Kapıyı çekip çıktığında yüzünü bir daha görmek isteyip istemeyeceğinden emin değildi. Çok mu sert çarpmıştı kapıyı? Fazla anlam yüklenemezdi aslında bir kapıya. Ama kadın için çok şey demekti. Bir gün bile sesini yükseltmemişti oysa ki. Kapıyı sertçe çekip çıkmak da neyin nesiydi? Yüzünü bir daha görmek istemeyebilirdi ama sesini de mi duymak istemeyecekti? Kendinden ilk vazgeçtiği gündü; az önce çektiği kapıyı yavaşça açıp içeri girdiği gün. Hayatının her damlasına dahil ettiği ve her damlasına dahil olduğunu sandığı adam, az önce ‘gidiyorum’ dediğinde kadının yüzüne bile bakmamıştı. İyi mi olmuştu? Baksa gidebilir miydi bilmiyordu. Kendinden kaçıncı vazgeçişi olacaktı bu? Şimdi yağmurda yürüdüğü bu sokakta koşan insanlar gibi olmak istiyordu. Evde bırakıp çıktığı adamı hiç tanımamış olmak; başka dertler uğruna yağmur altında koşabilmek istiyordu. Fakat koşmak yaşamdı. Kadın sadece yürüyordu. Artık geri dönmeliydi gerçek yaşama. Eve dönmek? Bunu yapamazdı. Kapıyı sert çarpmıştı çıkarken. Keşke o kadar sert çarpmasaydı. O kadar kızmış mıydı gerçekten? Gerek var mıydı? Yağmurla birlikte gözyaşlarının da tadına bakıyordu şimdi. Hem duru su hem de tuz tadı alıyordu. Tuz sevmezdi. Yemeklerinde de hiç kullanmazdı. Ondan mı sevmemişti acaba kadını? Çok mu kötü yemek yapıyordu? Peki niye hiç söylememişti? Hayır yemekleri güzeldi. Sevmiyorsa başka bir nedeni olmalıydı. Geçenlerde çok suskun kalmıştı kadın. İşe canı sıkkındı aslında. Peki ‘O’ üstüne mi alınmıştı? ‘Donuk kadın’ diye mi düşünmüştü? 

Bir insan diğerini sevmiyorsa, sevilmeyen ne yapabilirdi? Bunun yolu neydi? Öylece kadın da onu sevmeyi bırakamazdı ya… Bırakmak da istemiyordu. Kadını öyle değiştirmişti ki bu aşk… Kapıları sert çarpabiliyordu artık. 

Yağmur altında üşüyen yavru bir köpek gördü kadın. Kim daha acınası halde diye düşündü. Köpeği nasıl olsa biri alırdı oradan. Ya kendisi? Ona acıyıp sahip çıkabilecek ne bir kimsesi vardı, ne de kendi bu yavru köpek kadar sevimliydi. Yürüyüp geçti köpeğin önünden. Tam o anda yanından geçen hızlı bir araba yüzünden kadının her yeri çamur içinde kalmıştı. ‘Allah Kahretsin’ İşte şimdi zavallıydı. Şoföre bağırmış mıydı? Kendi sesini duymamıştı. Yoksa ona da mı kızmamıştı? Gerçekten sinirli olduğu tek an az önce kapıyı çarptığı andı galiba. Geri dönmeliydi. Geri dönüp kapıyı öyle çarptığı için özür dileyip kadını tekrar sevmesi için elinden gelen her şeyi yapacağını söylemeliydi. Sokak lambasının altında; o yağmurlu loş ışıkta durdu. Evet, bunu yapmalıydı. Geldiği yoldan yürümeye başladı. Yavru köpek orada değildi. Eğer orada olsaydı onu alabilirdi, aklındaydı hala. Biri almıştı işte. Derin bir nefes aldı. Hızlandı adımları. Köpeği gördü, yolun karşısına geçmeye çalışıyordu titreyerek. Hayır, kimse almamıştı onu. O da yalnızdı kadın gibi işte! Hemen koştu caddeye köpeği almak için. Tuttu onu hevesle, sarıldı. Köpeğin kalbi avuçlarının içinde atıyor, sırılsıklam tüyleri kadına o an huzur veriyordu. Bir süre kaldı öylece. Üzerine hızla gelen aracı fark etmedi. Son anda tek hatırladığı; köpeği kaldırıma fırlattığıydı. Duyduğu son ses; az önce çarptığı kapının sesiydi.

Latest posts by Övgü Çatalpınarlar (see all)