Yazar: 12:19 Röportaj

İsmail Güzelsoy ile 5 Soru – 5 Cevap (Ne dersiniz)

Değmez kitabının yazım sürecinden bahseder misiniz?

Değmez, Fennî Sihirler serisinin ilk romanıdır. Geniş bir coğrafya üzerinde ve sıklıkla yön değiştiren bir kurguyu izleyen, kalabalık bir kadronun hikayesidir bir bakıma. Ölümsüzlük peşinde bir gizli cemiyetten, “İştiraki” fikirlerle yola çıkan adanmış insanlara uzanan bu romanın arka planında, dizinin diğer kitaplarında olduğu gibi, kadının özgürleşme çabası yer alır. Fennî Sihirler, bu coğrafyanın erdemli yanları kadar yıkıcı eğilimlerini de anlamaya ve anlatmaya adanmış bir seridir. Değmez’de, az önce sözünü ettiğim o adanmışlık halinin yanında, dünyanın en gelişkin matbaalarından birinin saçma sapan bir nedenle binlerce yağmacı tarafından tahrip ediliş öyküsü de anlatılır. Diğer romanlarıma göre, bütün o kasvetli arka plana rağmen aydınlık ve umutlu bir hikayedir Değmez.

Genç yazarlara nasıl tavsiyelerde bulunursunuz? Yayınevlerinin genç yazarlara karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genç yazarlar için her zaman, herkesin söylediğini bir kez de ben tekrar edeceğim: Düzenli yazmak ve okumak zorundayız. Düzenli yazmak, uzun ve sıkıcı bir yolculuk olarak anlaşılıyor genelde, benim kast ettiğim bu değil. Beş dakika ile başlanabilir ve iyi bir süredir. Günde beş dakika, üzerinde yaşadığımız gezegenin dışına çıkıp, tarihsel bir varlık olabilmeyi, meramımızı o beş dakika için bile olsa dile getirmeye çabalamak bizi başka bir boyuta taşıyacaktır. O beş dakikanın bize yaşatacağı hazzı keşfettikten sonra, kendiliğinden genleşip hayatımızın diğer alanlarda da kendini hissettirecek yeni bir oluş haline dönüşecektir. En azından içinde yazma, derdini yazarak ifade etme arayışında olanlar için bunu garantileyebilirim.

Okuma sürecinde de iyi ve kötü kitapları çok dikkatli incelemek, bir romanda neyin iyi, neyin kötü olduğunu keşfetmeye çabalamak olağanüstü işe yarayan bir otodidaktik bir süreçtir. Başka türlü söylemek gerekirse, yalnızca iyi romanları okumak bir yere kadar işe yarar, iyi yöntemdir ama kötü romanları da incelemek, iyi ile kötü arasındaki farklar üzerine kafa yormak müthiş bir içgörü kazandırır bize. Kötü eserlerden kaçmak, bir okur için gayet anlaşılır bir dürtüdür, estetik bir haz arayışında “kötü”nün yeri olmaz zaten ama bir yazar namzeti için “kötü”de neyin kötü olduğunu keşfetmek, iyi bir şeyler üretebilmek için müthiş bir malzeme olabilir. Teknik bir öneride bulunmak gerekirse, bir zamanlar benim uyguladığım yöntemden söz edebilirim. En sevdiğim ve en sevmediğim romanları alıp bunlarla bir süre halvet oldum bir dönem. Uzunca bir zaman, her iki romanda da iyi, olgun, heyecan verici ve kötü, sıkıcı, iç bayıcı bölümleri bir deftere kaydettim. Bu çalışma bana tahmin ettiğimden fazlasını öğretti. Başlangıçta şamata olsun diye kendi kendime oynadığım bu oyun, giderek bir edebi eseri ölçümlemede daha önce üzerine kafa yormadığın tekniklere ulaşmama vesile oldu. 

Yayınevlerinin statüsü çok karmaşık. Bir yanıyla kültür hizmeti veren; fikir, sanat, estetik alanda kanaat belirleyen, yönlendiren kurumlar bunlar ama aynı zamanda giderek bir kaos ortamına dönen bir ticari yükümlülüklerle de baş edebilmek zorundalar. Kâğıttan pigmente, enerjiden depo kiralarına varıncaya kadar, neredeyse tüm kaynakların dışa bağımlı olduğu bir piyasa düzeni içinde yayınevlerinin giderek daha temkinli davranacağını öngörmek büyük bir kehanet olmasa gerek. Genç yazar adayları, en azından bu karmaşa zamanlarında dergilere, dijital yayın mecralarına yönelerek hem zaman kazanabilir hem de kalemini sınama şansı bulabilirler. Krizi imkana çevirmeye girer mi bu, tam olarak söyleyemem ama kalem sivriltmek için yeni mecraları da hesaba katmakta fayda var bence.

İsmail Güzelsoy yazarlık serüvenine nasıl başladı ve bu serüvenden bize neler anlatır?

Yazma yolculuğuma kısa öykülerle başladım. Yaklaşık 2000 yılına kadar hayatımı kazanmak için çalışırken defterler dolusu notlar biriktirdim ve bu tarihte kendimi emekli etmeye karar verdim. O zamandan sonra da, yaklaşık on beş yıl boyunca biriktirdiğim notları elden geçirip romanlaştırmaya başladım. Daha devam ediyor, kabaca yirmiye yakın roman daha var o notlarda. Bu defterler, bir zamanlar adına “ben” dediğim, edebiyata adanmış bir gençle yaptığım sohbetler bir bakıma. Oradaki her fikri, öneriyi olduğu gibi kabul ettiğim, paylaştığım ve sürdürdüğüm söylenemez ama o heyecanı yeniden hissetmek, onunla savrulmak çok güzel ve besleyici.

İsmail Güzelsoy kimdir?

🙂

Sizin için ayrı yeri olan, yakanızı bırakmayan kitaplar ve kahramanlar hangileridir? 

Pek çok edebiyatçı gibi ben de Dostoyevski hayranıyım. Sadi-i Şirazi’nin Bostan ve Gülistan’ı, Fuzuli, Nâzım, Orhan Kemal, Gürpınar, Borges, Balzac, Marx diye giden çok geniş bir perspektife bakarak yol aldım bugüne kadar. Pencere ne kadar büyük olursa ufku o kadar iyi görürsün. Şu şucudur, bu bucudur, şu şöyle inanır, bu böyle inanmaz gibi bir derdim olmadı. Edebiyatı dert edindiğiniz zaman edebiyatçılar ayrıntıya dönüşür. Kendinizi bile edebiyat tarihi içinde bir ayrıntı olarak görmeyi öğrenirsiniz bir zaman sonra. İlk zamanlar yazıp çizdiğini abartır insan, doğaldır, olması gereken de budur belki de ama bir süre sonra uzun bir zincirin içinde küçük bir halka olmanın ne kadar heyecan verici olduğunu keşfedersiniz. Sanırım şu aralar böyle bir yerdeyim. Edebiyat uzun, hayat kısa.

Visited 24 times, 1 visit(s) today
Close