Yazar: 18:29 Genel, Öykü

Öykü Adaletin Temelidir

 “Sevmeden, istemeden yaptığın iş seni bir ömür mutsuz eder,” derdi Mesut. Baro odasında oturmuş CMK dosyasını incelerken 6 ay boyunca bana anlattıklarını düşünüyorum. Ne çok uğraştı iyi bir avukat olmam için. Çabası beyhudeydi, bilmiyordu. Ya da biliyordu ama çabalamayı seviyordu. Özenirdim ona yalan yok. Bir işi bu denli aşkla yapabiliyor olmak hayal gibiydi benim için. Bunu fark etmiş olacak ki, “Ben sana bildiklerimi anlatırım ama sen de iştahlı, istekli olmalısın, yapacağın işi sevmelisin,” demişti ilk staj günümde. O üzerine düşeni yaptı, anlattı. Ben üzerime düşeni yaptım, öğrendim. Sevdim mi peki? Sevmedim, sevmeyeceğim. “Ruhsat alır almaz ilk davamı anne babama karşı açacağım. Yapmak istemediği bir işi sırf yüksek puan aldı diye birine dayatmak hakka, hukuka sığar mı Mesut?” dedim mahkemede ilk duruşmamızdan çıkarken. Bir eliyle cebinden sigara çıkarmaya çalışırken eşek ölüsü ağırlığındaki dosyaları kucağıma bıraktı. “Burası hiçbir başarının cezasız kalmayacağı bir yer, sen erken öğrenmiş oldun, iyi tarafından bak,” dedi gülerek. Onun hislerimi, düşüncelerimi önemsemeyen tavrı, babamın beni üniversiteye götürürken söylediklerini getirdi aklıma. “Deniz suyu gibidir avukatlık, yapmaya başladığın ilk zamanlar yabancı gelir gözüne, korkutur da biraz ama işin içine girdikçe alışır, seversin sen de.” Avukatların hepsi aynı herhalde, babam da Mesut da mesleklerine aşık insanlardan. Aynı aşkı, coşkuyu benim gözlerimde de görmek istiyorlar belli ki. Ama ben yapacağım işi sevmek zorunda kalmak istemiyorum, sevdiğim şeyleri yapmak istiyorum. Kütüphaneci olmak isterdim eskiden. İlkokulda kütüphanecilik kolu başkanı yapmışlardı beni. Oradan kalma bir özlem herhalde. Hayal kurardım, deniz kenarı bir yerde kitapların içerisinde geçecek bir ömrün hayalini. Şimdi ise yazar olmak istiyorum. Öykü yazarı. Bu loş, insanı daraltan sahte samimiyetlerin olduğu baro odasında duruşma saatini beklemek yerine bir kütüphaneye, kitaplarla dolu bir odaya kendimi kapatıp öykü yazıyor olabilirdim. Bu anın öyküsünü mesela. İşini sevmeyen bir avukatın öykücü olma hayalini yazabilirdim.

Biraz sonra gireceği duruşmaya hazırlanan Avukat N., zihnine söz geçiremiyordu. Yapacağı savunma ile ilgili ayna karşısında yaptığı onca hazırlıktan sonra duruşma için mübaşirin çağırmasını beklediği baro odasında düşüncelerine hâkim olamıyor, gördüğü her şeyi gözlerini kapattıktan sonra betimlemeye çalışmaktan kendini alıkoyamıyordu. Babası kendisi gibi iyi bir avukat olmasını istediği oğlu için elinden geleni yaptı ama gel gör ki N. avukat olmak yerine iyi bir öykü yazarı olmak istedi hep. Bu sebepten olacak ki zihni, öykü yazarı olmak isterken dayatılan avukatlığı protesto ediyor, her dava dosyasını bir öyküye dönüştürüyordu. Başlangıçta bununla mücadele etmeye çalışsa da bilincin akışına kendini bırakmayı öğrendi. Artık gelen her dava dosyasına olası bir öykü gözüyle bakıyor, müvekkilin dosyasını anlatırken eksik bıraktığı duygu ve betimlemeleri kendi içinde tamamlıyor. Önündeki dosyayla ilgili kafasında yazmaya başladığı öykünün en heyecanlı yerinde mübaşirin sesini duydu.

“Avukat N. Avukat D. Lütfen duruşma salonuna!”

Bu kadın da hep böyle! Öykünün en heyecanlı yerinde çığırtkan sesiyle araya girer. Sonra gel de kaldığın yerden devam et öyküye!

Karşı tarafın avukatı D. Samimiyetsiz bir gülüşle kafasını salladı, cübbesini giydi ve duruşma salonuna yol aldı. Avukat N. adımlarını izlediği D.’nin paytak yürüyüşünü zihnine kazıdı bir sonraki öyküsü için. Cırtlak mübaşir içeriyi kontrol edip kapıyı kapattığına göre herkes hazır, başlayabiliriz diye düşündü ve müvekkilinin yanına oturdu. Elinde olmadan etrafı izlemeye başladı. Hâkim cübbesiz şekilde içeri girdi. İyi ütülenmiş beyaz gömleğinin bir düğmesi yanlış iliklendiğinden görünen göbeğine bakmamaya çalışan mübaşir eline telefonu alıp her duruşmada olduğu gibi reels izlemeye koyuldu. Hâkim cübbesini giydi, yerine oturdu.

Duruşmalarda dava dosyasını okuyan hâkimi dinlemek zulüm gibiydi, herkesin bildiği dosyanın okunmasının N.’ye bir faydası yoktu, istiyordu ki metin bitsin oyun başlasın! Hiçbir dosyayı sonuna kadar dinlemek istemiyordu. Hele ki baştan sona kafasının içinde onlarca kez kurguladığı dosyaları! Hâkimin okuduklarını duymasına duyuyor ama odaklanamadığı belliydi. Yanı başında oturan mübaşirin izlediği reelslere arada gözü kayıyor, siniri bozuluyordu. Kim koydu bu mübaşiri öykünün tam ortasına! Mekân zaman bağlamında her ne kadar olmazsa olmaz gibi görünse de çıkaracaktı onu öyküden. Hem öykü olanı tam yansıtmak değil ki hayata baktığımızda gördüklerimizdir dedi içinden. Mübaşiri görmüyor olmanın öyküye bir zararı olmazdı. Zaten öyküleştirdiği her dosyayı elinden geldiğince değiştirmek zorunda hissediyordu kendisini. Etik, ahlak gibi kavramlara yabancıydı, öykünün kurmaca olması gerekliliğine sadık kalmak istese de öykü hayatın aynasıdır düsturuyla her duruşma başlar başlamaz salondaki herkesi kendi kafasının içinde betimlemeye, düşünceleriyle ilgili tahminlerde bulunmaya çalışıyordu.

Hâkimden sonra söz alan avukat D. özgüvenli görünüyordu. Baro odasındaki gülüşü yüzünden silinmiş, cansiperane şekilde müvekkilinin haklılığını kanıtlayacağına inandığı argümanları koyuyordu ortaya. Avukat N. özgüvenini fazla bulduğu D.’yi yazacağı öyküde beceriksiz ve özensiz şekilde yansıtmaya karar verdi. Bu kadar cevval olmanın bir sonucu olmalı, hiçbir başarı cezasız kalmamalıydı değil mi? Bu düşünce hoşuna gitti. Ellerini ovuşturdu. Önündeki kâğıda sırıtarak aklına gelen sözü yazdı: “Mühür kimdeyse Süleyman odur.”

Yazacağı öyküler için gözlem yeri olarak kullanıyordu mahkemeyi. Yazdığı söz çok hoşuna gitmiş olacak ki tekrar tekrar okudu. Salondaki herkesi yine gözden geçirdi. Kel savcı bugün yoktu. İzlemeye gelen de kimse yoktu. D.’nin stajyeri vardı yalnızca. Elinde kalem kâğıt, gerekli gereksiz her bilgiyi not ediyordu. Bir anlık sessizlikte katiple göz göze geldi. İçine içine konuşan hâkimin dediklerini doğru şekilde duyup yazmak için can çekişiyor gibiydi. Öyle değilse bile N. öyle karar verdi. Konu kapandı. Kısa saçlı, gözlüklü, orta yaşlı bir kadın olan kâtip, mahkeme duvarı benzetmesini ziyadesiyle karşılayabilir durumdaydı. Düzeltilmesi gereken yerleri bu sefer yüksek sesle tekrarlayan hâkim, gömleğinin yanlış iliklenen düğmesinden de anlaşılacağı gibi aceleyle giyinmişti. Yeşil kareli kravatı yamuk duruyor bu da sert görünüşüne gölge düşürüyordu. Sinek kaydı tıraşı ve ütülü gömleğinden dolayı öyküde özenli ve disiplinli şekilde yansıtmayı düşünen N. yanlış iliklenen düğmeden ve yamuk kravattan bahsetmemeye karar verdi. Aldığı kararı not ederken görmezden gelmeye çalıştığı mübaşir tanıkları çağırmak için ayağa kalktı. Dışarı çıktı. Mübaşirin koridorda yankılanan sesi kulaklarını tırmaladı. Her seferinde daha yüksek sesle bağırıyordu. Kararını değiştirdi. Mübaşir öyküde olmalıydı. Yanına küçük bir not yazdı. “Bu hayatta bize kötü hissettiren insanlar da vardır ve bu kaçınılmazdır.”

Tanık söze başlamadan herkes ayağa kalktı.

“Bildiklerimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim.”

Herkes oturduktan sonra tanık konuşmaya başladı. N. yemine takılmıştı. Tanığın söylediklerini dinleyemedi. Namus ve vicdan üzerine düşünmeye başladı. Niye bu kadar önemliydi ki bu kavramlar? Tanık kürsüsünde hayal etti kendini. Ne üzerine yemin edebileceğini düşündü. Karar verdi. Bundan sonra herkes kendisinde eksik olan ne varsa onun üzerine yemin edecekti.  Olur da bir gün yemin etmeye ihtiyacı olabilir diye yemin edebileceği birkaç kavram not etti. Etik … Meslek aşkı …

Kafasını yazdığı notlardan kaldırınca herkesin kendisine baktığını fark etti. İçine bir korku düştü. Herkes her şeyi anladı. Bu iş buraya kadardı. Hem öykücü hem avukat olamazdı. Yüzü kireç gibiydi. Bir gün bu etik denilen şeyin ayağına dolanacağı belliydi. Toparlanıp çıkmayı, kendini bir kütüphaneye kapatmayı düşündü. Bedeninin titrediğini hissetti. Nöbet mi geçiriyorum diye düşündü. Titreme yerini sarsılmaya bıraktı. Özellikle sağ kolunda hissettiği ağrı onu kendine getirdi. Gözlerine inen perde kalktı. Sağına döndü. Kolunu bırakan mübaşir özür diledi. Ayağa kalktı. Tanık beyanları ile ilgili söyleyeceği bir şey olup olmadığını soran hâkimin sabrı tükenmek üzereydi. Az önce onu terleten düşüncelerden sıyrılmaya çalıştı. Hiçbir fikrinin olmadığı tanık beyanı hakkında söyleyebileceği tek bir şey vardı.

“Aleyhe olan hususları kabul etmiyoruz.”

 Yakalanmış olma hissi zaten odaklanamadığı duruşmayı takip etmesini iyice zorlaştırdı. Diğer tanığın içeri girişini, sonuna geldiği ifadesine ne zaman başladığını, kel savcının içeri girip telefonuyla oynamaya başladığını… Hiçbirini fark etmemişti. Yanında getirdiği sudan iki yudum aldı. Hafifçe ayağa kalkarak cübbesini düzeltti. Kendisini toparladı. Hâkim karar öncesi son sözleri almak için D.’ye yöneldi. Avukat D. stajyerini gururlandıracak bir özgüvenle konuşmaya devam etti. Kendisinden emindi. Kazandığı onca davaya bir yenisini ekleyecekti. N. stajyerin gözlerindeki gururu silip yerine hayal kırıklıkları yerleştirdi. Duruşmanın içerisinde başka bir duruşma sahnesi yaşıyordu adeta. Yazmayı hayal ettiği öyküler hayatını, zihnini ele geçirdiğinden, farkında olmadan, herkesin şaşkın bakışları altında yaptı son savunmasını.

“Müvekkil Z. söz konusu suçun işlendiği akşam olay yerinin çok uzağında, eski bir apartman dairesinin ikinci katında, Amerikan mutfaklı evinde spotçudan aldığı sarı minderli, ahşap çekyatta uzanmış keklik belgeseli izlemekteydi. Erkek keklikler, kanatlarını açarak ve yüksek sesle öterek dişilere gösteri yapıyor, çiftleşme öncesi dişilerin dikkatini çekmek için çeşitli dans hareketleri sergiliyordu. Müvekkil Z. üst komşusu C. için erkek kekliklerin yaptığına benzer şeyler yapmayı hayal ettiği anda bizi bugün buraya getiren kapı çaldı.”

Kapı yanı başında çalmış gibi irkildi N., kapı değildi çalan mahkemenin intizamını korumaya çalışan hâkimin tokmağıydı. Sert görünümünün altında yumuşak bir taraf aradı N. ama bulamadı. Asık surat devlet otoritesinin korunması bakımından gerekliydi. Avukat N. aldığı uyarıdan sonra sözlerini bitirdi. Artık sıra karar anındaydı. Hâkim yine ağzının içinden bir şeyler geveledikten sonra yüksek sesle “Karar.” dedi.

Kapı çaldı, kapı aralığından genç, güler yüzlü bir kadının kafası göründü. Bir mübaşirden beklenmeyecek derecede kibar şekilde duruşmanın başlamak üzere olduğunu söyledi. Gülümsedim tesadüflere. Başımla onayladım. Duruşma salonuna gitmek için ayağa kalktım. İçim rahat değildi, benim yaşadığımı Avukat N. yaşamamalıydı. Geri oturdum. Kâğıt kalem çıkardım. Büyük harflerle yazdım.

KARAR:

 Avukat N.’nin avukatlıktan derhal el çektirilmesine, denize nazır cam teraslı bir kütüphaneye kapatılmasına, dilediği her konuda öykü yazabilmesine karar verilmiştir.

Editör: Feyza Cengiz Dündar

Kemal Tekin
Latest posts by Kemal Tekin (see all)
Visited 14 times, 1 visit(s) today
Close