Hayatla mayanız tutmadı
Siz barış adalet hak istediniz
Kaldığınız şehirler gürültü yığdı planlarınıza
Kirli hava döküldü yüzünüzden
Hem de her sabah sıkılmadan
Koca bir dağ hayal ettiniz
Buruşuk sokaklarda küfürler çiğneyerek

Yerle gök arasında suç unsuru bir yaraydı yüzünüz
Yaslı kadınlar kendi kalbine inerken
Hep yokluğu düğümlediniz kuşların arkasına
Bulut gizlendi istediği elbiseyi alamayan çocuğun kalbinde
Birileri hastalığı çizdi yüzünüze terk edilme rengiyle
Sivil örümcekler haykırdı suçunuzu
Cilalı yollarda kar boran geleceğiniz
Hiçbir dili tam öğrenmeden
Ustası oldunuz yalanların 

Nefretin pimini çekip hayattan
Kininizden uzaklaşmadınız
Kimi çağırsam kayboluyor
Çürük geçmişini tarif ederken

Ufuklara hiç gidilmemiş
Çünkü korku gömüyor gözlerinizi

Mutluluk ihanetin sessiz provası
Yalansız yaşanan aşk yok mutlaka
Dünya ortasından iğne oyalı
Kimsenin soğuğu kesilmez kalbinden
Anılar kendinden kaçıyor
Sevilmeyen cenazeye saygı gibi
İnkârcı kapılarda açılıyor
Sahte sözcükler
Kangren olmuş saçlarında ocak soğuğu

Boş sayfaları hangi silgi kurtarsın
İntihar ederken günbatımında yangınlar
Yalan rüyalarını dilini çalıyor
Gülmeyen yüzlerde ormanı unutan akşam

Takvimler namazlara dokunur nefes nefes
Hayat gittiği istikamete varmadan ıslık çalıyor mezarlar
Ölümün soğuk yüzünü ısıtmıyor soğuk kombiler de
Büyüklerin öğütleri ve küçüklerin gözyaşları arasında
Ölüm hep erken gelir 
Ölen geç kalmaz asla 

Nisan 2020

Latest posts by Rıdvan Yıldız (see all)