Yazar: 18:30 İnceleme, Kitap İncelemesi

Yaratılış Miti

Her şey nasıl başladı? Nerede filizlendi? Bizim bu hikâyedeki olayımız nedir? Nasıl oldu da dağların tepesini sülalece mesken tutmuş tanrılar oturdukları yerden dağları, denizleri, ormanları hatta güneşi ve pek tabii insanı yarattı? İnsanlık, “başlangıcın” büyük bir kısmını bu sorulara kafa yorarak geçirdi. Kendi kendine cevaplar bulmaya çalıştı. Olmayınca, o zaman etrafında ne varsa, tüm olup biteni açıklamak için beyninin en güçlü ifade aracı olan görsellikten yardım aldı. Yaşamı ve bir zamanlar evi olan doğayı kültürle birlikte değerlendirmeye alıp mitler yarattı. Ve bu bir geleneğe dönüştü, nesillerden nesillere aktarıldı. Gerisi malum. 1938 yılında doğan Amerikalı antropolog Anthony Aveni’nin kaleme aldığı, Şafak Tahmaz çevirisi ve Say Yayınları etiketiyle okurla buluşan Yaratılış Öyküleriyle Dünya Mitolojisi, Yunan, Babil, İnuit, Maya, Navajo, Hindu, Afrika, Polinezya ve dünyanın daha birçok yerinden yaratılış mitiyle ilgili örnekler sunarak farklı coğrafyalardaki bu yaratılış hikâyelerini bir araya getiren ve insanın evreni anlama çabasının tarihine ışık tutma amacıyla kaleme alınan bir kitap.

Anthnoy Aveni, kitabını beş bölüme ayırmış. Aslında bu bölümlerin her birinin aşağı yukarı beş farklı coğrafyaya tekabül ettiğini söyleyebiliriz. İlk bölümde tanrıların “ikamet adresi” dağlara yönünü çeviren ve bu “adresin” “başkenti” sayılacak Olimpos Dağı’nda yaşanan “taht oyunları”ndan girip buradan Çin’e, oradan Aztekler’e ve And Dağları’na uzanan ve Amazonlar’ın başlangıcından çıkan yazar, insanın tanrıyla olan ilişkisini doğayla birlikte nasıl şekillendirdiğine göz atıyor. İkinci bölümde suyun yaratılışta oynadığı role Nil Nehri, Mande ve Nijer Nehri’yle bakan Aveni, üçüncü bölümde bu defa insanın ilk “ikamet adresi” olan mağaralara girip Avustralya’daki yaratılış “rüyasına”, Mayalar’ın ve İnkalar’ın “doğuş”la ilgili hikâyelerine yer veriyor. Karaların “üvey evladı” olan adalara geniş bir yer ayrılan kitapta, Polinezya’dan çıkmış bir yaratılış öyküsü kapsamlı bir şekilde anlatılırken Maui, Hawaii gibi meşhur adaların ortaya çıkışı hakkında bilgiler de gün ışığına çıkıyor. Ayrıca yine bu bölümde genel olarak adaların oluşumuna da göz atan Aveni, son bölümdeyse İskandinavlar’ın ve İnuitler’in mitleri üzerinde duruyor.

İnsanın kafasını kurcalayan, yazının girişinde yazdığım, soruların cevapları -o döneme göre- bir anlam ifade etmeye başlayınca ardından haklı olarak şu sorular geldi: Neden ölüyoruz? Öldükten sonra ne olacak? Neden ölümden veya herhangi bir şeyden korkuyoruz? Neden bin tane ırk, cinsiyet, dil var? Gökyüzündeki bu ışıklar da neyin nesi? Bu soruların niceliği ve niteliği genişledikçe insanın yaratılışa dair bulması gereken cevaplar da aynı ölçüde büyüdü. Kimi güneşe sırtını yasladı, kimi ateşe. Kimi sudan medet umdu, öteki her şeyi dağlarda şarap içip “aşağıdakileri” kontrol eden tanrılara bağladı. Her ne kadar son birkaç yılda Ben, Kirke, Akhilleus’un Şarkısı gibi kitaplar ve Vikingler gibi dizilerle farklı mitolojilere ilgi artsa da konuyu bu çerçeve içinde inceleyenler esas noktayı kaçırdı. Aveni’nin kitabında bununla ilgili haklı bir serzenişi var. Aveni, bilimsel bir tedrisattan geçmiş insanların binlerce yıllık bu anlatı geleneğini es geçip kendi “büyük patlamaları”yla yaratılış hikâyesini aramaya soyunduğunu belirtiyor ki hiç haksız da sayılmaz. Zira yaratılışın bir inançla birlikte oluşan zemini, direksiyonu direkt Cern’e kıran günümüz bilim insanları için fazlasıyla romantik kaçıyor, belki de bunlara gülünüp geçiliyor. Ancak unutmamak gerekir ki Antoine-Laurent de Lavoisier’e ait o meşhur yasa, yaratılış için de geçerlidir ve de bunun için ta en başa dönmek gerekir. İşte Yaratılış Öyküleriyle Dünya Mitolojisi tam da bunun için yazılmış bir kitap.

Kaynakça

Aveni, Anthony, Yaratılış Öyküleriyle Dünya Mitolojisi, Alfa Yayınları, İstanbul 2023.

Editör: Buse Karabulut

Visited 3 times, 1 visit(s) today
Close