Yazar: 10:00 İnceleme, Kitap İncelemesi

Dışa Bakan Rüya Görür, İçe Bakan Uyanır

Carl Gustav Jung hakkında:

Carl Gustav Jung (1875-1961); İsviçreli bir psikiyatristtir. Sigmund Freud’un öğrencisi ve bir dönem yakın çalışma arkadaşı olmuş, ancak daha sonra onun görüşlerinden ayrılarak kendi kuramını (analitik psikoloji) geliştirmiştir. 
Freud’dan ayrı düşse de dostluklarının mahremiyetine Freud’un ölümünden sonra da toz kondurmayarak sahip çıkmıştır. BBC’ye verdiği bir röportajda “Freud’un anlattığı rüyalarda neler vardı?” sorusuna verdiği yanıt: 
“Yersiz bir soru oldu bu. Biliyorsunuz meslek sırrı diye bir şey var.”
“Ama öldü o!”
“Bazı meseleler yaşamdan daha uzun sürer.” [1]

İnceleyeceğimiz Dışa Bakan Rüya Görür, İçe Bakan Uyanır” adlı eserde Jung’un hayatı ve öğretisi hakkında bilgiler bulunur. 

Analitik psikoloji;  insan ruhunu anlamaya yönelik, hem bireysel hem de kolektif unsurları dikkate alan bütüncül bir yaklaşımdır. Sadece patolojiyi değil, bireysel gelişimi ve insanın anlam arayışını da odağına alır. Analitik psikolojide sık kullanılan birkaç kavramı eser üzerinden incelemeye çalışalım:

Gölge:

Jung’a göre gölge, en karanlık yanımızdır. Bireyin öncelikli olarak karşılaşması ve kendi ile bütünleşmesi gereken ilk arketip, gölgedir.[2]

Bazen ne yaptığımızı bilemeyecek kadar kontrolden çıktığımız anlar vardır. “Bu ben değilim,” deriz. Böyle anlar, gölgemizin kapının altından süzüldüğü ya da camımıza taş attığı zamanlardır.  

Gölge; bireyin bastırdığı, toplumsal olarak kabul görmeyen dürtüsel ve ilkel yönlerini temsil eder. Bu yönler, ne sosyal beklentilere ne de oluşturduğu personaya uygun düşer.

İnsan var oldukça gölgesi de olacaktır, olmalıdır da. Çünkü ışık varsa gölge vardır. Burada bize düşen, karanlıkla bütünleşmektir. Onu yok saymak faydasız, aksine tehlikelidir. Onun dilini anlayıp uzlaşmaktır çözüm. Fakat gölgeyle yüzleşmek cesaret ister. En aşağılık ve vahşi tarafınızla bir masada karşılıklı oturmak ve onun gözlerine bakmak; o masadan el sıkışarak kalkmak, büyük bir manevi güç ister.[3]

Eserde kendimize ait sevimsiz bir gerçekle yüzleşmenin aynı zamanda o sevimsizliği düzeltme fırsatını da verdiği ifade edilir. Gölgeyi ehlileştirmenin peşine düşmek gerekir. Bu yolda kendimizde barındırdığımızın farkına varamadığımız, sürekli dış dünyaya yansıttığımız eleştirilerimizin de gözden geçirilmesi tavsiye edilir. 

Nitekim Jung’a göre kendi karanlığımızı keşfedersek, başkalarının karanlığıyla daha kolay başa çıkabiliriz.

Persona:

Persona insanın dış dünyaya bakan yüzüdür. Jung’a göre persona tamamen kötü ya da sahte değildir. Sosyal yaşam için gerekli bir “aracı”dır. Çünkü insanın toplum içinde işlev görebilmesini sağlar.

Jung personayı “insanın gerçekte olduğu şey değil, başkalarının ve kendisinin olduğunu düşündüğü şey” olarak tanımlamıştır. Personayı topluma karşı taktığımız bir maske olarak nitelendirebiliriz. İnsan, içinde bulunduğu sosyal ortamda kabul görmek ya da dışlanmamak için çeşitli maskeler takma eylemini sürekli tekrarlar.

Bir ortamda çoğunlukla gerçek benliğimizle değil, bize biçilen rollere uygun şekilde davranırız. Ancak kişinin bu maskelerden birini fazlasıyla içselleştirmesi (Jung bu duruma ‘persona ile özdeşleşme nevrozu’ der) onu öz benliğinden uzaklaştırarak sağlıksız bir ruh haline sürükleyebilir.

Bilinçdışı:

İnsan, ruhunun efendisi olduğuna inanmak ister. Ancak bu inanç çoğu zaman bir yanılsamadır. Çünkü bilinçdışı, ince sızıntılarla kendini açığa vurur; rüyalarda, sembollerde, ani duygusal tepkilerde ya da kimi zaman açıklayamadığımız sezgilerde. Birey, yaşamını sayısız gizli yolla etkileyen bu sızıntıları fark etmeye başladığında, kendi üzerinde gerçek bir hâkimiyet kurmaya yaklaşır.

Jung’a göre bilinç, tek yanlı ve sınırlıdır; bilinçdışı ise onu dengelemeye çalışır. Örneğin aşırı akılcı bir kişi, rüyalarında beliren simgesel imgelerle bilinçdışının sessiz mesajlarını duyabilir ve içsel dünyasının gizli yönleriyle yüzleşebilir.

Bilinçdışı, bilincin tek yanlılığını düzeltmeye çalışan bir karşı güçtür.

Bireyleşme:

Bireyleşme; bir insanın içsel potansiyelini fark edip, hem bilinçli hem de bilinçdışı yönlerini entegre ederek “tam bir birey” haline gelme sürecidir. Bu süreçte kişi, benliğini (ego) aşarak, daha derin bir içsel merkezle, yani öz benlik (self)ile bağlantı kurar.

Jung’a göre kırk yaştan sonra insanlar için okullar kurulmalıdır; çünkü o zamana dek uykuda olan kişilik, uyanmak ister. Artık keşfedilmemiş benliğin uyanış vakti gelmiştir. 

İnsanı içsel bir tatmine ulaştıracak şeyin, kendini bilme marifeti olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar eserde bu ifade doğrudan kullanılmasa da, muhtelif yerlerde aynı anlayışı yansıtan cümlelerle karşılaşıyoruz. İşte bunlardan bazıları:

Herkes herkese öğretmenlik yapıyor ve kimse iyileşmenin yolunun tam da kendinden başlaması gerektiğinin farkında değil gibi duruyor.[4]

Yaşamda esas amacımız, içimizdeki gücü keşfetmek, kendi gerçekliğimizi takip etmek ve her şeyimizle bütün olmayı başarmaktır.[5]

Ben başıma gelen şeylerin toplamı değilim, ben olmayı seçtiğim şeyim.[6]

Kendi içine bakmaya cesareti olmayan herkesin yaşamı bulanıktır.”[7]

Yaşamı olabildiğince hafif taşımak ancak iki dünyanın ustası olmakla mümkündür. Jung’a göre, insan ancak iç dünyasıyla hakiki bir uyum yakaladığında, dış dünyanın dayatmalarına karşı dengeli bir duruş sergileyebilir. İnsanın iç dünyasında derinleşebilmesi için kendini tanımaya ve bütünleşmeye gönüllü olması gerekir.

Geleceğe giden hazır bir yol yok. Yolumuza devam ederek yollar yapıyoruz.[8]

Dua:

Carl Gustav Jung’un Memories, Dreams, Reflections (Anılar, Düşler, Düşünceler) adlı kitabında “Geceleri yaptığım duanın, günü düzgün bir şekilde sonlandırdığını ve yine düzgünce geceye ve uykuya geçirdiği için bir koruma sağladığını söyleyebilirim.” ifadesi geçer.

Bazen arzuladığımız bir şey pat diye önümüzde beliriyor, mutlu oluyor, kendimizi övüyoruz. Ancak basit bir çatışma belirdiğinde bu kez dünyanın karşımıza geçtiğine ve olanca gücüyle bize saldırdığı fikrine kapılıyoruz. O zaman da suçu ya kadere atıyoruz ya da karşılaştığımız insanlara. [9]

Dua üzerine çok düşündüm. Dua gereklidir; çünkü tahayyül ettiğimiz ‘öteyi’ hemen deneyimleyebileceğimiz bir gerçekliğe dönüştürür. Kendi konuştuğunu duyarsın ve artık ‘O’na hitap ettiğini inkâr edemezsin.[10]

Ve son söz olarak yine eserden bir alıntı yapalım:

Çağrılsın ya da çağrılmasın, Tanrı hep var olacaktır.[11]


[1] Carl Gustav Jung, Dışa Bakan Rüya Görür, İçe Bakan Uyanır (Destek Yayınları), 2023, s50

[2] (Erişim 21.08.2025)   https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4119413

[3] Carl Gustav Jung, a.g.e, s. 82.

[4] Carl Gustav Jung, a.g.e, s. 7.

[5] Carl Gustav Jung, a.g.e, s. 39.

[6] Carl Gustav Jung, a.g.e, s. 29.

[7] Carl Gustav Jung, a.g.e, s. 11.

[8] Carl Gustav Jung, a.g.e, s. 79.

[9] Carl Gustav Jung, a.g.e, s. 7.

[10] Erişim 05.09.2025 https://carljungdepthpsychologysite.blog/2020/11/14/prayers-2/

[11] Carl Gustav Jung, a.g.e, s. 123.

Editör: Melike Kara

Visited 1 times, 2 visit(s) today
Close