yan yana harflerle sayılara anlamı ben veriyorum
diyelim tüm kontrolüme rağmen tökezledim
direksiyon sandığım eyvah deli dolu baltaymış
kırıldığı yerlerinden okşuyorum kemiklerimi
kırk delik açıyor kırk buğday koyuyorum açıklara
düşmüş bir çocuğun gülüşünü yamalıyorum yüzüme
allahı ve uçan balonları kıskanıyorum
çatılardan yükseliyorum kuşlara sayarak gövdemi
güneşin etrafımda döndüğünü sanıyorum
yanlışlarıma bir düğüm de ben atıyorum
dünya düz derken ağlıyorum
kör kurşun gelip vuruyor düşlerimi
ılık sütler sürüyorum saçılmış yaralarıma
inatçı çiçekler alıyorum kırk deliğin kırkından
yarın başkaldırıyoruz diyorum onlara marşlar dinletip
inanır mısın devlet yalanlarından daha hızlı büyüyor o çiçekler
bugün uçtuğumdan gözaltına alınmıyorum
kör olası zalime isyan boylarına adımı yazıyorum
ama başkasına kızmanın rahatından utanıyorum
aşktan kaçtıkça eksilmiş ömrüm
uzunca süre susuyorum aynalara
yaptıklarımla yapamadıklarım birikiyor önümde
ben hangisiyim diyorum sürtünen ölü köpeklere
ya yalan diyorum sarılmalara ya talan
kapımı çalıyor sahipsiz terk edilmiş arzular
paslı tırnak izleri zilde ve sahibi gitmiş açlıklar
açmıyorum, zaten yokmuş gökyüzünün kapıları
göz göre göre bir deliliği saklıyorum ağzımda
taşan cezveyle konuştuğum günleri anımsıyorum
dalgın, kırgın, bedbaht dolanıyorum
diyojen insan arıyordu, ben kendimi
ah haşarı kentlerin birbirine teğet vebalı yüzleri
hangi ağza baksam utangaç hortum
kimim ben diye dijital duvarlara yazıyorum
kim olduğumu bulamayınca fotoğraf çekiniyorum
sevmenin dokunuşları yerini göstergelere kaptırıyor
son nefeste uçmanın bana yaradığını anlıyorum
farkındayım yazmak ölümü ertelemekmiş
kafesin açık kapısından kör güvercin şenleniyor
ilk gerçek bükücü yerçekimine teslim oluyorum
arenada salyalarıyla alkış tutuyor aktif seyirciler
yaşayan ölüleri sevindiriyor başkasının çöküşü
kılıçtan paslı, kurşundan yavaşım
ömrüm yüz metreymiş de ben onu koşmuş gibiyim
her ekmeği bölüşerek dayanıyor surlara göçmenler
kavaklar ve kısık gözler dokunuyor göğe
yakınım bulutlara, burdan dönemem
burdan dönemem atımın bağını çözüyorum
alnımdan düşen terleri hızlıca geride bırakıyorum
kokumsa süzülerek vuruyor sırnaşık ormanlara
kırkım çıkmadan dünyayla inadımdan doğuyorum
diz izlerini sürüyorum topal bir seyyahın
alnım nara değiyor, toprağın ellerinden öpüyorum
karanlığın çağrısıyla uyanıyorum her sabah
bu çağ ismimi yazmıyor sinesine
ben buradan geçtim demenin yolunu buluyorum
resmi evraklar arasına gülmüş çocuklar ekliyorum
biliyorum hepimiz gerçeklikle sarılacağız bir gün
sadece sayılara verdiğim anlamları geri alıyorum
çünkü harfler şifasıdır yurtsuz günlerimin
canım istiyor; üçten bir çıkınca sıfır kalıyor geriye
kopardığım çiçekleri yeniden ekiyorum
hayat yaşatır toprağı tohumla güldüreni
ölümü çağırmaya gönüllü değildim
yağmuru yağdıran olmak istememiştim
göğsüme yerleşik göçmeyen parçam vardı
artık çok geç; kara trenler geçti gözlerimden
ben tohum; saklandım kurak günlerinde dünyanın
sonra yağdım katran boşalır gibi gökten
borcum kalmadı dünya ağrısına
kesik ses, kırık omur, dağılgan nefes
yoklama alınmıştır
asfalta çarpmışsa b e d e n
Editör: Melike Kara
- Serbest Düşüş - 3 Mart 2026
- Beni Sarar Melankoli - 5 Şubat 2025
