Yazar: 16:12 Öykü

Kalamam Artık Buralarda

Ne güzel sessiz sedasız yol alıyor, sağ sol demeden canımın istediği gibi yayılıyordum. Bana kalsa bir süre daha öyle devam ederdim de fark etti kerata. Az uyanık değilmiş meğer. Bu kadar yakınlarına gelip dal budak saldığımı öğrendiklerinde genelde ayılırlar, bayılırlar, ağlayıp kendilerini paralarlar. “Neden ben?” diye derin sorgulamalara girişirler, bu sorunun cevabını pek veremezler ama hiç usanmadan bir süre daha sormaya devam ederler. Ben ellerimi ovuşturarak izlerim. En sevdiğim manzaralardan biridir. Kızgın kumlardan serin sulara atlamak diye bir ifade duydum bir keresinde. Kum nedir, su nasıldır pek bilmem ama kızgınlıkla serinlik tam bana göredir. Bunda tam aksi oldu, varlığımı öğrendiğinde gözlerini kocaman açtı, ağzını kapadı, yumruklarını sıktı. Hah, dedim kendi kendime, geliyor fırtına, kızgın kumlar havalanacak, yüreğimin yağları eriyip serin sularda dağılacak.

Uzun süre bekledim. Sustu sustu sonra sıkılmaktan incelmiş dudakları aralandı. Acı bir feryat ya da hiç olmazsa kuru bir hıçkırık yerine şu sözler döküldü ortalığa:

“Derdi veren Allah dermanı da verir!”

Bir dakika, ne oluyoruz yahu? Bu mudur? Bu kadar mıdır? Tamam, ses fısıltı halinde çıktı da zor duyduk ama hani nerede feryat figan, dövünme, saç baş yolma, hatta bayılıp bileklerle şakaklara dökülen kolonyayla ayılma? Etrafındaki herkes şaştı kaldı. Ben hem şaşırdım hem de açıkçası biraz bozuldum. “Dert” olarak tanımlanmak, böylesine hafife alınmak, küçümsenmek ne yalan söyleyeyim, gururuma dokundu. İlletim ben yahu, amansızım, adı anılmayanım, evlerden ırak olayım diye tahtaya vurulanım, meşumum, kötüyüm ben kötü. Dertsem de en büyüğüyüm, sıkıntının dibiyim. Bunları hiç mi duymamış bu kadın, hiç mi görmemiş? Nasılsın diye sorsan nezleye yakalanmış da bir hafta yatıp ayaklanacakmış gibi cevap verecek. Aman ne olacak, uzatırım ayaklarımı, girerim battaniyenin altına, içerim ballı limonlu ıhlamurumu, üç beş güne iyi olurum. Hem zaten bu aralar koştur koştur biraz yorulmuştum, bahaneyle dinlenirim işte, oh mis!

Yok, demedi bunları ama diyecekmiş gibi bir afra bir tafra. Afranın tafranın kralını görürsün, dedim içimden. Hoş, dışımdan söylesem de bunun duyacağı yok. Kapamış kulaklarını, takmış at gözlüğünü, önüne bakıyor. İyi olacağım ben, diyor, başka bir şey demiyor. Ne güzel sessiz ve derinden ilerliyordum. Şöyle kötüyüm böyle kötüyüm dedim ama hakkımı da yemeyeyim, çok çalışkanımdır. Mesaiye memelerden birinde başladım, ortam tam bana göre, iyi huylu kistlerin arkasında istediğim kötü numarayı çevirebilirim Ohoo, ben bir coş, bir koş! Aldım elime mendili, halaya duruyorum, hem halay başıyım hem de halayın ta kendisi. Bunun bir şeyden haberi yok! 

Hızımı alamayıp diğer memeye de atladım, tabiatım böyle benim, aksi mümkün değil. Fokur fokur kaynıyorum, köpük köpük kabarıyorum, havalara uçuyorum da asla aşağıya inmiyorum. Bu anlar gibi oldu, banyoda sabunlanırken eline geldim, kıpırdamadan bekledim. Neyse ki pek oralı olmadı, bezedir, deyip geçiştirdi, kurulanıp çıktığında unutmuştu bile. Oh, dedim, sen böyle devam et, unutkanlarla umursamazları pek severim. Meğer numara yapıyormuş da çaktırmıyormuş, ortalığı velveleye vermeden doktora gitmeyi planlıyormuş ama vallahi ben bile anlamadım.

Lenfler pek yakınımda, hop atladım oraya, artık bütün yollar bana açık. Rüzgârı da arkama almışım, girdim mi damarlara, karıştım mı kana, gürül gürül akan bir nehir gibi çağlayabilirim, köşe bucak bakınır, yerleşecek yeni yerler ararım. Kollarla bacakları da katarsan damarlar yüz kilometre uzunluğunda otoban, mucizeye bak sen, üstelik geçişler bana ücretsiz. Dünyanın etrafını iki buçuk kez dolaşabilmenin sarhoşluğuna kapılmışım, kendimi tutamıyorum. Zaten niye tutayım ki; azıcık güçsüz birazcık güvensiz yerler arıyorum, bulduğumda hemen ev kurup kat çıkacağım.

Aslında kendi ayağıma sıkıyorum, bindiğim dalı kesiyorum da denebilir, bir nevi güç sarhoşluğu. Ele geçirdiğim bedeni tüketmeden, çiğ çiğ yemeden bırakmıyorum. E tükenince de işim bitiyor ama dedim ya, tabiatım böyle. Neyse ki genler var da kendime akacak yeni mecralar bulabiliyorum. Bu biterse hop diğerinde başlayabiliyorum. O da biterse hemen öbüründe. Yüzyıllardır böyle. Üstelik bunlar bire iki veriyorlar, ikiye en az üç. İlla üreyecekler. Hiç akıllanmayıp geometrik çoğaldıkça ben de DNA kodlarında gizlenip biri tükenince diğerine geçebiliyorum. Ben bitti demeden bitmiyor, o kadar! Biz öyle hafif alınacaklardan değiliz. Aramızda Orta Çağ’ı bitirip Yeni Çağ’ı başlatanımız var, nüfusu azaltıp dünya savaşlarının sebep ve sonuçlarını etkileyenimiz, çoluk çocuk neredeyse hepsini aylarca eve kapatanımız var. Gerçi bu dediklerim hemen kendilerini belli ediyorlar, öyle DNA’ymış, genmiş, rafine zevkleri yok, aksırık, öksürük, çıban, ateş, salya sümük, bilumum çapsız şeylerle yürüyorlar. Sinsi olmayı da bilmiyorlar. Oysa ben öyle miyim ya! Sessiz ve derinden yıllarca atlaya zıplaya gidiyorum da kimsenin ruhu duymuyor.

Ne zaman ki zirveye çıkıyorum, e o zaman artık saklanamıyorum tabii. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var, bu da benimki! Fakat bu kadında hiçbir şey hep olageldiği gibi gitmiyor. Beni dert diye tanımlayıp küçülterek başladı işe. Ben dert değilim, ölümüm diye bas bas bağırıyorum ama duyan yok. Yahu iki memesini ele geçirip lenflere, oradan kemiklere atlamışım, ciğerleri zorluyorum, gözüm beyinde, bu kendine tavuk suyu çorba yapıyor, içine de limon sıkıyor. Hemen ilaç vermeye başladılar buna. Güya beni öldürecekler ama capcanlı hücreleri de bile bile yok ediyorlar. Saç denen kıl tüy hemen dökülmeye başlıyor. Erkek cinsi pek oralı olmuyor da kadınlar hep perişan. Benimkinin saçları tutam tutam aşağıya inmeye başladı. Hah, dedim, şimdi dağılır bu. Baktı aynaya, yere inenleri süpürdü önce, sonra aldı eline kocasının elektrikli tıraş makinasını, hiç tereddüt etmeden kalan tutamları bir kalemde temizleyiverdi. İnatla baktım gözlerine, en azından bir damla gözyaşı göreyim. Yok yahu yok!

Bir de demez mi “Oh, rahatladım, sıcak havada ensem pişiyordu, şimdi yıkan çık, daha ne olsun!” Saçım başım olsa yolacağım yeminle. Çattık belaya. Şurada ağız tadıyla bir bedeni tüketeceğim, canıma ot tıkıyor. Etrafındakiler de bir beğen, bir alkışla. Eyvah!  Bu iyice havaya girdi, çıplak kafasına renkli çaputlar sarmaya, aynı renkte küpeler takmaya başladı. Aynaya baktığında kendini beğeniyor, mutlu mesut gülümsüyor. Parmak kalkmış havaya, durum fena, benim için tehlike çanları çalıyor. İndir o parmağı bakalım, diyeceğim, önce o parmağı indir bakalım, sen kime efeleniyorsun? Hele bir dur, el mi yaman ben mi yaman gör. Diyeceğim demesine ama duyar mı emin olamıyorum.

Neyse ki tedavi ağır, ilaçlar fena. Baktım midesi bulanıyor, ayağa kalkmakta zorlanıyor, zil takıp oynayacağım. Kilo filan verip göz altları da morarınca bende düğün dernek. Bir yandan kuyusunu kazmaya devam ediyorum. Bir sabah zorla kalktı bu, aynaya gidip çıplak kafasına, aşağı düşmüş memelerine, kaburgaları sayılan göğsüne, içine kaçmış karnına baktı, yan dönüp tekrar baktı. Gardırobuna gidip bol gevşek ne bulduysa topladı. Kocasını uyandırdı. Sevmiyorum böyle kocaları. Kadının hep yanında, hep destek. Neredeyse pamuklara saracaklar. Oysa biz nelerini gördük. Beni öğrendiği gün yan çizenler mi dersin, memeler alınırsa ben ne yapacağım diye gizli gizli kararanlar mı dersin, tedavi ilerleyince topuklayanlar mı dersin! E bu ne böyle? Karısının gözünün içine bakıyor, bir dediğini iki etmiyor. Çattık yahu!

Bunlar aldılar giysi torbalarını, dernek mi hayır kurumu ne, bir yerlere bağışladılar. Kadının yüreğinde bir ferahlama, bir iyilik hali. Bak bu hiç olmadı, sağdan soldan kuşatmışım yürek denilen kalbi, o kadar sıkıştırıyorum, zorluyorum ama bana mısın demiyor. Sanki her şey yolundaymış gibi tık tık atıyor şerefsiz. Zaten bir ona bulaşamıyorum. Sonra gittiler çarşıya, kadının çöpe döndürdüğüm bedenine uygun yeni giysiler aldılar. Hayır, paraları pulları da var, yanlış ata mı oynadım acaba diye düşünmedim değil. Kadın giyinip aynaya baktıkça parlamaya, kocası beğendikçe ışıldamaya başladı. Yok efendim, tombulken giyemediği şeyleri giyebiliyormuş da gençliğindeki kıyafetlerine dönmüş de bilmem ne. Delireceğim yahu!

Sadece bunlar değil, çoluk çocuk, eş dost, etraflarında kim varsa bir tanesi de ağlayıp sızlamaz mı yahu! Bir pozitiflik, bir neşe ki sorma gitsin. İlaç izin verirse yanında oluyorlar, vermezse uzaktan arayıp soruyorlar. Hep bir hal hatır konuşmaca, güne gülümseyerek başlamaca, sırt sıvazlamaca. Öyle şey olur mu, ölüm burnunuzun dibine gelmiş, azıcık korkun, üzülün, dağılın, dağıtın, değil mi ama. Gidip için mesela, içli içli ağlayın, makyajınız aksın, fırk fırk burnunuzu çekin, iyice coşup elinizdeki bardağı yere vurun, tuzla buz olunca da masaya kapanıp hüngürdeyin, ben hep böyle gördüm, bozmayın ezberimi. Bırak ağlamayı sızlamayı, hep beraber komedi filmleri izleyip kakır kakır gülüyorlar utanmazlar. Aylardır o kadar uğraşmışım, dördüncü evre denen mertebeye ulaşmışım, bunlarda tık yok. Aslında az daha sabretmeliydim, akciğerlerle beyni de ele geçirmeliydim ama memede nasıl büyüdüysem artık, deşifre oluverdim, kadın da anasının gözüymüş, hemen yakaladı.

Daha en başında, derdi veren Allah dermanı da verir, dediğinde uyanmalıydım ama basiretim mi bağlandı nedir, burada Allah benim diye yumruğumu vuracağıma şaşkınlıktan öylece kalakaldım. Arada böyle bozuk ürün çıkabiliyor. Çok uğraşıyorum, bir arpa boyundan uzun yol da alıyorum ama bazen işte böyle bir yerde tıkanıp kalıyorum, yolum çıkmaza dönüyor. Nihayet kafama dank etti. Zaman bana sonsuz ama yine de değerli. Aman ne uğraşacağım, zevk yok, haz yok, karşımdaki bendenize nezle muamelesi yapıyor, ben bu sefil hallere düşecek hastalık mıyım! Genciyle yaşlısıyla ortalıkta onca şaşkın beden varken burada bir dakika bile kaybedemem artık. Gen olsun DNA olsun, etrafındakilere atlayayım desem bunun sülalesi de böyledir, uğraştığımla kalırım. Ben süngümü düşürmem, namıma kara çaldırmam, onurumla gider, ekmeğimi uzak bedenlerde ararım. Bunun gibilere arkama dönüp bakmam, boşa kürek çekmem. Böyle de tutarlıyımdır.

Hadi ben kaçar, kalmayın sağlıcakla, bu dileğimi aklınıza yazın, içiniz kararsın!

Editör: Feyza Cengiz Dündar

Berrin Yelkenbiçer
Latest posts by Berrin Yelkenbiçer (see all)
Visited 100 times, 1 visit(s) today
Close