İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Manifestomuz Var: “Uysallar” Dizi İncelemesi

Evet, benim için bir manifesto Uysallar dizisi. Dizi, Hakan Günday kaleminden fırlamış koca bir roman aslında. Kafka’nın Dönüşümü’ndeki Gregor Samsası diyebilir miyiz Oktay Uysal’a ya da Camus’un Meursalut’u? Oktay Uysal karakteri dijitale yapılmış dizi karakterlerinin en iyisi ve bizi ciğerimizden vuruyor. Film ve dizi dünyasında adını duyduğumuz bazı yazarların kalemlerini hemen tanımak mümkün aslında, bunlardan biri de Hakan Günday. 2017 yılında Daha kitabını sinemaya uyarlayan yazar 2018 yılında Şahsiyet dizisini yazarak adını çok büyük kitlelere duyuruyor. 2022 yılında gelen Uysallar dizisi Günday’ı tıpkı yazarlık kimliğinde olduğu gibi, yeraltının, modern dünyayı reddedişin, gelenekselin insanı alaşağı eden yüzünün, kentin ve dünyanın işgalini anlatan isimlerin Türkiye’deki temsili haline getiriyor. Eğer Uysallar dizisinin yazarına bakmadan izleyenler varsa zannımca bu dizinin senaryosunun Hakan Günday’a ait olduğunu hemen anlarlar. Kendine özel bir kalemi olan Günday ekran yolculuğunda ekürisini bulmuş dersek yerinde olur sanırım. Günday’ın daha önce beyazperdeye ve ekrana yapılan işlerinde olduğu gibi yönetmen koltuğunda en az Günday kadar adından söz ettiren Onur Saylak var.

“Şahsiyet” dizisi ile birçok ödül alan Onur Saylak yönetmenlik kariyerini oyunculuk kariyerinin önüne katarak yürüyor yolunda. Aynı motivasyonla yolarına devam eden ikilinin yaptığı işler gündemde uzun süre kalıyor ve tazeliğini koruyacağa benziyor. İçinde bulunduğumuz dünyanın bütün ipliklerini pazara çıkarmaya can atan dizi, birçok anlamda bunu başarıyor. Özellikle son dönemde dijital medyanın varlığı ve büyük bütçeleri Türk Sinema ve Televizyon tarihinde yapılmamış işlerin yapılmasına olanak sağlıyor diyebiliriz. Hakan Muhafız, Kulüp, Bir Başkadır, Pera Palas, gibi büyük bütçeli işler dijital medyaya olan ilgiyi oldukça artırdı. Elbette dünya sıralamasında yine çok önde durmayan Türkiye, bu işlerin ve endüstrideki payların sebebi ile iyi bir ivme kazandı.  Kulüp dizisindeki politik duruş ve yaklaşım diğerlerinden farklı dursa da temelde aynı şeyi söylüyordu bize: mümkün olduğunca iyi senaryo ve üslup. Kulüp dizisinde olduğu gibi izleyiciyi ikiye bölen politik bir duruş yok Uysallar dizisinde, ancak bir tarafta bu dizi bize ne anlatıyor diyen bir grup izleyici varken diğer tarafta da benim gibi diziyi manifesto olarak nitelendiren izleyici mevcut. Yine ikiye ayrılmış bir bakış açısı altında sağlam, temiz, iyi çekilmiş bir yapım var. Dizi sekanslar içindeki ironilerle beslenmiş dersek abartılı olmaz sanırım. Her cümlesinde reddediş, başkaldırma, kendine dönmenin zarafeti, alay, umursamazlık olan dizi bir ailenin üzerinden yürüyerek bir çağı omuzlamış resmen. Zamanın en iyi, en dinamik, en yerinde ilerleyen kurgularından biri olan Uysallar dizisi, reji ve yönetmen açısından eksiksiz denebilir. Kurgusunun inceliğinin yanı sıra, müziklerindeki duygu, ses dizaynındaki titizlik, kostümler, sanat çalışmasındaki yegâne tarz oldukça fark ediliyor. Özellikle diyaloglardaki abartısız söylemler, günlük dilin içine öyle bir yedirilmiş ki neredeyse her cümlede gizli bir mesaj var. Mekân kullanımındaki doğru yaklaşım, dizinin bütçesini ve olanaklarını da oldukça doğru yansıtıyor. Burada da Kerem Çatay’ın sektör içinde doğru işler yaparak hem geleneksel medyanın ekranına hem de dijital medyaya oldukça zekice projeler sunduğunu söyleyebiliriz. Kastındaki seçiminin ne kadar doğru olduğunu görüyoruz. Haluk Bilgiler ve Uğur Yücel’i değerlendirmek her ne kadar haddimize düşmese de Haluk Bilginer’in devlet temsilinde oldukça başarılı bir oyunculuk performansı çıkardığını söylemek küstahlık olmaz. Mimiklerindeki devlet ve bürokrasi ifadesi bütün dizi boyunca bir gram azalmıyor. İnsana ait gelgitleri ve çelişkileri de dozajında, abartmadan kullanıyor Haluk Bilginer.

Yapımdaki diğer oyuncuları değerlendirmek bir tarafa benim dikkatimi çeken iki genç oyuncu, hatta biri çocuk oyuncu… Ege karakterine bürünen Umut Yeşildağ ve uysalların en küçüğü olan Nilay Yeral oyunculuk kariyerine girişlerinde diğer ünlü oyuncular arasında ışıl ışıl parlıyorlar. Özellikle Ege karakterinin diyalogsuz sekanslardaki becerisi oldukça göz dolduruyor. Songül Öden’in beyaz yakalı, işe yaramaz, ev kadını, eş, yetersiz anne, güzelliğin statüye etkisini gösteren çalışan, modern kadın olarak oynadığı karakter, günümüz kadınlarındaki yoğun duyguları, karakter ağzından bangır bangır bağırıyor. Yüzündeki maske modern ve dijital çağın yaşantısındaki sahicilikten uzak, pompalanmış güzelliğin İnstagram uygulamasındaki filtrelerini çağrıştırıyor. Bazı izleyiciler kadının çalışma hayatındaki yerinin patronla olan cinsel suskunluğuna bağlanmasına öfkeyle yaklaşsa da bir feminist olarak bunun yersiz bir eleştiri olduğunu düşünmüyorum. Taciz, mobing, güzellik algısı, cinsel kimlik açısından her bir terim ayrı ayrı sorgulanabilir kadın çerçevesinde. Songül Öden’in diyalogları kullanması, Oktay ile olan kimyasal oyunculuk bağı, çocuklarına olan yaklaşımı, kayınpederi ile olan ilişkisini işleme biçiminde en ufak bir abartı ya da eksiklik yok. Kusursuz oyunculuk ve beden dili Uysallar dizisinde her oyuncu için kullanılabilecek bir sıfat. Dizide baş kahramanımız Oktay Uysal (Öner Erkan) oyunculuk kariyerindeki en iyi performansı bu diziye saklamış sanırım. Tabii ki bu, senaryonun sağlam çatısıyla ve oyuncunun karakteri fazlasıyla içine almasıyla çok ilişkili. Punk sevdası Oktay’ı öyle bir noktaya getiriyor ki, hayat onun için iki zamanlı oluyor. Biri hepimiz gibi, maaşlı işi, plazası, takım elbiseleri, parlak ayakkabıları, pahalı arabaları ve baba figürüyle köle olan Oktay yani gündüz adamı; diğeri ise ebeveyni tarafından bastırılmış müzik dünyası, çocukluk travmaları, kaos hayalleri, renkli saçları, deri ceketi, sokakları işgal etme duygusu ile gece adamı Oktay. Hayatını yaşam unsuru lükslere ipotek vermiş bir Oktay var karşımızda. Çevresi, yaşam koşulları, çocukları ile olan ilişkisi, babasına olan öfkesi, karısında bulamadığı hisleri, bir tarafa bir de Berhudar Bey’in baskısı Oktay’ın Ankara’ya giderken bavulunda taşıdıklarını bir manifestoya çeviriyor. Ankara’dan dönerken onu bağlayan tüm prangalarını gündüze bırakan Oktay, geceleri düşlerini ve özgürlüğünü ilan ediyor. İşte bu noktada oklar izleyiciye dönüyor ve herkes küçücük bir delikten kendi hayatına düşüp kendini sorgulamaya başlıyor. Dizinin ikiye bölünen seyircisi de burada devreye giriyor ve fikir ayrılıkları yaşamaya başlıyor, çünkü herkes kendi hayatına ve düşlerine bakacak kadar cesur değil. Devlet baba ve devlet babanın hapishanesi, çağın hapishanesi, mezarlık satın almaya varan tüketim hapishanesi, biyolojik baba hapishanesi ve yaşam unsurlarının abartılmış halleri insanı delirtmeye kadar getirse de buradaki asıl ironi gerçek bir hapishanenin temsili. Yani, Berhudar Bey’in Avrupa standartlarında yapacağı hapishane dizinin finalinde, Uysallar ailesinin tek hücreli hapishanesine dönüşüyor.

Megastar Tarkan’ın da dediği gibi, “Başkası olma kendin ol,” mesajı büyük cümlelerle değil bayağı manifestoyla ulaşıyor izleyiciye. İyi seyirler.

Yorumlar kapatıldı.