Aylak Adam postmodernizmin genel özelliklerini okurlara tanıtan öncü bir roman olmuştur. Yüz elli dokuz sayfadan oluşan Aylak Adam Yusuf Atılgan tarafından mevsim adları “Kış, ilkyaz, yaz, güz” olarak dört bölüme ayrılmıştır. İnsan yaşamının da dört mevsim gibi düşünülmesi gerekirse bu tesadüf değildir. Romanın ortaya çıkışındaki asıl mesele, insanın varoluş sancılarıdır. Eskiye önem veren yazarımız kendinden önce güçlü bir kaleme sahip Divan Şairi Baki’nin bir dizesine yer vererek romanına adım atar.

Mufassal kıssa başlarsın garip efsane söylersin.”

     “Uzun bir hikayeye başlarsın tuhaf gelecek bir şekilde anlatırsın.” dizeye bakarak bile karakterin toplumdan ne kadar uzakta durduğunu anlayabiliriz.

       1959 yılında ilk basımı yapılan Aylak Adam Postmodern akımı örnekleyen ilk roman olmuştur. Aylak Adam romanında karakterimiz “C”nin zihnine yolculuğa çıkıyoruz. Romanda “C” kendi zihninden geçen iç sesiyle bize tanıtılıyor. Roman içinde “C” nin dışında öteki diye bahsedilen karakterimize dışarıdan bakan birinin varlığını da görüyoruz. İkisinin de aynı kişi olduğunu zaman zaman hissediyoruz. Anlatıcı sürekli değişkenlik gösteriyor. Aylak Adam romanın karakteri “C” kitabın başından sonuna kadar okurumuza tanıdık geldiği kesindir. Bizim gibi düşünen ama bizim dışımıza çıkaramadığımız, bilincimizde yer eden sözlerin, duyguların dışavurumudur. Aylak olduğunu söyleyen ve aylak olmaya çalışan karakterimiz “C” toplumda uygun olmayan, samimiyetsiz olan her şeye canını sıkıyor ve kafasına takıyor. Toplumda sıkça rastlanan kayıtsız birçok insanın yaşamını bize sunuyor. Garsonların yapmacık tavırları, sokaklara verilen isimler, ilişkilerin yapmacıklığı onu rahatsız ediyor. Güvenemediği insanlar ve sevemediği kadınların özellikleri onu mutsuzlaştırıyor, yalnızlaştırıyor. Anlatımında sokaklar, sinemanın derin locaları ve Bayan Naciye’nin küçük evi gibi simgesel değer taşıyan mekanlardan yararlanılıyor. Bu mekanların sembolik ve psikolojik olarak çözümlenmeleri kişinin ruhsal durumuna eşlik ediyor.

        Maddi olarak her şeye erişebilecek biri “C” ama tatminkar değil. Mutlu değil. Mutlu olmama sebebi aslında romanda sıkça yer alan motiflerde gizli. “C” babası tarafından sevilmeyen annesiz bir çocuk. Annesinin sıcaklığını Zehra teyzesinde buluyor. Ancak babasının Zehra teyzesiyle ilgilenmesi cinsel isteklerini gerçekleştirmesi onun çocuk dünyasında travmalara yol açmış durumda. Karakterimizin sık sık babasına gönderme yapması, babasının hizmetçilere olan ilgisi, bıyık motifi, kadın bacakları…Karakterin çocukluğunda bastırdığı duyguların yetişkinlikte hayatına yansıyan sarsıntılarını görüyoruz. Babasının kulağının üzerine vurması dolayısıyla gerildiğinde ve endişeli bir halde kulak memesine dokunması, kulağını kaşıması yine tekrarlar halinde geriye dönüş tekniğiyle okurlara anlatılıyor. 

       Yusuf Atılgan karakterine isim verme gereği bile duymuyor. Hatta isimlerle ilgili romanında şöyle diyor: “Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor.” 

       Karakterimizin asıl üzerinde durduğu samimi sevgidir. Onun toplumdan uzaklaşmasının nedeni sığınacağı kimsenin olmayışıdır. “Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olamayan tek tutamağı arıyorum : gerçek sevgiyi.. Bir kadın.. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlikte düşünen, duyan seven bir kadın.”  

        Bireyin iç meselelerine odaklanışı ,bireysel sorunların gün yüzüne çıktığı bu romanımı Türk edebiyatının önemli romanlarından olmuştur. Yusuf Atılgan romanını yazarken Albert Camus’un Yabancı romanından etkilediğini söylemiştir. Yusuf Atılgan’ın açtığı bu çığırı Oğuz Atay Tutunamayanlarla taçlandıracaktır.