İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ya İstiklâl Ya Ölüm: Tarihî Dizi mi Tarih Konulu Dizi mi?

TRT1’in 16 Mart pazartesi gününden itibaren her pazartesi yayımlanan Milli Mücadele konulu yeni dizisi Ya İstiklâl Ya Ölüm, yayımlandığı ilk günden bu yana üzerine yazı yazmak istediğim bir diziydi. Lâkin bu zamana kadar pek inceleme yazısı yazmamam beni bu gayeden geri tuttu. 30 Martta yayımlanan yeni bölümünden sonra yazmak için artık kararlı hâle geldim. Ve yazıya nasıl başlayacağımı, daha doğrusu ne yazacağımı bir süre sorguladıktan sonra, şu konuya karar verdim: Yahu bu dizi tarihî bir dizi mi? Yoksa tarihten esinlenerek kurgulanmış bir dizi mi? Gelin şöyle baştan başlayalım, karakterleri bir inceleyelim.

16 Mart 1920’de İstanbul resmen Anlaşma Devletleri tarafından işgal edildi. Pek çok yere baskın düzenlendi ve ne yazık ki birçok askerimiz daha ilk saniyelerden öldürüldü. Bu gün, tarihimiz için kara günlerden bir tanesiydi. Yıllardır savaştan ve mağlubiyetlerden ve fukaralıktan yılmış bu milletin yaşadığı en üzücü günlerine bir yenisi daha eklenmişti. Fakat şimdi buraya dikkat! Ne kadar tarihimiz için üzücü de olsa, bu işgal hiç beklenmedik bir şekilde lehimizeydi. Anlaşma Devletleri, Meclis-i Mebusan’ı kapatmış, hükumeti de istifaya zorlamıştı. Geriye ise tek bir çözüm yolu kalıyordu. Anadolu’da, yeni bir meclis kurmak ve mücadeleyi başlatmak. Uzunca bir süredir bunun için çalışan Mustafa Kemal Paşa, artık gayesine ulaşmak için elini güçlendirmişti. Zaten o Amasya’da da, önceki ve sonraki günlerde de, meclisin İstanbul’da toplanmasını istemiyor, Anadolu’da bir yerde kurulan meclisin daha iyi olacağını söylüyordu. Şimdi onun sözüne gelinmişti. Paşa, Ankara’da açılacak olan meclis için gün saymaya başlar…

Dizinin ilk bölümü bu tarihî gerçekler üzerinedir. Bu bölümde, beni en çok şaşırtan karakterlerden biri de Rauf Bey oldu. Onun Mustafa Kemal Paşa’nın yerinde gözünün olduğunu bilmeyen yoktur. Lâkin fevkalade bir vatansever olan Rauf Bey, senarist tarafından abartılmış rolüyle milliyetçi kesimler tarafından beğeni kazanabilir. Sözlerim yanlış anlaşılmasın. Bir yanlışlık yok. Rauf Bey, aynı Rauf Bey. Sadece abartı düzeyi yüksek. Bu kadarı da olur, diyerek geçelim Galip’e. Darülfünun Tarih bölümü öğrencisi. Yani bugünkü adıyla benim de mezunu olduğum İstanbul Üniversitesi. Darülfünun da pek tabii işgalle kapatılan kurumlardan biridir. Milliyetçi, ele sığmaz Galip ise bir şeyler yapmalı, işgali durdurmalıdır. Söz yerindeyse, dizinin içi en boş karakteri bu Galip. Ve korkarım Galip’e taşıyamayacağı bir sürü rol yükleyecekler. Örneğin, Galip uzun boylu, yakışıklı bir delikanlı. Eh, bu fizikle dizinin romantik karakteri olmaması mümkün değil. Hem vatansever hem âşık. Durum böyleyken dizinin bu dakikaları benim açımdan sıkıcı geçiyor.

Mustafa Kemal’i canlandıran oyuncu biraz pasif görünse de dizinin ilk bölümü benim açımdan on üzerinden altı puan alarak izlenebilir damgası aldı.

İkinci bölümde, Halide Edip Hanım ve Adnan Bey’i daha çok görüyoruz. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin toplantısı ve sözde Kemal Paşa tarafından görevlendirilen bir avuç vatanseverin mücadelesi anlatılıyor ve iki saati geçkin bir süre ekranda olmasına rağmen hiç sıkmadan ilerliyor. Bu önemli bir özellik. Hem tarihî olaylar anlatılıyor, hem karakterler tek kelimeyle dramatize ediliyor, hem de sıkıcılıktan uzakta. Bu gerçekten önemli bir vurgu. Tabii birinci bölümü anlatırken aktardığım Galip olmasa, daha mı iyi olur bilmiyorum. Galip’e bu bölümde vatanseverler iş veriyor. Ne yapıp edecek Damat Ferit’in konağına girecek. Galip de bunu harfiyen uygulayacak. Lâkin âşık olduğu kadının babasına sokularak başlayacak.

Mustafa Kemal’in daha iradeli, sözünü dinleten ve attığı adımdan emin olduğunu biliyorum. Bu Mustafa Kemal, fizik açısından son yılların en başarılı Mustafa Kemal’i olsa da güçlü bir karakter çizilmemiş, ne yazık ki. Benim bu bölüme puanım ilk bölümle aynı.

Üçüncü bölümde Hulusi Paşa hükûmeti resmen istifaya zorlanıyor. Paşa, bu zorbalığa Ankara’ya zaman kazandırmak için direnir gibi görünse de, yeni bölümde sadaretten alındığını tahmin ediyorum. Tabii onun için de kolay değil. Bu bölümde İngiliz İşgal Kuvvetleri komutanlarının ekranda görünme süresi daha fazlaydı ve diziye artı bir puan olarak söyleyebileceğim şey, konuşmalarını kendi dillerinde yapıyor olmaları. Meselâ bizde pek çok tarih dizisinde, yabancı uyruklu kimseler sözümona baş karakterden daha iyi Türkçe konuşur. Kendi dillerinde konuşmaları, benim açımdan takdir edilen bir davranış oldu.

İkinci bölümdeki girişimlerini bu bölümde de sürdüren Galip Efendi, nihâyet Ferit Paşa’nın yalısında çevirmen olarak göreve başlıyor. Ferit Paşa da, artık hükûmet kurmaya hafiften başlamaya koyuluyor. Canlandırılmasına bile gönlüm razı değil, Türk tarihi böyle bir alçak karakterli bir siyasetçi görmemiştir. Tarihimizin yüz karası! Ama ne yazık ki, erkranlarda görüyoruz. Başarılı bir canlandırmadan söz edebiliriz. Öte yandan Galip Efendi tarafında aşk meşk işleri de iyi gidiyor. İzleyiciyi ekrana çekmek adına yapılan bu nevi davranışlar eksi puan diyebilirim.

Adnan Bey ve Halide Hanım, Ankara yolundadır.

Mehmet Âkif Bey de oğluyla Ankara yolunu tutmuştur.

İngilizler, Paşa’ya suikast düzenleme peşindedir. Bunu da Hint-Türk dostluğu üzerinden yapmayı planlıyorlar.

Mustafa Kemal Paşa da, sözünü geçiremediği beylere Kâzım Paşalar aracılığıyla sözünü dinletme yolunu seçmiştir. Bu hakikaten de olmuştur. Vatanın kurtuluşu için kurulmuş bir temsil heyetinin reisinin sözlerini hiçe sayan valiler, komutanlar olmuşsa da herhalde vatan kurtulduktan sonra bunun için pişman olmuşlardır.

Üçüncü bölüm ilk iki bölüme nazaran daha iyiydi. Dördüncü bölümde bakalım bizleri neler bekliyor olacak. Şu Galip Efendiler, kabadayı görünümlü Topkapılıların rollerini biraz daha düşürseler ve ekrana daha az çıkarsalar çok daha iyi olacak.

Gelelim sorumuza. Bu dizi tarihî dizi mi, tarih konulu bir dizi mi? Ufak tefek kaydırmalar ve eklemeler olmuşsa da gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki bu dizi tarihî bir dizidir. Uzun süre ekranda kalmasını umduğumuz bu yapım edindiğim bilgiye göre Ankara’da yeni bir meclis açılınca bitecekmiş.

Eksileri Nedir?

Meselâ Mustafa Kemal Paşa’yı oynayan aktörün duruş bakımından daha sert durması gerekmektedir. Senaryo gereğince Paşa’nın daha da güçlendirilmesi gerekir. Bu haliyle pasif bir karakter karşımızda.

İncelemenin büyük bir kısmında eleştirdiğim Galip’i buraya yazmasaydım yüzsüzlük etmiş olurdum. Bu karakterin derhal icabına bakılmalı, böyle önemli bir yapımda aşk konusu işlenerek “bizde illa aşk olacak” söylemlerini doğru çıkarmamalı!

Artıları Nedir?

Daha ne olsun, yabancı uyruklu karakterler kendi dillerinde konuşuyor.

Yorumlar kapatıldı.