Yazar: 19:45 Öykü

Gecikmiş Bir Akşam Uykusu

Sağ taraftan, yukarıya, dar merdivenleri takip etsen Bakırcılar Çarşısı. Caddeye ihanet etmiyorsun. Sapmadan, emin adımlarla. Otuz metre sonra kaçak sigara satan bir işportacı, iki parmağının arasında bir kalem. Bağırıyor sana. “Bi bakele!” Bakıyorsun. Daha önce hiç görmemiştin böylesini. Sigara içmediğin halde bordo renkli iki paketi aldın bile. İçinden geliyor, açıyorsun paketleri ve dağıtıyorsun etrafındakilere. Kimisi tereddütle alıyor, kimisi alır almaz yakıyor, fark etmez, caddede dağılıyor, havada eriyor…

İşportacı suratını asıyor, kalemini tablaya fırlatıyor. Rahatsız oluyorsun bakışlarından.

“Bıraktığımdan beri elimde buruştururum bunu.”

“Neden ki?”

“Bana sigarayı neden bıraktığımı hatırlatıyor.”

Hatırlıyorsun bunları. Annenin suratını, komşunun gülümsemesini ve babanı, bembeyaz.

O günkü gibi yağmur başlıyor. İşportacı tablasını toplayıp yolun karşısına geçiyor. Artık bakmıyor senden tarafa. Yine de kaçıyorsun oradan. Alışkanlık.

Bir anda kendini Bakırcılar Çarşısında buluyorsun. Merdivenleri çıkmamıştın oysaki. Paketi cebinden çıkarıp bir tane yakacak oluyorsun. Sonra sigara içmediğin aklına geliyor. Başlayacak bile olsan paket boş.

Bakır semaverlerden birine çarpınca dükkânın sahibi dışarı çıkıyor, seni içeri buyur ediyor. “Tanıdın mı beni,” diyor gülümseyerek.

“Tanıdım.”

Tanımıyorsun.

“İlkokuldaki öğretmenin yahu. Şevket öğretmen.”

Avucunun içi sızlıyor. Tanımıyorsun. Ama adamın suratında kalıyor gözlerin. Son dersin bitmesini bekleyen bakışlar. Çıkmalısın buradan. Nereye peki? Eve mi?

Evde her akşam kahve yapılır. Birazdan okul dağılınca işportanın başına geçersin yine. Zoraki. Kahve tercihen. Ama yaşın müsait değil. Hızlanıyorsun tablayla, sigaralarla, çocukluğunla beraber. Koşar adım büyüyorsun. Arkanda zabıtalar. Müdür yardımcısının komutuyla adımlar dağılıyor, havada eriyor… Akşamın bordo merhabası. Annenin elinde boş, buruşturulmuş bir sigara paketi. Elinden tutunca akşam oluyor.

Dükkânın önüne çıkmanla beraber onu buluyorsun karşında. Meğer seni takip ediyormuş. Sivil gibi. Elinde kalem. Gülüyorsun. Gülüşünden alınıp burnunun üzerine resmi bir yumruk konduruyor. Tepsi elinden düşüp taşların üzerinde şıngırdıyor.

Sen de işportacının burnuna konduruyorsun bir tane. Bordo merhabalaşmanız tepsiden yansıyıp yumruğunu parlatıyor. Okul önlüğünle tekerleklerin arkasında buluyorsun kendini. Babanın sigarası gibi sönmeyen bir ufuk var. Akşam gecikmiş.

“Yatakta sigara içme diye kaç kere dedim dangalağa.”

Annen bir çorba yapıyor. Mışıl mışıl uyuyorsun.

“Kendisini değil,” diyor annenin arkadaşı sen uyurken. “Şu küçüğü yaktı asıl.”

Yumruklarınız tükendiğinde işportacı ile beraber kaldırım taşlarının üzerinde birer sigara içiyorsunuz. Tekrar yağmur bastırıyor. Sigaralarınız ıslanıp sönünce mazgalın dibini boylayacak. Siz de caddeye ihanet etmeden yolunuza bakacaksınız.

Editör: Gülhan Tuba Çelik

Mümin Can
Latest posts by Mümin Can (see all)
Visited 16 times, 2 visit(s) today
Close