Teşekkürler Mahperi Hanım. Her şey yolunda mı demişsiniz son mektubunuzda. Evet tabii. Yolunda tüm herkes, her şey… Ben de kendim çıktım yine bir yola. İnsanın ruhu vücudunun en bitkin bölümü. Sona doğru sürdüğümüz arabanın direksiyonunu sağa sola kırarak zaman kazanıyoruz belki de. Ama olmalı tabii bunlar. Kendimleyim yine. Bu harika. Çalışmıyorum herhangi bir işte, yok öyle sıradan bir amele. Bir miktar yiyeceğim ve param mevcut. Kaçtım yine buraya. Kitaplarla, doğayla baş başa. Yürüyüşe çıkıyorum arada ağaçlıklara doğru. Kimi zaman bir patika ortasında kimi zamansa henüz kurumamış çamurla… 

Sayabildiğim kadarını sayıyorum ardı arkası kesilmeyen, bitmek bilmeyen farklı kuş seslerinin. Gökyüzü koyu mor bulutlarla kaplandığında görseniz bir de burasını. Çatıya çıkıyor, korkuluklara hafif yaslanıyor, bir yandan içkimi yudumluyor, bir yandan eşsiz manzarayı seyre duruyor; birbiri ardına düşlere kapılıyorum. Biraz ıslanınca kendime geliyor, doğrulup ağır adımlarla merdivene yöneliyor, antreyi geçip içeri giriyorum. Kulübem tam tepede. Bu yüzden yakınım yani onlara. Bulutlara. 

Saçlarımı havluyla kurulayıp şömineye birkaç parça odun attım şimdi. Şükür ki ateş henüz sönmemişti. Şimdi canlanır, ortalık biraz yatışır. Bilirsiniz serin biraz; günlerden yine sonbahar, eylül doğduğum ay. Penceremin önünde duran sandalyeye geçip oturdum. Kafamı cama dayayıp gökyüzüne baktım yağmur damlacıklarının arasından. Kim bilir nerelerden gelip değiyorlardı cama. Asılı kalır gibi yapıyor süzülüp gidiyordu sonra bazıları benim gibi bir başına. Teşekkür etmek istedim yağmura ve ettim de sonra. Benim için, bu yazıya yağdığı için…

Yazıyor musunuz hala diye sormuşsunuz. Evet halen yazıyorum ve yazacağım da. Okumak iyidir ama yazmak çok başka. Yıllardır insanların renkli, sesli, kasvetli şehirlerin ortasında gerçek dünyadan ziyade kafasında canlandırdıklarında yaşayan, derin sularında boğulan veyahut aydınlığa yol gösteren ışıklarına kapılan sürüyle insan tanıdım. Ve evet dün gece de diğer geceler olduğu gibi uyumadım pek. Taş gibi yuvarlanıp yaşamaktansa uykusuz kalmak iyi. Hem alıyorum uykumu ben. Biliyorum gece uykusu sağlığa daha yararlı ama. Bazen kanepeye uzanıyor, gözlerimi kapatıp elimi alnıma götürüp ovuşturuyor en sonunda salıveriyorum kollarımı iki yana. Yazdıklarımı anlamadığınızı söylüyordunuz bazen. Yine değinmişsiniz bu konuya laf arasında. Boşverin, bazen ben bile anlamıyorum ki kendimi bir başkasına nasıl anlatayım. Sonsuzluğa gidersem eğer kapımı kırıp içeri girsinler, her yeri karıştırıp yazdıklarımı bulsunlar. Beni satırlarımda yaşatsınlar. Yine tutamadım şu kendimi. Negatifliğe gerek yok. İnanın bana bitmez hiç umut. Ne de olsa şiirler var, mektuplar var, kediler, çocuklar, sokaklar. Hava karardığında sahile uzanan ışıklı yolda, kaldırımın kenarından lambaların altında yürüyen çiftler var. Birkaç adım ötede martıların bir numaralı arkadaşı; pantolonunun değmediği bank kalmayan yalnız adamlar var. Köşe başlarında seyyar satıcılar… 

Gün doğmadan batar güneş bazense yükselir insanın başucundan. Onlar gibi olmasanız bile elinizde çokça rol var. Bitmemişliği öğreneceksiniz ister istemez. Eve geldiğinizde bir şarkı mırıldayıp beyaz önlüğünüzü takıp birbirinden güzel, enfes yemekler pişirirken. Desenli terliklerinizi ayağınıza geçirip balkona çiçekleri sulamaya çıktığınızda kafanızı aşağıya uzatıp caddeye şöyle bir göz gezdireyim derken ekmek almaya giden Kırdar amcayı, okuldan gelen çocukları izleyedururken. Sonra masanın üzerini ıslak bir bezle silip, salonu toparlayıp ardından yatak odasına geçtiğinizde nevresimleri değiştirirken gözlerinizin uçlarına sarkan saç tellerinizi nazikçe kulaklarınızın ardına iterken. Pencerenin altından sarkan saçağın üzerine güvercinler aç kalmasın diye yiyecek bir şeyler serperken. Akşam olunca mum ışığında yemek sonrası kahvenizi yudumlayıp kırk yılı değil de bir ömrü kilitlerken. Tekli koltuğunuzda arkanıza yaslanmış çalan plağı dinlerken, uyuyakalırken…

Anlayacaksınız içten içe bitmemişliğini, daima sürüp gittiğini hayatın. Ne diyebilirim ki daha size. Kelimelerin her  zaman her şeyi anlatmaya yetmediği ve anlatılmak istenen şey için konuşmanın pek de gerekmediği şu yerde.Hem halden anlayanlar hissedermiş. Ne iyi ettiniz de yazdınız. Kendinize çok iyi bakın demeyeceğim çünkü baktığınızı biliyorum. Aydınlık bir günde rast gelmek dileğiyle. Şimdi saate göz ucuyla baktım da yine gece yarısı olmuş burada. Doğrusu ne ara oldu anlamadım da. Siz, güzel uyuyun tüy gibi hafif kalkın yatağınızdan. Yarınınız güzel geçsin. Güneşin güzelliği yüzünüze yansısın. Ben yine bu geceyi sabaha bağlarım kalem, kağıt ve birkaç kadeh şarapla. Kafamın içinde gecenin en yoğun anında doğan, karanlığın tüm gizemini açığa vuran ışıkla.

Latest posts by Osman Cenk (see all)