Bir su içimi zamanı kadar sürdü hikâye. Bardağı masadan kaldırıp da içli bir düş halinde tam yudumlayacakken takıldı gözleri siyah beyaz fotoğrafa. Yıllanmış hercai aşkları satın aldığı zamanlardan kalma bir sanrı sol yanına oluk oluk dokundu. Sakin sükûnetinden süzülen damlalar bir iç kanaması habersizliği kadar sırlıydı. Düşlerini süsleyen kadının büklüm saçlarında usulca gezindi gözbebekleri. Sağanak yağmurların kendini usulca yeryüzüne bıraktığı o sisli ve puslu Ankara caddesinde adımladığı her bir kaldırım taşını sayışını ansıdı bir an. Karanlık dehlizlerin koyuluğunu bir bir aydınlatmaya çalıştı zihninde. Ayık görünen bir düşün koynunda öylece kalakaldı. Boğuk ve bir sicim halinde yankıyan kızılımsı tuzlu akıntı ansızın alnının kırışan yanlarından usulca süzüldü yanaklarına. Bir ağıt gibiydi bu akış, siyah beyaz zamanların isyana durduğu bir ağıt gibi. Derin bir bakış, şimdi zerresine dahi ihtiyaç duyduğu derin ve delici bir bakış o gün orada, Ankara caddesinin ıslak ve kirli kaldırımlarında, ansızın kaldırıvermesiyle başını değmişti gözlerine. Farkında olmayarak vücudunda elim bir titreme, bir sakinlik kendini var etmeye başlamıştı. Hani uzaktan, boşlukta amansız bir fırtına peydah oluverir de caddenin tam ortasında öylece dikilen bir zavallı meczubu savuruverir ya sağa sola, işte öylece bir halin tüm yükünü hissediyor gibiydi. Yönsüz bir adımlama ayaklarını almış götürüyordu. Griye çalan paltosuna iyice sarınmış bir halde, sanki etrafında dönen bilcümle doğa olayı değil de o bir lahza gözlerine değen bakış savurmuştu Asım Gün’ü. Belki de ömür boyu sürecek bir sızının ayak izleriydi yaşadıkları. Beklenen bir korkuydu bu hal.

 Bir an gözlerini şöylece bir savurup kendine gelmek için zihnini yokladığında, tam karşısında duran siyah beyaz fotoğraf yansız bir hal üzere göründü gözüne. Elindeki bardağı tam ağzına götürecekken yeniden kazan kaldırdı zihni ve bu sefer gözleriyle göremeyeceği, kendisine daha ağır bir yük halinde görünen ve çaresiz bir serzenişin kol gezdiği bir an belirdi ortamda. Zihninin tam ortasında, dimağının bütününü ele geçirmiş bir fotoğraf daha çıktı ortaya. Bu sefer zihnindeydi fotoğraf. Uzak düşlerinde. Karanlık bir kliniğin yarı aydınlık bir odasında. Usulca uzanmış ve bütün nezaketiyle arz ı endam eden bir kadın belirdi fotoğrafta. Ankara caddesinde o puslu günde gözlerine değen yakıcı bir bakışın aynısından uzak bir bakış vardı bu sefer kadının gözlerinde. Ameliyattan yeni çıkmış bir insanın sızısı hakim olmuştu kadının gözlerine. Bu sefer, göz göze gelmeyerek uzadı ortamdan Asım Gün. Önceki zamanlarından biraz daha kederli biraz daha meczup… Zihni tıpkı şeytanın türlü hinlikleri gibi bir hinlik halinde olması muhtemel olaylar ya da ihtimaller dizisini bir bir getirdi gözünün önüne. Kliniği usulca terk ederken karaya çalan bir poşetin bütün hüzünlerden arındırılmış bir biçimde çöp kovasına atılışı ilişti gözüne. Gözleri sonsuz bir ağıta durdu Asım Gün’ün. Bir günah halinde usulca aktı yaşlar kalbine. Gözlerinden yaklaştıkça kalbine doğru kopkoyu bir kana dönüştü. Asım Gün adımladı Ankara Caddesinin o sisli ve puslu kaldırım taşlarına doğru.

 Bu sefer daha gergin ve daha da terlemiş halde yeniden geldiğinde kendine, avuç içleriyle sıkıca tuttuğu su bardağına doğru öylece bakındı. Gözlerinin donukluğundan emindi. Düşlerinde yolculuk etmekten geri durmayan zihnine yeniden – içindeki bütün öfkeyi bir anda kusmaya çalışarak – döndü. Ankara caddesinde kalbindeki ağıtla birlikte öylece adımlarken, delişmen sorular kurcalıyordu belleğini. Bu sefer ansızın geri dönüp koşar adım vardı kliniğe. Tam kapısında öylece duraladı. Girmekle girmemek arasındaki kararsızlık ruhuyla zihninin savaşıydı. Usul adımlarla, ortamda kimsenin olmadığından emin olarak yöneldi kapıya. Tam kapıyı açacakken içerideki konuşmalara takıldı kulakları. Elinde olmayarak dinlemeye koyuldu. “ İstediğin oldu,” diyordu bir ses.  Daha da dikkat kesildi Asım Gün. “Çocuğu onun gözlerinin önünde attım çöpe.” Asım Gün afalladı. Adım atmak istedi atamadı. Kendini boşluğa öylece koyuvermek istedi beceremedi. Karanlık, tüm dünyayı bir tarafa itip yalnızca Asım Gün’ün üzerine çöreklendi. Ortamı gecenin sessizliğine bırakıp tam çıkacakken dışarı, kocaman ve korkunç bir kıyamet halinde bir yüzüğün bir parmağa usulca sokuluşunu hissetti. Kliniğin tam karşısında, duvarın köşesine öylece çökmüş derin derin solurken, kafasını kurcalayan en mühim sorunun cevabı kliniğin kapısından kocaman bir tebessüm halinde dışarı çıktı.

 Savruk bir silkelenme halinde kendine gelip ve bu sefer zihninin buyruklarına itimat etmeyeceğini ağız dolusu küfürlerle kendine telkin ederken, küfürlerin en büyüğünü ruhunu satın alan hekime ve tam karşısındaki siyah beyaz fotoğraftaki büklüm saçlıya savurup bir yudumda içti bardaktaki suyu.

Latest posts by Ömer Öztürk (see all)