Yerimde duramıyordum. Heyecandan değildi, kendimi daha önce hiç bu kadar doğru ifade edememiştim; iyi ve kötü, derin ve sığ yanlarımı, akılsızlıklarımı ve kolaycı çözümlerimi bir çırpıda söyleyivermiştim. Üstelik tüm bunlardan bahsederken kendimden emindim, yalan söylediğime ihtimal bile verilmezdi. Çoğu zaman meselelerin ayrıntılarına kadar bilgi sahibi olduğumu hissettirmiş ve sonuçta ortaya mükemmel bir yazışma çıkarmıştım. Artık ben, yani sanal kimliğim, istediğim her bireyi etkileyebilir, düşüncelerimin berrak bir su akışıyla, kurduğum cümlelerdeki şahane özenle kolayca hayranlık uyandırabilirdim. Konuştuğum kız çok güzeldi, gerçek hayatta yüzüme bile bakmayacak kadar güzel. Ancak profilimdeki fotoğraf henüz kilo almaya başlamadığım gençlik yıllarından kalma olduğundan endişeleniyordum, ya o da aynısını yaptıysa? Tüm o ince düşünülmüş diyaloglar, nereye varacağı kestirerek yazılmış iç dökmeler boşa gidecekti. Yine de kural basitti; dene. Bu şekilde, sonu bir yere bağlanmasa da, bir kişiyi daha tüketiyordum. Onunla yüz yüze görüşmek benim için gerçek bir başarı olacaktı, devamını istemese bile karakterini çözümleyip merakımı gidermiş olarak eve dönecektim. Sanırım çoğu şey, başkasına görece az zarar verenler de dâhil olmak üzere, denenmeyi hak ediyordu. Bu sayede tüketim yapabiliyor, tükettiğim şey bir insan dahi olsa onu bilgiye çevirebiliyordum. Bazen durumdan öylesine hoşnut kalıyordum ki aylarca tek bir gerçek iletişim kuramıyordum. Aynı esnada etrafımdan insanlar geçiyor, akşam davetleri kaçıyor, doğum günlerine mazeret bulunuyor, hayat istekle erteleniyordu. Çoğu kez hasta olduğumu söylesem de yakın zamanlarda bu yalanın artık kabul görmediğini fark ettim. İnsanlar durmuyordu; sorunlarınla baş edip davetlerine gelmen için kurdukları baskı büyüyor, kocaman gülümseyen ağızlarıyla önemsiz işlerin aptal kutlamasına gelmeni istiyorlardı.

Dolabın karşısına geçtim, aynayı mahsus öteki odaya koymuştum. Öyle çok kilo almıştım ki yüzümde bana ben dedirtecek çizgiler birbirinden uzaklaşmış, karakteristik tek bir kıvrımım kalmamıştı. Artık öteki şişmanlara benziyordum. Yine de en güzel ceketimi seçmeye uğraşacak kadar seviyordum bedenimi, tabi kilo ile barışık olma yalanına inanan saflardan da değildim. Hani nasıl desem, herkesin kabul edeceği bir orta yol çizgim vardı. Bu çizgi hatırı sayılır deneyimler sonucunda oluşmuş, iki yanında da tarifsiz acılar barındıran hatalardan doğmuştu. İşte ben böyle konforuna düşkün, sırf bu yüzden alçak herifin teki olmayı hak eden bir orta yolcuydum. Bu yüzden değil miydi sanal kimliğin zamanı dondurma özelliğinden faydalanıp sadece orada konuşmam? Beklemediğim yerlerden gelen sorular hakkında araştırmamı yapıp öyle cevap vermek yahut yüz yüz iletişimde elde edemediğim birkaç dakika sayesinde öfkemi bastırıp düşüncelerimi daha kurumsal bir şekilde açıklayabilmek bariz bir biçimde kimliksizlik, kendinden eksiltme, zaman hırsızlığı değil miydi? Öte yandan, eğer tüm tepkilerimin-gerçek ve sanal- sahibi bensem, kendime yeni bir kişilik daha mı ekliyordum? Bu soruların cevabı bende yoktu ancak fark etmek bile bu ayrılığı tüketmemi sağlıyordu. Ceketlerim güzeldi, kapatmaya çalıştıkları göbek ise merdivenin katları gibi uzanmış yağlardan büyümüş, gizlenmemekte ısrar ediyordu. Ne demişti kız? “ Farklı gözüküyorsun.” Cümlenin sonuna olumlu düşündüğünü belirten minik bir kalp bile koymuştu. Kim bilir bu küçük ifadeler ortaya çıkmasaydı ne çok sözcükle uğraşacaklardı. Ceketten vazgeçmek gerekti, olanı büyütmekten başka işe yaramıyordu. Son yarım saat kalmıştı, belki evden çıkıp biraz erken gitmeliydim. Öyle yaptım, yoldan minik bir buket çiçek hazırlatacaktım. Paylaştığı fotoğraflara göre sarı gül seviyordu, hemen aldım. Doğrusu değişik bir seçimdi. Gülün klasikliğinden kurtulmak için sarıyı seçtiğini düşünüyordum. Plan basitti; eğer paylaşımlarındaki kadar güzelse masaya hiç oturmayacaktım. Yok o da benim gibi yalanlara başvurduysa, örneğin burnu hiç paylaşmadığı bir açıdan yamuksa yahut boyu fotoğraftakinden oldukça kısaysa masaya öz güvenli bir biçimde oturacaktım. Çiçekler hazırdı, ceketsiz gövdem hazırdı, daha zayıf göstermek için giydiğim korse henüz kaymamıştı.  Benden çıkabilecek en iyi görüntü buydu, onu masaya oturtmak zorunda kaldım. Henüz gelmemişti. Şahane görünüşüm gelmediği her dakika soluyor, yağlarım vıcık vıcık eriyip cildimi pis bir şeye dönüştürüyordu. Saçlarım bükülüyor, ayakkabıya zor sığan ayaklarım şişiyordu. Eğer biraz daha geç kalırsa önünü alamadığım bu büyüme beni patlatacak, kıyafetler üzerimde yırtılacaktı. İşte oradaydı, rüzgârda sallanan saçlarıyla beni ezen görüntüsü kapıda dikilmiş ve muhtemelen suratımı arıyordu. Bulup da ne yapacaktı? Profil resmi gerçeği bire bir yansıtıyordu, hatta eksik bile kalırdı. Oysa ben, yalancı ben, şimdi ne yapacaktı? O an sanal kimliğim tuzla buz oldu, yardım etmeyecekti. Kendinden emin konuşmalarım, sevdiğim türlü sporlar, yapabildiğim yemekler ve daha nicesi yardım etmeyecekti. Çünkü onları sanal kimliğe bağlamıştım, öyle tek başıma, ceketsiz bedenimle bu kızla mücadele edemezdim. Kaçmam gerekti, şişman yüzümden ince hatları seçip beni tanımadan önce -ki bu baya bir zaman isterdi- kaçmam gerekti. Çiçeği masada bıraktım, dikkat çekmeden lavaboyu arayan bir müşteri edasında restorandan çıktım. Büyük bir yenilgiye uğramıştım. Az önce güzeller güzeli bir kızla değil, uzun zamandır fark etmediğim gerçek ben ile baş başa kalmış, ona katlanamayıp kaçmıştım. Koşar adımlarla eve doğru yürüyordum. Yapılacak ilk iş, sosyal medyalarımı bir süreliğine kapatmaktı…

Latest posts by Senur Ünver (see all)