İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Yazar – Beş Soru: Serpil Tuncer

Sayın Serpil Tuncer, “Bir Yazar Beş Kısa Soru” isimli yazı dizimize katıldığınız için teşekkür ederiz. Yazı dizimiz önceden belirlenmiş ve isim ayırt etmeksizin yazarlara yönelttiğimiz beş kısa ve net sorudan oluşuyor.

Serpil Tuncer kimdir?

1972 İstanbul doğumluyum. Orta öğrenimimi İstanbul’da tamamladım. Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize Meslek Yüksekokulu İşletme Bölümünden mezun oldum. Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Medya ve Kültürel Araştırmalar Bölümünde yüksek lisansımı tamamladım.

Erik Ağacı isimli şiir kitabı ile Ekinoks Günleri, Mor Sokak Sakinleri, Büyülü Deniz, Kuşları Uğurlama Sanatı, Filler Ölüme Yalnız Gider, Sinekler de Uyur, Yorgunum Mitral isimli öykü kitaplarım bulunmaktadır. Son olarak 2022 yılının mart ayında Okur Kitaplığından çıkan “Plüton’u Öldürmek” isimli novella yayımlanmıştır. Kitabın üzerinde her ne kadar roman yazsa da romancı olduğum doğru değildir. Benim için bu eser, uzun hikâye anlamına gelen novella türündedir. Hem genel yayın yönetmeliğini hem de editörlüğünü yaptığım “Erik Ağacı Öykü Sitesi” isimli bir internet öykü sitesi ve iki aylık periyotlarla yayımlanan, aynı adı taşıyan e-dergimiz de vardır. İlgilenen edebiyatseverler için linki de buraya bırakmak isterim.  https://erikagacioyku.com/

Ayrıca 2018 yılında Avrasya Yazarlar Birliğinin düzenlemiş olduğu Uluslararası V. Kaşgarlı Mahmut Öykü Yarışmasında “Son Ütücü” isimli öykümle Türkiye üçüncüsü oldum. Öykülerim: Dil ve Edebiyat, Aşkar, Temrin, Mavi Yeşil, Mahalle Mektebi, Kardeş Kalemler, Acemi, Lacivert, Yedi İklim, Gözlük gibi dergilerde yayınlanmıştır.

Plüton’u Öldürmek isimli romanı neden yayımladınız?

Aslında bu eser hep yazmayı düşündüğüm ama zaman bulamadığım için sürekli ileri tarihlere atarak uzatmaları oynadığım bir eserdi. Geçen iki yıl boyunca yaşadığımız salgın yüzünden ev hapsinde geçirdiğimiz o malum günlerde bu eseri yazmaya karar verdim. Konusu hayli ilginç. Günümüz insanına hitap edecek bir eser olduğunu düşünmüyorum, ama insan doğasının da bir yanı böyle olduğundan hemen yazmalıyım dediğim bir eserdi. Günümüz insanı da tıpkı eserdeki kahramanlar gibi. Eser, insanlığın ilk atası olan mağara adamlarını anlatıyor. İnsanın atasından bahsetmesine rağmen eserde “insan” kelimesi asla geçmiyor. Ay takvimi kullanarak eseri yazdım. Günümüze ait deyim ve atasözlerini olabildiğince kullanmadım. Dil bağlamında mecburen kendimi de kısıtlamış oldum. Örneğin, “karnım açlıktan zil çalıyor” deyimini kullanamadım çünkü o devirde “zil” bulunmuş değildi, “çat kapı gelmek” deyimini kullanmadım “kapı” bulunmuş değildi. Tabii dili kısıtlayınca eseri de yazmak zor oldu. Bu konuda dünya edebiyatında yazılan eserlere bakacak olursak Jack London’un Âdem’den Önce’si ve Roy Lewis’in Evrim Adamı gösterilebilir. Adamakıllı yazabilmek için bu iki eseri de okumak zorunda kaldım. Ayrıca tarih öncesi çağları anlatan ve bu konu hakkında yazılan antropolojik ve arkeolojik eserlere de bakmak zorunda kaldım, ama şöyle bir sorunla karşılaştım. Hayal gücünüz tarih öncesi çağlara ne kadar gitse bile günümüzün modern yaşamından sıyrılmanız pek kolay olmuyor. En azından ben bu eseri yazmakla modern zamandan ilkel çağlara bir sıçrayışı denemiş oldum ama yine de bir tarafım hep modern zamanın içinde kaldı. Dolasıyla bu itiraf, eseri yazarken karşılaştığım zorlukları tek kalemde özetler niteliktedir. Eser hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler okuyabilir. Şimdilik aktaracaklarım bu kadar.

Neden okuyorsunuz?

Bu soru neden yüzüyoruz ya da neden koşuyoruz gibidir. Nasıl ki onların cevabını bulamıyorsak bence neden okuduğumuzun da cevabı yok. Okumak, içten gelen bir duygudur. Okumayı sevmeniz, okumak için kesinlikle yeterli değildir. Okumak, zaman isteyen bir etkinliktir. Okuma isteğinizin dışında, zaman hususunu da düşünmeniz gerekmektedir ki bana göre en önemlisi de budur. Ben, düzinelerce kitap satın alan ama sırf zaman ayıramadığı için satın aldığı o kitapları okuyamayan onlarca okur tanıyorum. Ne diyelim, Allah nice kitapseverlere ve bana bol zaman ihsan eylesin.

Neden yazıyorsunuz?

Bu da içten gelen bir duygu. Çoğu yazara bu soru sorulduğunda doğru düzgün bir cevap veremeyebilir. Ün kaygım yok, kaldı ki ünlü olmanın en meşakkatli yolu da yazmaktır. Daha kestirme yol varken ünlü olmak isteyen biri ne diye kitap yazmakla uğraşsın ki. Hele hele ülkemizde yazan çoğu kalem bile ünlü olamıyorken. Kendi okur kitlemiz sınırlı sayıda. Tabii bu cevapla ben, sorunun gerçek manada cevabını vermiş olmuyorum sadece sizinle birlikle ben de bu sorunun cevabını arıyorum. Dilime güveniyorum ve farklı bir anlatım tarzına sahip olduğumu düşünüyorum. Bu beni daha beğenilir yapmıyor, farklı yapıyor. Nasıl ki müzikte çeşitli türler varsa dil de öyledir. Örneğin bir şarkıyı türküden raka, poptan caza yorumlayabilirsiniz. Nota aynıdır, güfte aynı ama sazların akustiği o şarkıyı yeniden yazıp bambaşka bir hale sokar. İşte yazmak da öyledir. Aynı konuyu yüzlerce insan farklı anlatabilir. Sanırım ben, bu farkı arayan ve bunun peşine düşenlerdenim. Bir de bu öyküyü benden dinleyin, diyenlerdenim.

Hayatın amacı sizce ne olmalı?

Kim neyi istiyorsa onu yapmalı. Meslek anlamında yani. Nice büyük fakülteler okuyup sonrasında sevmediğimiz işleri yapmak zorunda kalan mutsuz insanlar ordusuna dönüştük. Hobimiz işimiz, işimiz hobimiz olmalı. Bence gerçek mutluluk burada saklı. Yaradılışınızı oluşturan hamurunuz sizin ellerinizde değilse yaşamın da ne yazık ki bir anlamı olmuyor.

Yorumlar kapatıldı.