Yazar: 09:30 Kitap İncelemesi

Yorgun Ya Da Eskimiş Hanelere Doğru: Salyangoz Tezgâhı 

Kimi zaman toplumcu bakış elini uzattığı gibi gerçeklerle buluşurken, kimi zaman masalsı bir dille başlayıp rüyaları, duaları, tövbeleri, sevapları şöyle bir dolanıp konuverir mahalle sakinlerinin tepesine. Bazı bazı dilinde tüy bitse de ayıplarımızı gösterirken, iki arada bir derede korkularımıza ilişmeden de duramaz. Sıkı sıkıya bağlıdır bize, bizim olana. Hikâyeleri Kaf dağının ardından bile gelse, bir süre sonra bizim olurlar illa ki. Er ya da geç bu topraklarda çiğnenmiş, uğruna türküler yakılmıştır. İlk önce o inanır. Yazar. İnanır ki bu kadar kolay dile düşürebilsin, satır satır dokundursun gözlerimize. Yürekten inanır okuyacağımıza. Sırf şahitlik edebilelim diye, kafasının içindeki seslere. 

2024 Tomris Uyar Öykü Armağanı sahibi Salyangoz Tezgâhı, gerçek anlamda kısa, bir kere bile konu tekrarına düşmeyen, çok sayıda derinlik sahibi öyküleriyle yazarı Gamze Yayık’ın haklı gururu olarak duruyor karşımızda. Kısa mesafede maksimum vurucu gücü yakalamayı hedefleyen yazar, gözlem yeteneğini cesurca sergilediği anlatımlarıyla tokalaşıyor bizlerle. Her öyküsünün arkasında karanlık bir taraf bırakarak okuyucularının koltuklarında eskisi kadar rahat oturmamalarını arzulayışıysa göze batan bir diğer gerçek.

Yarışma öykülerinin makus kaderini kırmak zordur aslında. İster istemez dosyalarını kısa sürede hazırlamaya mecbur olan yazarlar, yarışma olumlu neticelendikten sonra da hiç düzeltme şansı bulamazlar. Yani günahıyla sevabıyla, dar zamanda yazılmış ve tamamen yazar cesaretiyle sahneye sürülmüş metinlerden olabilir Salyangoz Tezgâhı. Ancak buna rağmen, Gamze Yayık’ın kaleminde herhangi bir acemilik ve telaştan eser yok. Sade dili, akıcı anlatımı ve her dem yoğunluğunu muhafaza eden yapısıyla öykülerini yumruk kadar sert ve sarsıcı kıvamda tutmayı başarmış kıymetli yazar. Zaman zaman gerçekliğin katı, rahatsız edici tarafını tüm çıplaklığıyla gözümüzün içine sokmaktan çekinmezken, aralarda okurlarına nefes aldırmanın da derdine düşmesi hem incelik hem de maharet gerektiren bir özellik. Gözlerimizi kapatıp hayaller kurarak ilerleyeceğimiz kimi öykülerin tekinsiz sokaklarında dahi, hep bir çıkış yolu mevcut. Her şeyden önemlisiyse bir derdi var yazarın. Keskin ve net bağlamları vurgulamaktan bir an bile elini sakınmıyor. Bu sayede de hikâyelerin her biri, hangi sokaktan geçerse geçsin, mutlaka bizi bir eve, gölgede durmaktan yorulmuş ya da güneşte yıkanmaktan eskimiş bir haneye ulaştırıyor.

Gamze Yayık evrenini mercek altına almak ve bu bahaneyle polisiye yazarı olmasının tecrübesini yansıttığı tekinsiz sokaklarda adres aramak için öykülerin bir kısmında soluklanmakta fayda var. 

Sürprize müsaade yok. Daha ilk öyküsünde farklılığını hissettirip sesini yükseltmeden bizlere çok şey anlatacağını ve her defasında lafını dinleteceğini gösteriyor. Erkeklik Nasıl Kurtulur, evvela doğal konuşma dili ve akışı bozmayan diyaloglarıyla ısınmamızı sağlıyor hikâyeye. Sonrasında adım adım atmosferle bütünleşip kahramanın gözünden etrafa bakmamız ve şaşkınlıkla heyecan arasında sıkışıp kalmamız tamamen yazar başarısı. Finaliyle de tekrar başa dönmemizi ve yutkunmamızı sağlamasına ayrıca şapka çıkarmalı.

Pencere metaforik anlatımıyla, okuduktan sonra ilk akla gelenle yetinmeyenler için biçilmiş kaftan. Doğru kullanılmış göstergenin ittirdiği yerde bizi kaos bekliyor gibi gözükse de beyin fırtınası her derde devadır. Finaldeki sürprizin tadına daha iyi varabilmek için hikâyeyi baştan sona doğru tekrar duyumsamalı, ana karakterin kısa aralıklarla verdiği ipuçlarındaki boşlukları tamamlamalı. Bu yönüyle öykünün yarım bırakılmış geçmiş tarafında okur zekâsına ve dinamiğine çok iş düşüyor, diyebiliriz. Yani katılım şart.

Hemen akabinde Bin Anahtar ile farklı, daha masalsı bir yolculuğa çıksak da öykünün bizden talepleri değişmiyor: Dikkat ve kıvrak zekâ. Bu defa çocukluğumuzun ışıktan uzak taraflarına doğru adım adım ilerlerken, kulaklarımızdan içeri giren uyku öncesi cümleler ile açıyoruz gözlerimizi. Korku, endişe ve tedirginlik başucunda. Kıymetli yazar okurlarını hafifçe silkiyor ve diyor ki, sen de bir zamanlar çocuktun. Koşulsuz inanmak, güvenmek, istedin ama bir yanda hep endişelerin vardı, diğer yandaysa öfkelerin. Umut ve sevginin düşmanı olan bu iki karanlık güçten fırsat buldukça kapatabilmiştin gözlerini. Unutayım deme sakın!

Hayatın içinden ve ona dokunmaktan ürkmeyen Geçim Derdi sayesindeyse tekrar sokağa dönüyoruz. Tepemizde gökyüzü, altımızda asfalt. Bir cigaralık nefese karışan demli çayın tadı ve iki lafın belini kırma iştahıyla kulaklarda tüten soba gürültüsü. İnsan ki insan bunun için var, dedirten bir öyküyle şehrin herhangi bir yerinde, tanımadığımız ama çok iyi bildiğimiz kişilere götürüyor bizi kıymetli yazar. Karakterlerle empati kurmak zor değil. Zira hikâyede aşina olmayacağınız tek bir duygusal tepki bile yok. Ayrıca kuvvetli betimlemelerin, okurlarına doyasıya yaşatacağı atmosfer de cabası.

Yerel dilin ön plana çıktığı Kınalı Keçe, doğru ve tadında şive kullanımıyla bizleri farklı bir diyara davet edince işin rengi biraz değişiyor tabii. Toplumcu ve öz kimlikten uzaklaşmadan Bir zamanlar Anadolu’da diye iç geçireceğimiz bir rüzgâr estiriyor Gamze Yayık. Kitap içerisinde durum ve hava değişimi yaratan bu tarz farklılıkların okuyucu üzerindeki pozitif etkisini rahatça gözlemleyebiliyoruz.

Ayrıca Yayık’ın sıkı bir polisiye yazarı olduğunun belki de en belirgin izlerini taşıyan metin olarak Martı Hanım Kumru Bey’i de ıskalamamalı. Çaktırmadan resmeder gibi yaptığı tasvirlerle bizi evvela alıştırıyor, sonra da az sonra olacaklar için kuvvetli bir sezgisel güç peyda ediyor içimizde. Adım adım yaklaştığımız finale, merak duygusunun kazandığı galibiyet eşliğinde ulaşmak oldukça keyifli. Bitiş çizgisinde bile hâlâ merak etmemize neden olacak derin boşluklar bırakmış öyküde kıymetli yazar. Bundan sonrası biraz hayal gücü biraz da dram ile polisiye arası zikzak çizme meselesi.

Peri Masalı, adından anlaşıldığı gibi gözlerinizi kapatıp rüyalara dalmanızı talep edecek bir hikâye. Büyülü gerçekçilik tonlarındaki anlatımın zenginleştirdiği öykü, yazarın cebinde birden fazla kurşun taşıdığının en güzel göstergesi. Betimleme gücü ve anlatıma hâkim olan gelenekçi yapı, bütün hikâyeyi ve kurgulanmak istenen evreni kotarıyor. Anlatılan büyüleyici öyküye inanmak da bir süreliğine hayallerle uslanmak da serbest.

Minik mahallelerin 90’lı yıllardan kalma lezzetini kâh gülümseterek kâh ironisiyle düşündürerek bizlere anımsatan Ucuz Etin Yahnisi de kitabın bir diğer parlayan yıldızı. Dedikodu, vesvese, batıl inanç ve elbette fısıltı gazetesi… Ne ararsan var. Tebessüm ederken gözümüzün önünde beliren toz tutmuş sahnelerin mimarıysa, elbette güçlü tasvirleriyle Gamze Yayık. 

Öte yandan, keşke biraz daha uzun olsa, diyeceğiniz öyküler arasında belki de ismini ilk zikredeceğimiz Yılan Yavrusu’dur. Konu ince örülmüş, ana karakterin arka planı oldukça güçlü ve derin. Hatta yan karakterlerin bile öykülerini merak etmemizi sağlayacak kadar yükseğe çıkan bir bağırtı gibi işlenmiş konu. İster istemez olayların dallanıp budaklanmasından ve nihayete ermesini beklemekten ziyade, karakterlerin psikolojik çözümlemelerini hedef alıyorsunuz. Bu hikâyede asıl mesele, toplumsaldan başlayıp bireysele dönen ve bir evin içine sıkışıp kalan travmatik olguları bulup çıkarmakta. Kıymetli yazardan bu öyküye atıfta bulunarak hikâyeye devam etmesini talep etmek, elbette bizim asli görevimiz.

Yusuf’un Kuyusu’na değinmeden geçip gitmek de zor. Mistik dokusuyla kitabın arka odalarında açılmış pencere gibi, dersek mübalağa etmiş olmayız. İçeri davet ettiği sinsi rüzgârın kendini belli etmeden odalarda gezinmesi ve serinlik vermekle yetinmeyip okuru hafiften tedirgin etmesi de olasılıklar dahilinde. Hafif masalsı, gerilim verme hevesi üstünde buram buram tüten, dili ve betimlemeleri olağanın dışına çıkmış bu tarz öykülerde yazarın oldukça ustalaştığını rahatlıkla fark ediyoruz.

Özetle şehri alabora ettikten sonra her biri farklı atmosfere sahip, âdeta nefes alıp veren evlerde açıyoruz gözlerimizi. Öykü karakterleri hayatın içinden, etten, kemikten. İstersek onlara dokunabilir, karşılıklı oturup iki lafın belini kırabiliriz. İşte bu denli sahici ve samimiyetini paylaşan bir kitap Salyangoz Tezgâhı. Bu ayrıcalığı hissetmenin tadına varmanızı dilerim. Keyifli okumalar.

Gamze Yayık, Salyangoz Tezgâhı, Alakarga Sanat Yayınları, İstanbul, Eylül 2025.

Editör: Melike Kara

Umut Kaygısız
Visited 1 times, 2 visit(s) today
Close