Yazar: 13:05 Kitap İncelemesi, Makale

Ertelenmiş Yas: Mumlar Sonuna Kadar Yanar

Sándor Márai’ın Mumlar Sonuna Kadar Yanar romanı, edebi olduğu kadar sosyal bilimler bakımından bereketli bir metin. Metin belli konuları epey derinlikli betimlese de didaktiğe düşmeden kurgusal metnin edebi sınırlarında kalmayı başarıyor, ayrıca estetik dil derin ve özgün. Roman, belli bir tarihsellik içerisinde erkek normlarının egemen olduğu bir dünyayı, erkek dostluğunu, libidinal yatırımı ve buna benzer birçok felsefi ve psikanalitik unsur barındırıyor. Bu yazı ise metni, S. Freud’un ve M. Klein’ın görüşleri doğrultusunda, yas ve melankoli bağlamında tartışmayı hedefliyor. Romanın, şimdi, geçmiş ve yeniden şimdi ile oluşan dramatik yapısı, tıpkı analitik bir süreç gibi çalışarak anlatıyı derinleştiriyor. Metni yas ve melankoli bağlamında okumaya, bu açıdan da imkan tanıyor. Romanın büyük bir bölümü terapi seansına benziyor ve uzun uzun monologlardan oluşuyor.

Yapıyı daha kolay anlamak için karakterler ve metindeki bazı unsurlara kabaca değinerek devam etmek tartışmaya yardımcı olacak. Sándor Márai hikayeyi kırk bir yıl kırk üç günlük bir bekleyişin ardından başlatıyor. Geçen kırk bir yıllık zaman dondurulmuş, yaşanmamış gibidir ve her şey ana karakter General’in kontrolündedir. Donmuş olanlar zamanı geldiğinde General tarafından yeniden canlandırılmayı beklemektedir. General beklediği mektubu şarap mahzenini kontrol ettikten hemen sonra alır. Romanın şarap mahzeninde başlaması, metnin kavramsal evreni hakkında güçlü bir işarettir. Şarabın yıllar içinde mayalanıp olgunlaşmasına benzer bir şekilde, General’in soruları, merakı ve öfkesi de zaman içinde mayalanıp olgunlaşmıştır. Gelen mektuptan sonra, iki yaşlı insanın, General ve Nini karakterleri, birbirine bakıp beklenen an geldi demesi; birinin diğerine buna hazır mısın diye sorması, diğerinin de kendinden emin cevabı, okuyucuyu tekinsiz bir belirsizliğe sürükleyerek General’in uzun hesaplaşmasının monologlarına hazırlar.

Duygusal olarak hep birinin varlığına ihtiyaç duyan ana karakter General, farklı zamanlarda bağlandığı iki insanı aniden kaybeder. Bu ani kayıplardan geriye sadece bir sözcük kalmıştır. General kırk bir yıl boyunca hakikati bu sözcüğün üzerine inşa etmiştir. Romanın iki ana karakteri General Henrik ile Konrad çok küçük yaşlarda askeri okulda tanışırlar. Bu derin ve karmaşık dostluk Konrad’ın aniden çekip gittiği ana kadar sürer. Askeri okul yıllarında ailelerinden uzak, korumasız kalan bu iki karakter birbirlerine sıkıca tutunurlar. Hatta dostlukları bir çeşit kaynaşma gibidir. Sıklıkla General’in aile evine giderler. Bu ev Avusturya Macaristan kralının bile ziyaret ettiği üst düzey bir subayın evidir. Aslında burası kocaman bir şatodur. Bu ziyaretlerinden birinde, karakterlerin bu kadar iç içe geçmesinden rahatsız olan sütanne Nini şöyle der. “Bu kadarı fazla” dedi Nini bir keresinde anneye. “Günün birinde Konrad onu terk edecek. O zaman çok acı çekecek. İnsanoğlunun yazgısı bu” dedi anne. (Sándor Márai, Mumlar Sonuna Kadar Yanar, YKY) Bu vurgu ilişkinin doğasında olan sorunlara ve belli unsurlara işaret eder. Yazar okuyucuyu gelecekte olana dair bir hissiyat vererek uyarır sanki. Sütanne Nini General’in doğumuyla o eve girmiş her şeye şahit olmuş hatta General’in bile bilmediği şeylere şahit olmuş birisidir. Adeta tanrısal bir konumdadır. Bütün sırları içinde barındıran ve tüm zamana tanıklık etmiş eski bir duvar gibidir. Nini psikanalitik açıdan ise analist konumundadır. İki karakterin dostluklarında oluşacak çatlaklara işaret etmek için yazar bu sefer babanın bir yorumunu kullanır. Baba tam anlamıyla bir baba ve norm kurucudur. Bir akşam yemekten sonra General’in Fransız annesi ve Konrad, birlikte piyano çalar. General ve babası da onları bir köşeden dinlerler. General’in babası sadece şu yorumu yapar. Konrad’dan asla gerçek bir asker olmaz.(Sándor Márai, Mumlar Sonuna Kadar Yanar, YKY) Zira öyle de olur. Konrad askerliği ve o güne kadar hayatında olan ne varsa bırakıp aniden ortadan kaybolur.

Romanın diğer karakteri ise Krisztina’dır. Krisztina, Konrad’ın piyano öğretmeninin kızıdır, General ile tanışmaları da Konrad aracılığıyladır. Aralarındaki ilişkinin mahiyetini, romanda tam olarak bilemeyiz. Yazar sanki özellikle bu kısmı Konrad ve General’in ilişkisinde kontrpuan olması için belirsiz bırakmıştır. Krisztina ve General evlidir. İlişkileri boyunca bu üçlü hep iç içedir. Haftanın bir kaç akşam yemeğini birlikte yerler. Bu rutin akşam yemeklerinden biri diğerlerinden biraz farklıdır. Çünkü o yemeğin sabahında, General ve Konrad arasından bir şeylerin yaşandığına dair General’in belli düşünceleri vardır. Ertesi gün Konrad ortadan kaybolur. Bu son akşam yemeği ve o güne ait olanlar General için çok önemlidir. Bu kayboluşun ardından Krisztina hastalanır. General kendini şatodan uzak av köşküne kapatır, sekiz yıl orada yaşar. General, Krisztina’yı en son, Konrad çekip gittikten sonra Konrad’ın evinde görmüştür. Krisztina ölene kadar o’nu bir daha görmez. Öldüğü gün General sorularına yanıt bulmak için Krisztina’nın yüzüne bakar ama ölü yüzün söyleyecek sözü yoktur. Ondan geriye her şeyi dürüstlükle yazdığı günlüğü kalmıştır. Krisztina’nın ölümünden sonra General şatoya geri döner, çatı katında yaşamaya başlar. Akşam yemeğinin de yendiği salon dahil şatonun bir kısmını kapatır. Şato derin bir sessizliğe gömülmüştür.

General’in bu iki kayba, son akşam yemeğini yedikleri salon dahil şatonun bir yarısını kapatarak tepki vermesi. Odadaki her şeyin yeri değiştirilmeden bırakılması. Konrad’ın yıllar sonra dönüp General ile görüşmek istemesi sonrasında şatonun yeniden kullanılmak için açılması; Henrik’in kayıpların ardından hayatı askıya aldığının ve hayata devam edemediğinin açık ifadesidir.

Romana dair daha fazla söz etmeden, yas ve melankoliyle ilişkisini anlamaya çalışmak ve asıl meseleye girmek iyi olacak. Metnin mahzende başlamasına dair vurgu yapmıştım. Şimdi bunu biraz açmak yerinde olacak. Mahzen, şarabın mayalanma koşullarının, kontrol altına alındığı kapalı ve yerin altında bir yapıdır. Bu kontrollü alan, yasın tamamlanamamasının ilk belirtisidir. Şarap mahzende zamanı geldiğinde açılmayı bekleyen bir nesnedir. General de zamanı geldiğinde beklettiği her neyse onları yüzeye çıkaracaktır. Roman, General şarabı kontrol ederken başlar. Burada şu yorum da yapılabilir. Ben (Ego), kendi içsel mekanında, içe atılmış ve kaynaşmış kayıp nesnenin varlığını yoklar. Bu kaybın içe atılmış nesneleri mahzendeki şaraplar gibi kontrol altında bekler. Bu başlangıç mevcut okumayla düşünüldüğünde psişik bir epigraf olarak değerlendirilebilir.

Sandor Marai

Sándor Márai metinde General’in kayıptan sonraki hayatına dair bir detaya girmez. Burada sadece üstüne düşünebileceğimiz tek bir olgu verir. O da Krisztina’nın babasının, ‘’Hayatta kaldın daha ne bekliyorsun?’’ mealindeki ifadesidir. Bunu da General’in ağzından monologların içinde söyletir. Oysaki geçen zamanda dünya savaşı olmuş ve dünyada insan hayatını temelden etkileyen çok büyük şeyler yaşanmıştır. Ama bunlar General’in içsel yaşamına sızamamıştır. Kısacası kayıptan sonra yaşama dair bir bulgu yoktur. Hayatta kalmış olma olgusu tek olgudur ve hesaplaşma anına ulaşma çabasıdır. Zira o buluşma olmasa tüm bunlar zaten bilinmeyecektir. İşte tam burada benliğin yoksullaşmasından, çöle dönmesinden söz edebiliriz. Melankolinin başladığına başka bir işarettir aynı zamanda. General’in kırk bir yıl boyunca dünyadan elini eteğini çekmesi, onun ideal benliğinin nesneyle birlikte çöktüğünü, gittiğini gösterir. İdeal benlik imagosu parçalanmıştır. Tüm enerji ben’ de oluşmuş olan yaraya, hesaplaşma anına akmaktadır. General ve Konrad’ın ilişkisinin ikizlikle tarif edildiğini belirmek bu tespiti anlamayı kolaylaştıracaktır. Burada özdeşlemeye değinmek yası anlamak için kolaylaştırıcı olacaktır. Belki de insanlar arasındaki her ilişkinin derinlerinde küçük bir Eros kıvılcımı var  Dostluğun Erosunun bedene ihtiyacı yoktur. (Sándor Márai, Mumlar Sonuna Kadar Yanar, YKY) Bu sözcükler ilişkinin libidinal tarafını yoruma gerek kalmadan ifade eder. Yani kaybedilen nesnenin ilksel nesneyle olan bağı güçlüdür. Bedensiz eros, iki karakter arasında kurulmuş bir özdeşleşmedir. Ayrıca metnin monolog dili, teknik biçimde özdeşleşmeyi Konrad’ı, General’in ben’inin bir parçası olarak konumlandırır.

Konrad’ın ani gidişi nesne kaybına sebep olmuştur, bu oldukça açık. Krisztina’nın gidişini böyle okumamız pek mümkün görünmüyor. En azından Sándor Márai buna imkan vermemiş. Nesne kaybına dönersek. Öyleyse yasın dayandığı işleyiş̧ neyi içerir? Bunu şu biçimde anlatmada-zorlayıcı bir şey olduğunu sanmıyorum: Gerçeklik sınaması, sevilen nesnenin artık orada olmadığını gösterir ve sonra da libidonun bu nesne ile olan tüm bağlarını koparmasını ister. (Sigmund Freud, Yas ve Melankoli, Telos) S. Freud’a göre gerçeklik sınaması; libidonun kendini kayıp nesneden yavaş yavaş çekmesiyle tamamlanır, yasın yaşanmasına imkan tanır. Böylelikle kayıp kabul edilir ve kişi nesne hakkında konuşabilir. General’in durumunda ise sürecin böyle ilerlemediğini görürüz. Nesne işgalinin direnci düşüktür ve sona erer, ancak serbest kalan libido başka bir nesneye kaymaz. Ben’e geri çekilir. Lakin libido orada beklenildiği gibi kullanılmaz, terk edilen nesne ile Ben arasında bir özdeşim kurmaya hizmet eder. Nesnenin gölgesi Ben’in üzerini öyle bir kaplar ki, Ben sanki bir nesneymiş̧, hatta terk edilen nesneymiş̧ gibi özel bir öğece eleştirilebilir hale gelir. (Sigmund Freud, Yas ve Melankoli, Telos) General kaybı inkar eder, kaybın yaratacağı yıkımdan kaçınmak için belli tepkiler geliştirir. General Henrik şatoyu dondurarak, aslında zihnindeki donmuş nesne ilişkisini fiziksel dünyaya yansıtır ve nesneyle kurduğu özdeşimi sürdürür. Aynı zamanda şatonun yaşama kapatılması, mekanı dondurarak, zihnindeki “içsel nesnelerin” (Konrad ve Krisztina) kendisine zarar vermesini engellemeye, onları oldukları gibi, ihanet anındaki statik halleriyle, muhafaza etmeye çalışmasıdır.

Kayıp nesneye ait her şey dondurulmuş ve kontrol altına alınmıştır. Burada şatoyla birlikte mahzeni bir kez daha hatırlayabiliriz. Mahzende duran şarap canlıdır ve zamanını bekler, General’de hesaplaşma gününe kadar nesneyi zihninde canlı tutmuştur. Aynı zamanda içsel nesnenin korunması temasını burada da görürüz. Melanie Klein’a göre bu tümgüçlü bir denetim kurma çabasıdır.  Benlik bu konuma ulaştığı zaman, özellikle nesnenin hasretinin çekilmesine karşı savunma yöntemleri geliştirmek durumunda kalır. Bunlar, benliğin örgütlenişi açısından temel bir nitelik taşırlar. Daha önce bu savunma yöntemlerini, manik depresif rahatsızlıkla ilişkilerinden dolayı, manik savunmalar veya manik konum olarak adlandırdım. (Melanie Klein, Sevgi Suçluluk ve Onarım, Kanat) Hesaplaşma zamanını beklemenin anlamı General için nesne kaybının ardından, kaybedilen nesnenin içsel temsilinin zulmedici ve kötü olarak değiştiğini gösterir. Bu hesaplaşma gününü beklemeyi de motive eder.

Nesnenin içsel temsilinin iyi-kötü olarak ayrılması ambivalansı başlatır. Ambivalansın kontrol edilememesi karakteri manik savunmalara sürükler. Bu değişimi av bölümündeki klik sesinin General de ortaya çıkardığı tepkide görürüz. Konrad artık bir dosttan avcıya yani zulmediciye dönüşmüştür. Klik sesi, General’in imagosunda Konrad’ın ona karşı duyduğu hasedin sesidir. Yazar başka bir taraftan General’in içten içe Konrad’ın müzik yeteneğine ve Chopin’in akrabası olmasına karşı da haset geliştirdiğini sezdirir. Manik kişi nesnelerine hükmederek, onların hem kendisini hem de birbirlerini incitmesini engelleyebileceğini hayal eder. (Melanie Klein, Sevgi Suçluluk ve Onarım, Kanat) Zira Sándor Márai General’in babasına söylettiği o sözlerdeki küçümseyişi (yukarıda alıntıladığım askerlikle ilgili olan söz) General’in Konrad’ın yüzüne söylemesi manik bir tepki olarak yorumlanabilir. Küçük görme bir ölçüde inkara da dayanır. Hipomanik kişi onarım yapma itkisini yadsımak zorundalığını hisseder; çünkü onarım yapma nedenini, yani nesneye verdiği zararı ve onu takiben duyduğu keder ve üzüntüyü de inkar etmek zorundadır. (Melanie Klein, Sevgi Suçluluk ve Onarım, Kanat)

General buluşma günü evde özel bir hazırlık başlatır. Kullanılmayan tüm alanlar açılır ve her şey tek tek kontrol edilir. Yemekler ve özellikle şaraplar detaylıca planlanır. Sofra düzeni son akşam yemeğinin neredeyse bire bir aynısıdır. Çiçekli Fransız porselenleri, orkidelerin yeri; mumların rengi konumu her tür detay aslına sadık bir şekilde yeniden oluşturulur. Bu hazırlık yarım kalmış olan gerçeklik sınaması ve nesnenin serbest bırakılmasına hazırlıktır bir bakıma. Bunun mümkün olması için parçalanmış olan her parçanın bir araya getirilmesi gerekir. Klein’a göre suçluluk duygusu, kişinin kendi saldırganlığı yüzünden sevilen nesneye (anneye/dosta) zarar verdiği inancından doğar ve bu durum nesneyi onarma isteğini tetikler. Bana göre, benlik ancak nesneyi bütün olarak içe atabildiği zaman ve gerçek insanlarla, dış dünyayla daha iyi bir ilişki kurduğunda, kendi sadizmi ve yamyamlığıyla oluşan felaketi tam olarak fark edebilir ve buna dair sıkıntı yaşayabilir. (Melanie Klein, Sevgi Suçluluk ve Onarım, Kanat) General’in sorularıyla Konrad’ı yoklaması bir taraftan sorgulama gibi görünse de diğer taraftan kendi içsel dünyasında iyi-kötü olarak parçaladığı nesneyi yeniden bir araya getirmek için yaptığı soruşturmalardır. Soruların hepsi neyin bir araya geleceği neyin dışarıda kalacağına dairdir. Sonrasında benlik, sevilen nesnelerinin parçalara ayrılmakta olduğu ruhsal gerçeğiyle yüz yüze gelir; pek çok kaygı durumunun altında, bunu fark etmesinden doğan ümitsizlik, vicdan azabı ve kaygı yatar. Parçaları doğru şekilde ve doğru zamanda tekrar nasıl bir araya getireceği, iyi parçaları nasıl seçeceği ve kötüleri nasıl atacağı, parçalarını tekrar birleştirdikten sonra nesneye nasıl hayat vereceği ve dahası, bu görevin kötü nesneler ve kendi nefreti vb tarafından engelleneceği kaygısı, bunlardan bazılarıdır. (Melanie Klein, Sevgi Suçluluk ve Onarım, Kanat)

General Krisztina’nın günlüğünü saklaması gerçekliğe dair elindeki tek kanıttır. Gerçekliğin sınanması bakımından tüm detaylara ulaşacağı bir kanıttır. Fakat günlüğü Konrad ile konuştuktan sonra kapağını bile açmadan şömineye atıp yakar. Günlüğü yakmasını şöyle yorumlanabilir. General Krisztina’ya ait olanı değil Konrad ile Krisztina’ya ait olanı sorgular. Bir biçimiyle asıl kaynaktan istediği yanıtı aldığı için günlüğe ihtiyacı kalmamıştır. Ayrıca günlüğü basit bir suç delili olarak görmemesi de bu yorumu destekler nitelikte. Günlüğün yakılması nesnenin kaybının kabul edilmesi ve libidonun kayıp nesnenden çekilmesi olarak görülebilir. Libidonun kaybedilen nesneye bağlantısını gösteren anıların ve beklentilerin her birinde, nesnenin artık varolmadığı gerçeği ile karşılaşılır ve Ben’e bu kaderi paylaşıp paylaşmayacağı sorulduğunda, Ben hayatta kalmış̧ olma ile sağladığı narsisistik boşalanların yekûnuyla birlikte kendini kaybedilen nesneden ayırmaya ikna olur. (Sigmund Freud, Yas ve Melankoli, Telos) Ayrıca Sándor Márai, Krisztina’nın babasının General’e söylemiş olduğu sözler, hayatta kalmaya dair sözle Freud’a atıf yapar gibidir.

General’in günlüğü yakmadan evvel Konrad’a uzatması ve Konrad’ın okumayı gerek duymayışı sonrasında günlüğün yakılması; içselleştirilmiş nesnelerin birbirine olan saldırılarının son bulması ve yada tehlikeli ilişkiler içinde olamadığına ikna olduğu şeklinde düşünülebilir. Dahası Konrad’ın günlüğü okumaya gerek duymayışı General’in beklediği cevaptır, bu sadece bir çeşit onaylatmadır. Bu onay nesnenin yoklandığı ve artık var olmadığının sağlamasıdır. Günlüğün yakılması bu tehlikeli suç ortaklığının tüm delillerinin sonsuza dek yok edilmiş ve General kırk bir yıl kırk üç gün boyunca onu tutsak eden nesneden kurtulmuştur. Ben de açılmış olan ve tüm yaşam enerjini soğuran yara kapanmıştır. Krisztina’nın ölümünden bu yana boş duran yere, Krisztina’nın resminin yeniden asılmasıyla; General’in içindeki boşluğun dolduğu, Krisztina’nın kötü imajının iyiye döndüğünü estetik bir biçimde betimlenir. Onarım tamamlanmış ve içsel yıkıcı dürtüler ortadan kalkmıştır. General’in, Konrad’a istediği zaman gidebileceğini söylemesi de bunun bir kanıtıdır. Sabahın ilk ışıklarıyla iki karakter artık özgürleşir.

Konrad kendisini bekleyen arabaya binmek için ayağa kalktığında; yas tamamlanmış ve mumlar sonuna kadar yanmıştır.

Kitap, 2024 yılında Yapı Kredi Yayınları’nın Modern Klasikler kataloğunda yerini almış. Esen Tezel’in özenli ve derinlikli çevirisi, ruhsal atmosferi ustalıkla yansıtarak, doğal bir akıcılıkla metni Türkçe okura kazandırmış.

Uygar Özdemir
Latest posts by Uygar Özdemir (see all)
Visited 5 times, 5 visit(s) today
Close