Çocuk edebiyatının sıklıkla düştüğü elim durum “yalnızca çocuklar için yazıldığı, farklı bir edebi tür olduğu” kanaatlerinden kaynaklı. Oysa nitelikli bir çocuk kitabı, okuma alışkanlığı olmayan bir yetişkinin yolunu bile kitapevlerine, sahaflara düşürür. Ruhunu gençleştirir, zihnini arındırır. Yetişkinler dünyasında bulunan düşler krallığının üzeri pas tutmuş kapısını aralar. Bu sebepledir ki çocuk edebiyatı yalnızca çocuklar içindir diyemeyiz. Büyümeyi reddeden tüm yetişkinlerin yaşı ve zamanı olmayan bu kitaplarla tanışması gerekmektedir. 

1. Bunun Adı Findel

Dilin canlı ve dinamik bir yapı olduğunu en güzel örnekleyen eserlerden biri olan Bunun Adı Findel, Nick adında haylaz bir öğrencinin dil bilgisi öğretmenine karşı başlattığı amansız mücadeleyi anlatır. Nick, aslında sosyal bir deneyin içindedir. Toplum tarafından kabul gören yeni sözcüğü, üreten olmanın verdiği gurura kapıldığından tecrübeli öğretmen Bayan Granger tarafından ustaca kurgulanan oyunun galibinin esasında öğretmeni olduğunu fark edemez. 

Kötü polisi oynayan Bayan Granger yıllardır hayalini kurduğu o büyük ateşin fitilini yakarak manzarayı sonuna dek zevkle izler. Aslında ilk kıvılcımı çakmak için sıra dışı bir öğrenci olan Nick’in sorgulayan ve eleştiren muzip tavırları ona en büyük desteği vermektedir.

“Güneşin doğuşu gibi şeyler engellenemez,  tek yapabileceğin izlemektir.”

2. Sadako ve Kâğıttan Bin Turna Kuşu

Turna kuşunu bilir misiniz? Bir Japon efsanesine göre bin yıl yaşadığı ve şifa dağıttığı söylenir.  Oysa turna kuşu Sadako’ya şifa vermez, ancak katladığı her kâğıtla umutları ve yaşama dair inançları katlanır Sadako’nun. Tüm hayali atletizm müsabakalarına yeniden dönmek, ailesiyle geçirdiği huzur dolu dakikalarla kavuşabilmek olan bir kız çocuğunun hayata tutunuşunun tırnak izlerini benliğinizde hissetmemek imkânsız. Hatta bu izlerin, içinizde kabuk bağlamadan bir müddet kanaması muhtemel.  

Azim ve bedel ödemek üzerine Sadako özelinde okuduğumuz bu romanı, genelinde bir milletin var olma çabası olarak gördüğünüzde insanoğlunun birbirine verdiği zararın boyutlarını tartmış oluyorsunuz. Kalp ağrıları ise mirasınız.

“Bu bizim haykırışımız,
Bu bizim duamız;
Hâkim olsun dünyaya barış.”

3. Babam Süt Peşinde

Evde biten sütün ardından yola düşen babanın başına gelen olayları okuduğunuzda süt almanın oldukça karmaşık bir eylem olduğunu düşünebilirsiniz. Bir babanın başına gelen olaylar, fantastik bir filme ya da bir bilim kurguya dönüşecek kadar heyecanlı ise bundan sonraki yolculuklarında kim ona eşlik etmek istemez ki…

Düş gücünün sınırlarını zorlayan kitapta dinozorlar, korsanlar ve vampirlerle zaman ve mekân kavramını yitiren maceraperest babanın sürükleyici öyküsünü okuyorsunuz.

“Hayatlarınızın geri kalanını artık var olmayan bir evrende geçirmek istemiyorsanız, her şeyi eski haline döndürseniz iyi olacak.”

4. Kelebek Aslanı

Michael Morpurgo yaşadığı dönem itibari ile savaşın psikolojik çözümlemelerini yapabilmiş ve tüm bunları eserlerinde ustalıkla kullanabilmiş bir yazardır. Kelebek Aslanı isimli eserinde yaptığı tahlillere hayvanlarla çocuklar arasında kurulan bağın sınır tanımaz gücünü de ekleyerek yola devam eder. Afrika’da yaşayan Bertie’nin gördüğü ilk andan itibaren sadık bir sevgiyle bağlandığı beyaz aslanın,  kıtalar arasındaki yolculuğuna Bertie’nin umutlarını ve hüzünlerini de yükler. Tutkunun en masum halini gözler önüne sererken dostluk kavramını dar kalıplara sığdırmaz.

Hikâyeye üçüncü bir göz ekleyerek olay silsilesinin cazibesini arttırdığını ve okuru bu üçüncü kişi üzerinden şaşırttığını söylemek sanırım yanlış olmaz.

“Bunu hatırlamak zordur bazen ama bulutların ardında her zaman bir güneş vardır ve bulutlar er ya da geç mutlaka dağılır.”

5. Sirk Kızı

İpek saten elbiseler, parlak ışıklar, akrobatlar, kalabalık seyirci toplulukları altında geçen bir çocukluk… Şehir şehir gezen bir sirkin şaşalı hayatından belediyenin çocuk koruma evine uzanan bir yolculuk. Sıradanlıktan oldukça uzak, Sirk kızı Rüya’nın sattığı, alıcısı bulunmayan gazeteler kadar hüzünlü ve eşikleri kuvvetli bir hikâye. Aile bağlarını ve insanoğlunun bu bağlara olan ihtiyacını gizemli ilmeklerle kurgunun içine yerleştiren yazarın ördüğü romanın kuytularında,  geçmişin satır aralarında kaybolan sitemkâr bir genç kız ile karşılaşacaksınız. Çocukluğu ile arasına buz dağları kadar yüksek mesafeler girmişken, bu dağları eritmenin heyecanını onunla birlikte duyacaksınız.

“Rüyalar başına buyruktur. Sen seçemezsin, o seni seçer. Geceleri gökyüzünde köpüksü baloncuklar içinde dolanırlar.”

6. Ağacın Hafızası

Jan ve Joan ağaçların dallarından sızan reçineyle birbirine tutunmuş dede torun ikilisi. Reçinenin hammaddesi ise şefkat.  Zira o,yaşamın erken yıllarında da son yıllarında da insanoğlunun kendini güvende hissettiği limanlardan biri.  Hasta bir dedenin unutmadan evvel tüm anılarını miras bırakmaya niyetlendiği torunu ile yaptığı okul yolu sohbetleri, küreselleşen modern dünya algısına bir fasıla verebilecek kadar anlamlı. Aile kavramını,  görev tanımlarından kurtarıp sevgiyi köklerine zerk ederek onun ruhunu ortaya çıkaran bir yapıt.

“Sağır olmayı isterdim ama sanırım öyle olsam bile onu duyardım. Çünkü bazı kelimeler bedenle söylenir ve başka bedenler tarafından duyulur, ağız ve kulaklara hiç uğramadan.”

7. Beyaz Yele

1964 Andersen ödülüne layık görülmüş, alışılmışın dışında olarak aynı isimli çekilen filmden esinlenerek yazılmış bir roman.  Asi, başıboş, özgür ruhlu bir yılkı atının, henüz on iki yaşında olmasına rağmen ağır sorumlulukları olan Folko ile olan dostluğunun öyküsüdür Beyaz Yele. Atın özgürlüğü ve Folko’nun çaresizliği çatışma yaratır ve hikâye genel olarak buradan beslenir. Atın yabani tavırları, balıkçı çocuğunu yaralasa da ona olan tutkusuna halel getirmez.

“İnsan arkadaşlarını seçebilir mi dersiniz? Elbette seçebilir. Öyle ya, Folko bataklıklarda doğup büyümüş heybetli bir atı dost bellemişti.”

8. Yeni Öğretmen

Bayan Charlotte’un Maceraları ismiyle nam salmış serinin ilk kitabı olan Yeni Öğretmen, Tony Ross çizimleriyle hayat bulmuş.  Fabrikasyon zihniyetini eğitim sistemi üzerinde yaygınlaştırmaya çalışan eğitimcilere, sıra dışı olanı kabullenemeyen topluma yönelik ince alt mesajları olan eserin ilham verici bir etkisi olduğu kanaatindeyim. Salt bilgiyi hayatın merkezine sokan gelenekçi yaklaşımın tersine, üreten, sorgulayan, düşündüren ve sevdiren bir kimlikle karşımıza çıkan yeni öğretmen, okulun acar sınıfını yola getirmeyi başarır. Bunu yaparken de öğrencilerin dünyasını zenginleştirmek gayesi güder.

  “Sözcüklerin böylesine güçlü olabileceğine hiç inanmazdım.”

9. Afrikalı Bir Fil, Jumbo

19. yüzyıldan günümüze seslenen Parlampoş ve Jumbo’nun sıcak hikâyesi vefa, dostluk, özveri gibi kavramların içini dolduran gerçek bir yaşam öyküsü.  Fillerin efendisi Jumbo’nun ülkeler arası yaptığı yolculuklarda Afrika’nın kaderini okumak mümkün.  Avrupa’nın başına buyruk, kaygısız tavırları ile Afrika’nın kutsal ve acılarla dolu savrulmalarını birlikte okuma şansı veren eserin en çarpıcı yanlarından biri de Parlampoş adındaki çocuğun, hayvanla kurduğu ilişkinin psikolojik yanlarını açıkça ortaya koymasıdır. 

 “Jumbo” artık yalnızca hikâyede geçen kahraman olmamakla birlikte, birçok dile büyük, iri anlamına gelen ismini de kazandırarak varlığını unutmaya niyetlenenlere karşı bir mücadeleye girmiştir.

“Bir şeyler kazanılıyorsa, o şeyler kaybedilebilir de. Yaşam ne kadar gerçekse, ölüm de en az onun kadar gerçektir.”

10. İstanbul’la Saklambaç

Kadim şehrin öyküsünü kendi dilinden dinlemek gibisi yoktur diye düşünüyorum. İstanbul’a özel, İstanbul için var olan tüm ihtişam, satırlar arasında okura özel bir şölen sunuyor. Kitap, Çarigrad’dan Konstantinopolis oluşuna, sonrasında ise Dersaadet’e uzanan yolculuğunda kronoloji vermekten öte, ruhu, endişeleri, korkuları, mutluluğuyla İstanbul ile tanış olmak isteyenler için görkemli bir hayat vaat ediyor.

Kızılağacından, dişbudaklarına, gürgenlerinden, çınarlarına ve baharın müjdecisi erguvanlarına selam ederken kurgunun baş döndürücü tesiriyle okura, bu güzide mekânları arşınlamak arzusu kazandırıyor. Başarılı çizer Sedat Girgin’in dokunuşları ile somutlaşan roman, İstanbul’a gösterilen bir vefa örneği gibi.

“Şehirler konuşur mu?”

“Dinlemesini bilenlerle konuşur.”

Latest posts by Vildan Sert (see all)