İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Postmodern 10 Roman Tavsiyesi

Roman kavramını toptan reddeden ve artık postmodern anlatı vardır diyen bir edebi akıma dair kitap tavsiyelerinde bulunurken “roman” tabirini kullanmak da en az postmodernin kendisi kadar ironik bir durum. Fakat madem kendinden öncekiyle dalga geçen postmodern edebiyat gibi bir kavrama daha başlık kısmından parodiyle başladık, onun sanal gerçekliğine aykırı bir şekilde gerçeklikle devam edelim. Evet, karşınızda her biri birbirinden zor, anlaşılmaz, karışık, karmaşık, kaotik… İşte karşınızda tanımlanamayan romanlar.

  1. Günter Grass – Teneke Trampet (Die Blechtrommel – 1959)

Bu romanın anlatıcısı Oskar Matzerath, postmodern edebiyatta kullanılan tekniklerden biri olan “tekinsiz anlatıcı”dır. Böyle bir karakterin anlatımı hayalle gerçeği bir araya getirerek postmodern edebiyatın yine hedeflediği bir durum olan bulanıklaştırmayı sağlar. Yani tüm anlatım bir sis bulutunun içindedir. Büyülü gerçekçilik akımını hep Latin Amerikalı yazarlardan biliriz ama Alman yazar Günter Grass’a Nobel Edebiyat Ödülü’nün kapılarını aralayan bu güzide eser de bu akımın Avrupa’da başarılı temsilcilerinden biridir. 1979 yılında Volker Schlöndorff yönetmenliğinde sinemaya da uyarlanan bu kitap, postmodern edebiyatın öncü metinlerinden biridir.

2.Thomas Pynchon – 49 Numaralı Parçanın Nidası (The Crying of Lot 49-1965)

Dilimize yalnızca bu kitabı çevrilen (daha doğrusu çevrilebilen) sadece 175 sayfa olmasına rağmen okurun tabiri caizse “aklını alan” oldukça enteresan bir metin. Yıllardır ABD medyası tarafından bulunamayan yazar Thomas Pynchon, neredeyse yazdığı her eserle en zor okunan kitaplar listesine giren, postmodern edebiyatın en önemli temsilcilerinden. Postmodern delilik ve paranoya kavramlarının oldukça başarılı işlendiği, baştan sona kaotik bir anlatımla ilerleyen bu metnin nasıl bir kitap olduğunun yanıtını kendi içinden vereyim:

Benden alıyorlar,” dedi işitilmesi güç bir sesle -çok yüksek bir pencerenin yukarı uçuşarak kendini boşlukta bulan perdesi gibi hissediyordu- “teker teker bütün adamlarımı benden söküp alıyorlar. Peşine İsrailliler düşen deli doktorum kafayı yedi; LSD bağımlısı olan kocam kendi içindeki gösterişli şekerleme evindeki odaların, o sonsuz odaların, gitgide daha da kuytularına çekilip bir çocuk gibi el yordamıyla aranıyor ve geçip gitmiş olan, sonsuz uzaklaştıkça uzaklaşıyor; evlilik dışı tek sevgilim ahlaksız bir on beşliyle evlenmek için kaçtı; beni Trystero’ya götürecek en iyi rehberim canına kıydı. Neredeyim ben?”

3.Gabriel Garcia Marquez – Yüzyıllık Yalnızlık (Cien años de soledad – 1967)

Büyülü gerçekçilik akımının başyapıtı Yüzyıllık Yalnızlık romanıdır dersek sanırım bu tarzda yazılmış diğer eserlere haksızlık yapmış olmayız. Bu akım postmodernizmin yapmayı en çok istediklerinden biri olan geçmişle günümüzü buluşturması ve ayrıca mistik, büyülü anlatımıyla gerçekliği rayından çıkarmasıyla postmodern zamanın istediği birçok unsuru organik olarak içinde barındırmaktadır. Buendia ailesinin yüzyıllık serüvenini anlatan bu roman postmodern edebiyatın da çok sevilen eserlerinden birisi.

4. Italo Calvino – Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (Se una notte d’inverno un viaggiatore – 1979)

Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanı hakkında kullandığım ifadeyi, dilimize Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanı olarak çevrilen bu güzel kitap için bir başka şekilde kullanmak istiyorum. Dünya edebiyatının en iyi başlangıç paragraflarından birine imza atmış postmodern edebiyatın en başarılı metnidir bu harika roman. Postmodern edebiyatın alametifarikası olan üstkurmaca tekniğini ustaca yansıttığı, geçmişteki roman akımlarının yalnızca giriş kısımlarıyla parodisini yapıp bu şekilde romanını oluşturan Oulipo akımının büyük yazarı Italo Calvino’yu ayakta alkışlamak gerek. Edebiyatta nadiren kullanılan “sen” yani ikinci şahıs anlatıcının yer aldığı bu romanın nasıl bir eser olduğunu bence en iyi başlangıç paragrafı anlatıyor:

            “Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin. Kapıyı kapasan iyi olur; öte yanda mutlaka çalışmakta olan bir televizyon vardır. Hemen seslen ötekilere: “Hayır, televizyon seyretmek istemiyorum!” Sesini yükseltmezsen duyamazlar seni. “Kitap okuyorum. Rahatsız edilmek istemiyorum!” O gürültü arasında seni işitmemiş olabilirler, daha yüksek sesle söyle, bağır hatta: “Ben, Italo Calvino’nun yeni romanını okumaya başlıyorum!” Bunu söylemek istemiyorsan, seni huzur içinde bırakmalarını umut edelim.”

5.Umberto Eco – Gülün Adı (Il nome della rosa – 1980)

Bir İtalyan yazardan başka büyük bir İtalyan yazara geçiş yapalım. Nobel Edebiyat Ödülü’nü almamasıyla günümüzde hala konuşulan bu değerli yazarın çok satılan, çok sevilen ve dilimize Gülün Adı olarak çevrilen romanı, postmodern edebiyatın önemli özelliklerinden biri olan tarihin arka fon olarak kullanılması unsurunu oldukça başarılı bir şekilde yansıtan “postmodernist tarihi roman”dır. 1986 yılında Jean-Jacques Annaud tarafında sinemaya da uyarlanan bu önemli eserde, postmodern edebiyatın çok sevdiği polisiye türü de başarıyla işlenmiştir.

6.Tom Robbins – Parfümün Dansı (Jitterbug Perfume – 1984)

Antik Yunan mitolojisinin önemli figürlerinden Pan’ın yer aldığı bu metin, farklı zaman dilimlerinde at koşturmasıyla gerçeklik ve zaman kavramlarının kırıldığı, fazlasıyla özel bir postmodern roman örneğidir. Karakterlerle birlikte çağlar boyunca yol aldığımız bu roman, gerçeküstü ögelerle bezenmiş farklı anlatımıyla postmodern edebiyatın başarılı metinlerinden birisidir.

7.Patrick Süskind – Koku (Das Parfum – 1985)

Parfümün konu edildiği bir kitaptan bir başkasına doğru yol alıyoruz. 18. yüzyıl Fransa’sında geçen bu roman, Dünya edebiyatının başarıyla yaratılmış anti-kahramanlarından kurmaca karakter Jean-Baptiste Grenouille’le tarihin arka fonunda bizi küçük bir yolculuğa çıkarıyor. Bu kitap, Almanların Goethe’nin Genç Werther’in Acılarıyla bildiğimiz Bildungsroman (oluşum romanı) çizgisinde başlayıp daha sonrasında detektif, cinayet, mistik, korku gibi roman türlerinin bir arada işlendiği postmodern edebiyatın önemli unsurlarından biri olan “türlerin karnavallaşması” kavramını başarıyla yansıtan bir romandır. Gerilim unsurunun roman boyunca belirli bir dozda devam ettiği bu güzel eser, kendisini Koş Lola Koş filminden bildiğimiz meşhur Alman yönetmen Tom Tykwer tarafından 2006 yılında Koku: Bir Katilin Hikayesi adıyla sinemaya uyarlanmıştır.

8.Orhan Pamuk – Kara Kitap (1990)

Postmodernizm denilince Türk edebiyatının en önemli yapıtlarından biri olan ve yayımlandığı günden beri eleştirmenlerce olumlu olumsuz üzerine pek çok söz söylenen bu roman, yazarı Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında belki de en çok pay sahibi olan eseridir. Doğu’nun kadim metinleriyle özellikle de Şeyh Galip’in Hüsnü Aşk eseriyle metinler arası bir düzlemde yer alan bu kitap, üstkurmaca tekniği, parodi ve postmodern oyun kavramlarının oldukça güzel bir şekilde uygulandığı oldukça kaliteli bir edebi eserdir. Yazarın beş senede yazdığı bu roman için Türk edebiyatının da en önemli romanlarından birisi demek sanırım abartı olmayacaktır.  

9.Roberto Bolano – 2666 (2004)

Şilili yazar Roberto Bolano’nun erken yaşta ölümü nedeniyle bitiremediği fakat 992 sayfalık hacmiyle bayağı geniş bir eser olan bu roman postmodern edebiyatın 21. yüzyılda yayımlanan en önemli metinlerinden biridir. Birbirine incecik iplerle bağlı beş bölümden oluşan bu roman, dört akademisyenin Benno Von Archimboldi adında nerede olduğu bilinmeyen bir yazarın peşinden sürüklenişiyle başlamaktadır. Sanki birbiriyle hiç bağdaşmayan bölümlerle devam eden bu hacimli kitap, cinayetlerle dolu tekinsiz bir anlatıya bürünüp çok enteresan bir şekilde başlangıç hikayesine geri dönmektedir.

10.İhsan Oktay Anar – Suskunlar (2007)

Daha ilk romanı Puslu Kıtalar Atlası’yla Türk edebiyatına damgasını vuran yazarın, bana göre postmodern anlamda zirve eseridir Suskunlar. Listede bulunan bazı kitaplar gibi hem tarihi arka fon olarak kullanan hem de büyülü gerçekçi bir anlatımı olan bu metin, “Muhteşem Neyzen Bâtın Efendimiz’in mahdumu Zahir” gibi birçok sembolik ifadeyi barındıran kurmaca karakterleriyle edebiyatımızın farklı romanlarından biridir. Müzikle edebiyatın sayfalar boyunca buluşmasının yaşandığı, Mevlevilik ve pek çok dinsel unsurun yer aldığı bu roman mistik anlatımıyla bizlere, Osmanlı zamanından bir kesit sunuyor.

Latest posts by Turhan Yıldırım (see all)

Yorumlar kapatıldı.