İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Deniz Tarsus’un Ben Murtaza’sı Hakkında Kısa Bir Değerlendirme

Daha önce Can Yayınları’ndan yayımlanan İt Gözü, Ayrıkotu isimli öykü kitaplarından tanıdığımız ve kendine has kurgusu, anlatım tekniğiyle günümüz öykücüleri arasında sivrilen Deniz Tarsus’un yeni öykü kitabı Ben Murtaza, Alakarga Yayınları etiketiyle okuyucuya ulaştı.

160 sayfadan oluşan bu öykü kitabını diğerlerinden ayıran en önemli özelliği Murtaza adındaki karakterin anlattığı hikâyelerden oluşması: Yani, yine birçok öykü var, ama bunların hepsi Murtaza’nın yaşadığı olaylar. Bu hâliyle roman ile öykü arasında sıkışıp kalsa da son tahlilde, öykü türünde tasniflendirilmesinin doğru olduğunu düşünüyorum.

Öykülerdeki olayların hepsi geçmiş zamanda yaşanmış öyküler. Bu zamanın öyküleri değil. Bu nedenle yazarın daha titiz çalıştığını, arı bir dil kullandığını, hata yapmadığını görüyoruz. Öyküleri okurken, özellikle Selim Bey ile ilk karşılaşmalarında, bu dilin zenginliğine, ahengine kaptırıyorsunuz kendinizi.

Öykülere geçmeden önce: Bu öykülerin anlatıcısı Murtaza adındaki karakter dedik; ancak bunu yazıya geçiren ise, Murtaza’nın bu olayları anlattığı Selim Bey adındaki bir ikinci karakterdir. Selim Bey, bu olayları yayımlamıştır. Bu cildi ise tesadüf eseri kitabımızın ilk anlatıcısı buluyor. Biraz karışık gibi gelse de bu çok katmanlı yapı, kitabı türdeşlerinden ayırıyor. Yukarıda da değindiğim üzere, roman ile öykü arasındaki sıkışmış olabileceğini düşündürüyor. Ancak türünün öykü olduğunu bir kez daha yineleyelim.

Kitabımız üç temel öyküden oluşuyor.

Gezgin olan Murtaza gittiği her yerde bir şekilde kendisini kabul ettirir. Bu yerlerde kendisini geliştirecek, genişletecek türlü olaylarla karşılaşır. Olayları Selim Bey’e anlatırken olayları yorumlamaktan, aforizmalar söylemekten geri durmaz. Bu sözler öğreticilik amacı güdülmeden, doğrudan doğruya Murtaza’nın ölüme, yaşama, savaşa, sevgiye olan bakış açısını görüyoruz.

Birinci öyküde mucit İlhami Ziya adında biriyle yaşadığı macera ve yolculuk vardır. İlhami Bey’in sonu da doğrusu Murtaza’nın hikâyesi kadar ilginç ya…

İkinci öyküde Yula adında bir çocukla karşılaşır. Bu öyküde insanın çelişkilerden yaratıldığını bir kez daha görüyoruz.

Üçüncü öykü, hekim Agah Bey’in yanında çıraklık yapması ve Agah Bey ile cepheye kadar uzanır. Cephede ise Agah Bey’i oldukça şaşırtan bir hadise yaşanır. Cephede babasını görür ve babası Agah Bey’e bir kitap verir. Ancak cephedir, neyin ne olacağı belli olmaz. Cepheyi terk etmek zorunda kaldıkları zaman, zamanın da darlığı nedeniyle kitabı yanına alamaz Agah Bey. Hikâyenin buradan sonrası ise kitapta.

Öyküler hakkında çok fazla tatkaçıran bilgiler vermek istemiyorum. Kitabın kurgusu, tekniği hakkında bilgi verdikten sonra Murtaza’nın maceralarını, yaşanan her bir olayın insan üzerinde nasıl etki bıraktığını ve bu etkilerin insan gelişimi üzerindeki payını okuyucu kendisi görsün, amacım.

Anlatılan hikâyeyi, yazıya geçirmesi nedeniyle bu bakımdan sözlü gelenekten yazılı geleneğe geçişimize de gönderme yapılıyor.

Hikâyeleri Murtaza’dan dinleyip yazan Selim Bey’in de ufak notlarını, yorumlarını sunuyor yazar.

Gerek dili, gerek kurgusu ve gerekse de Murtaza’nın anlattığı hikâyelerin gücü okuyanı pişman etmez diye düşünüyorum. İyi okumalar.

Birkaç alıntı, okumak isteyenler için.

Tamı tamına ne iyilik edebiliyoruz ne de kötülük. İkisinden birini fevkalade becerebilsek belki bu kadar ikiyüzlü olmamıza gerek kalmazdı.

s98

Yürünen her yol adama en az bir yokuş öğretir. Cebine koyduklarına bak.

s116

İnsanı olduğu gibi sevmek kabullenmek erdem değil de nedir? Kim dört dörtlük bu dünyada, de bana mümkün mü bu ya!

s84

Kötü kişi kötü olmak için doğmaz. Kötülüğü öğrenir insan. Bulunduğu habitat neyi hak bildirirse onu uygular. Sorgulamaz. Ne demiş eski kitap, “Tanrı Firavun’un kalbini nasırlaştırdı.” Firavun ne yapsın ya Allah, gaddar olmak öğretilmiş, burada Tanrı kim? Ana baba yüreği.

s58

Latest posts by Mete Karagöl (see all)

Yorumlar kapatıldı.