BEN KEYİF ARAMIYORUM…
GERÇEK TEHLİKE İSTİYORUM,
ÖZGÜRLÜK İSTİYORUM
GÜNAH İSTİYORUM…

Aldous Huxley tarafından kaleme alınan distopya türünde olan Cesur Yeni Dünya, okuyanlarını şaşırtacak bir kurguya sahip. Distopya eserler, gelecek düzen ve yeni sistem üzerine kurgulanır. Ütopyadan ayrılan tarafı, karanlık bir gelecek senaryosu içermesidir.

Yaşadığımız yüzyılın sistemine ve sistem değişikliklerine illa ki şahit oluyoruz; ama bin yıl, belki iki bin yıl sonrasını okumak ve hayal etmek gerçekten başka bir olay. Okuduklarınız fantastik gelebilir ama sürekli gelişen teknolojiyle bunların yaşanmayacağına kimse garanti veremez. Bu yüzden distopik eserler nadirdir ve bu durumundan dolayı kanımca daha çok değerlidir.

George Orwell’in yazdığı 1984 eserinden farklı olarak Cesur Yeni Dünya’da kurgulanan dünya daha yumuşak. İnsanlar sorgulamaya gerek duymuyor ve hiçbir şeyi eleştirmiyor.

Kitabın baş kahramanı herkesin saygı duyduğu kişi Mustafa Mond; bilim, sanat, siyaset gibi konuların düzenli toplumlar için tehlikeli olduğu kanısında. Bu konuda denetçilik yapan Mustafa Mond’un sisteminde bu konularla ilgilenmeyen insanlar gerçekten daha mutlu.“Herkes herkese aittir” sloganıyla tek eşlilik, aile kurmak, çocuk yapmak gibi kavramlara iğrenç gözüyle bakılıyor ve bunları yapanlar toplumdan dışlanıyor. Kitabın içeriğine biraz daha girersek bu insanların neden böyle olduğunu anlayabiliriz.

Alfa, beta, gama, delta ve epsilon olmak üzere 5 farklı kast sistemi kurulmuş. Her embriyo kast sistemine uygun bir şekilde, ana rahmine ihtiyaç duyulmadan üretiliyor. Her kast sisteminin kendine has özellikleri var. Üretim aşamasında “Pavlov’un Köpeği” deneyi insanlar üzerinde uygulanmış ve işe yaramış. Üretim aşamasında insanlar şartlandırılarak düzene uygun biçimde sisteme katılıyorlar. Bu yüzden diğer kast sistemleri arasında birbirine özenme gibi bir durum olmuyor. Her kast sistemi halinden çok memnun.

Kitapta en önemli hatta en çok üstünde durulması gereken yer “Ayrı Bölge”. Yani dışlanmışların ve sisteme uymayanların yeri. “Herkes herkese aittir” düşüncesine karşı tek eşlilik ve aile kavramları geçerlidir o bölgede. Kitabın kurgusunda sistem için şartlandırılmış ve Cesur Yeni Dünya’ya adapte olmuş Linda’nın Ayrı Bölge’deki hayatına değiniyor Huxley. Linda, Ayrı Bölge’de şans eseri kalmış ve kurallar gereği eski sisteme geri dönememiş. Ayrı Bölge’de anne olmuş, sefalet içinde yaşamış ve eski görüntüsünden eser kalmamış. Oğlu John’a hem sevgi duyuyor hem de şartlandırması gereği ondan bazen nefret ediyor. Bu karmaşık kurgu ağı iki dünya arasındaki gelgitleri çok güzel özetliyor. Sefalet içinde yaşayan anne oğul incelenmek için yeni dünya’ya tekrardan alınıyor. Eski hayatını özleyen Linda’nın özlemi ve John’un adapte süreci etkileyici bir sona doğru sürükleniyor. Distopik dört kült eserden biri kabul edilen Cesur Yeni Dünya’yı mutlaka listelerinize eklemenizi tavsiye ederim.

Sevgiyle kalın!