduğunu düşündü. On üç sene bir insanı tanımak için çok uzun bir süreydi oysa. “Allah kahretsin. Geç kalacağım. Bassana kornaya be adam. Ne duruyorsun öyle mıy mıy?” Çaresizliğini belli etmek için avuç içlerini açtı adam. Az sonra kaza yerine ulaştılar. Arkadaki araç öndekine çok hızlı çarpmış, akordeon gibi büzüşmüştü. Fakat bu durum karısının hiç ilgisini çekmedi. Eliyle araçtan çıkarılan insanları gösterdi. “Ölmüş olmalılar.” “Ayyy, içimi baydın, bana ne gösteriyorsun? Ben mi dedim hızlı git, öndeki arabanın altına gir diye? Önüne gelene ehliyet verirlerse olacağı bu işte. Ondan sonra neymiş kadınlardan şoför olmazmış. Al gör işte bak. İki günün biri kim kaza yapıyor?”   

Adam gözlerini kapattı. Gıcırdayan dişlerinin sesini duydu. Devam ederse kırılacak. Yumrukları sıkılı. Yutkundu. Göğsü daraldı. Cevap vermek, tane tane konuşmaya devam etmek için kendini zorladı. Harfleri çağırdı yardıma. Her birini dikkatle dizdi, birbirine heceledi, kelimelere uladı. Biriktirdiği kelimeleri aklındaki cümlelere bağlarken sesini vurgulara göre ayarladı. Gene de sesi çok uzaktan geldi. Kendi sesini tanıyamadı. Yabancıladı kendini. Vazgeçti. Nefes almadan, gözlerini kırpmadan konuşmaya, şikâyet etmeye devam ediyordu. İleride trafik açıldı. Yol boşaldı. Hafiften gaza yüklendi. Rahatladığını hissetti. “Sen beni dinlemiyor musun? Kendi kendime mi konuşuyorum bir saatten beri?” Başını iki yana salladı. “Dinliyorum hayatım,” dedi dişlerinin arasından. “Haklısın. Hep olduğu gibi haklısın.” Gaza biraz daha yüklendi.

“Yavaşla,” dedi kadın. “Şimdi de sen gereksiz hızlı gidiyorsun.” Adam aldırmadı. “Kaybettiğimiz vakti telafi ediyorum. Seni çok beklettim, kusuruma bakma. Tamamen benim hatamdı.” Gaza biraz daha yüklendi. “Ne yapıyorsun?” diye bağırdı kadın. “Neyin peşindesin?” Etrafına baktı. “Biriyle mi yarışıyorsun? Tamam, yeter, yavaşla artık!” Adam hızını kesmeden gömlek cebinden paketi çıkarıp bir sigara yaktı. Kadın hayretle baktı. “Yok, yok, delirmişsin sen. Bana baksana. Ne oldu sana? Benim astımım olduğunu biliyorsun. Nasıl sigara yakarsın arabada?” Adam gaza biraz daha yüklendi. “Korkma, bir şey olmaz. Hem ben de geç kaldım, benim de yetişmem gereken çok önemli bir toplantım var.” Kadın kucağındaki çantaya sıkıca sarıldı. Nefesi sıklaştı. “Bana bunun hesabını vereceksin!”

Hız paneline baktı adam. Biraz daha yüklendi gaza. “Bak,” dedi karısına. “Beğenmediğin araba iki yüzü gördü, daha da çıkıyor.” Kadın ufak bir çığlık attı. “Dur,” diye bağırdı, “kaza yapacaksın, dur artık yavaşla.” “Yok,” dedi adam, “daha değil.” Elinin altındaki direksiyon simidi titreyene kadar devam etti gaza basmaya. “Tamam,” diye inledi kadın büzüldüğü yerde. Titriyordu. Sesi değişmiş, yalvarır gibi çıkıyordu şimdi. Ağladı ağlayacak. “Anladım hatamı. Özür dilerim. Ne olur dur. Bir daha yapmayacağım.”

Adam ayağını gazdan çekti. Hızını yavaş yavaş düşürmek için frene dokunmaya başladı. Fren tepki vermedi. Yüklendi frene. Faydasız. “Fren,” dedi, “fren patlamış.” Kadının gözleri yuvalarından çıkacak gibi büyüdü. “Şaka yapma, çok korkuyorum, durdur şu lanet olası arabayı diyorum sana!” Adam panikle tekrar tekrar basmaya başladı frene. “Şaka yapmıyorum,” dedi. “Allah kahretsin,” diye çığlık attı kadın öfkeyle. “Ölmek istemiyorum.” Bağırmaya başladı. Elini kolunu nereye koyacağını bilemedi.

Kadının gözlerinin değdiği her yer alev alacak neredeyse. Bakışlarını iki yakasında hissetti. Zehirli ok gibi. Neden sonra üzerlerine çöken kısacık bir sessizliğin ortasında zaman uzadı. Arabanın içinde. Uzadı, esnedi, genişledi, sığmadı kapalı pencerelerin içine. Kuşlar dışarda çıldırmışçasına sesler çıkardı. İri yağmur taneleri düştü arabanın üstüne. Sert. Hızlı. Rüzgârla birlikte savruldu. Boğuk bir patırtı duyuldu.

“Allah kahretsin,” dedi kadın. Kapıyı sertçe kapattı. “Uyuyor musun sen?” diye sordu adama. Adam, nerede kaldın der gibi saatini gösterdi. “Anca hazırlandım. Ne o, hesap mı soruyorsun bana?” Gözleri pusudan çıkmış bir hayvan gibi, gözbebeklerindeki yalımdan ateş çıktı çıkacak. “Üşüdüm,” dedi. “Klimayı neden açmadın?” “Açtım,” dedi adam. “Hayır, arabaya bindiğin gibi klimayı açacaktın. Isınmamış içerisi. Hep senin yüzünden hasta oluyorum.” Adam oturuşunu bozmadan karısına baktı. “Şimdi ısınırsın merak etme.” Kadın bacak bacak üstüne attı, kucağına koyduğu çantasından çıkardığı ojeyi parmaklarına sürerken adama çıkıştı. “Ne bekliyorsun öyle bön bön? Offff. Allah canımı alsın da kurtulayım senin elinden. Aptal aptal bakacağına hadi çalıştır da gidelim.”

Silik bir gülümsemeyle hareket etti adam. Anayola çıktı. Karısı konuşmaya devam ediyordu. Yol açıktı. Hafif gaza yüklendi. Sonra biraz daha…

Editör: Hatice Akalın

Latest posts by Murat Yüksel (see all)
Visited 1 times, 1 visit(s) today
Close