Yazar: 16:16 Şiir

Eski Sandık

Mavi bir us zerk ediliyor kanın sığ kıvrımlarına 

Yüzlerce yıllık azap, bağlarından boşanmış bir kadavra.

Kaçtığım diyarların haritası yok,

Kollarım boşlukta birer budak: Fütursuz ve çıplak.  

Eski bir sandığın karanlık ağzına kusulan heves, 

Benlik, mülkiyeti reddeden bir yitiklik artık.

Kaf Dağı’ndan sızan o hermetik sızı,

Kalem gölgesinde büyüyen, mevsimi yetim bir alfabe.  

Güne değmeyen bakışlar; kör bir aynanın kefareti.

Sanal kimliklerin sahte cesaretine sığındım, 

Dilimdeki zehir, kendi tesiriyle sarhoş.

Gidildi.

Buğulu bir ayrılık, yeminlerin o kaskatı duvarına çarptı.  

Anne uykusu kadar ağır bir emanet şimdi mazi, 

O sandıkta huşuyla çürüyen bir Sultanahmet hatırası.

Alnı secdede, günahı teninde taze iki gölgeydik; 

Ya da aramızdaki tek saf, suların şahitliğini unutan bendim.  

Resimler bulanık, gerçek ise infial.

“Huu” nidasıyla yanan canın külü rüzgârda, 

Ayazı kesik bir ihanetin kancasında asılı ruh.

İçimdeki ağrıdan büyü, feryatları bıçakla budayan bir sessizlik. 

Geciken yaşımın irini sıçrıyor maviye,

Unutmaya koşan adımların tozu genzimde.

Ne o sandık kaldı şimdi yıkılan bu viranede,

Ne de zihnimde cana düşkün o eski köle. 

Editör: Melike Kara 

Hüsnü Zafer Kömürcü
Latest posts by Hüsnü Zafer Kömürcü (see all)
Visited 2 times, 3 visit(s) today
Close