Yazar: 11:48 Film İncelemesi

İktidarın Melankolik Anatomisi | La Grazia Film İncelemesi

Paolo Sorrentino’nun La Grazia’sı, görevinin son demlerini yaşayan bir cumhurbaşkanının, Mariano De Santis’in (Toni Servillo) zihninde açılan çatlaklardan sızan bir insanlık ve iktidar incelemesidir.

Sorrentino, görkemli sinematografik üslubunu bu defa nispeten daha sade, ancak daha keskin bir felsefeyle bir devlet adamının ruhunu ve modern siyasetin çıkmazlarının katmanlarını beş ana başlık altında irdeler.

  1. İktidarın Yalnızlığı ve Tefekkür Zamanı
  2. Hukuk ile Merhamet Arasında: Af ve Ötanazi İkilemleri
  3. Geçmişin Gölgesi: İhanet, Hafıza ve Kişisel Miras
  4. Baba-Kız Dinamiğinde Siyaset ve İnsaniyet
  5. Sorrentino’nun Üslup Evrimi: Minimalizme Doğru Bir Maksimalist

İktidarın Yalnızlığı ve Tefekkür Zamanı

Sorrentino, iktidarın en yalıtılmış anını, yani bir “topal ördek” liderin son günlerini seçerek son derece keskin bir psikolojik portre sunar. Quirinal Sarayı’nın muazzam koridorları ve törensel boşluğu, Mariano’nun içsel yalnızlığının bir uzantısıdır.

Burada iktidar, karar verme eyleminin ağırlığından ziyade, bu eylemin askıya alınmasının lüksü ve ıstırabı salt bir yalnızlık olarak kendini gösterir. Servillo’nun performansı, bu yalnızlığı yalnızca bir melankoli hali olarak değil, bir tür entelektüel ve ahlaki saflaşma süreci olarak aktarır. Başkanın çatıda içtiği tek sigara, hip-hop veya EDM dinlediği anlar, resmi protokolün katı kabuğunun çatladığı ve insanın kırılgan, tutkulu özünün ortaya çıktığı kaçamaklardır. Sorrentino, bu anlara bazen mizahi, bazen hüzünlü, ancak daima insani bir dokunuş kazandırır. İktidar, bu sahnelerde, bir maske değil, maskenin düşürülme çabası haline gelir. Bu, geleneksel politik gerilim anlayışının reddidir; gerilim, dışarıdaki dünyayla çatışmadan değil, içsel monologun sessiz fırtınasından doğar.

Hukuk ile Merhamet Arasında: Af ve Ötanazi İkilemleri

Film, Mariano’nun önüne serilen iki somut vakayı –istismara uğramış bir eş ile Alzheimer’lı eşini öldüren bir adamın affı ve ötanazinin yasallaştırılması– salt politik meseleler olarak ele almaz. Bunlar, başkanın tüm dünya görüşünü sarsan ahlaki sınavlara dönüşür. Sorrentino, bu ikilemleri basit bir “evet/hayır” ikiliğine indirgemeden, her birinin etrafındaki etik, hukuki ve insani karmaşıklığı ustalıkla dokur.

Mariano’nun “Betonarme” lakabı, titiz bir hukuk bilgini olarak prensibe olan bağlılığını simgeler, ancak film, katı hukukun insan trajedileri karşısındaki yetersizliğini sorgular. Ötanazi meselesi ise onun derin Katolik inancıyla çatışır; imzalamazsa “işkenceci”, imzalarsa “katil” olma tehdidi, çağdaş liderliğin trajik açmazını özetler. Bu kararlar, soyut yasa maddeleri olmaktan çıkar, izleyicinin de kendini sorumlu hissettiği canlı, nefes alan insan hikayelerine dönüşür. Sorrentino, siyasetin en yüksek düzeyinde dahi, kararların nihayetinde insani vicdanın loş ve belirsiz sularında alındığını gösterir.

Geçmişin Gölgesi: İhanet, Hafıza ve Kişisel Miras

Mariano’nun kamusal ikilemleri, ölen eşi Aurora’nın geçmişteki bir ihanetini keşfetme takıntısıyla derinden yankılanır. Bu kişisel arayış, kamusal sorumluluklarının bir arka planı değil, onların aynasıdır. Affetme, güven, adalet ve geçmişle yüzleşme temaları, siyasi af ve ötanazi meseleleriyle organik bir şekilde iç içe geçer.

Sorrentino, Aurora’yı sisli, pastoral düş sahnelerinde sunarak, onu hem bir anı hem de sürekli mevcut bir psikolojik gerçeklik haline getirir. Mariano’nun gerçeği arama ısrarı, salt kıskançlıktan değil, bir hukukçu olarak nihai “davayı” çözme, hayatının en önemli sözleşmesini anlama dürtüsünden kaynaklanır. Bu, miras arayışının en mahrem halidir: sadece tarih kitaplarında nasıl anılacağını değil, en yakın ilişkisinde kim olduğunu anlamaya çalışmak. Geçmişin bu şekilde sürekli müdahalesi, liderlerin kişisel ve kamusal benliklerini asla tam olarak ayıramayacağı fikrini güçlendirir; birinin gölgesi daima diğerine düşer.

Baba-Kız Dinamiğinde Siyaset ve İnsaniyet

Dorotea (Anna Ferzetti) karakteri, film için hayati bir duygusal ve entelektüel kanaldır. Sadece başkanın özel kalem müdürü değil, aynı zamanda onun ahlaki pusulasının ve insani bağının temsilcisidir. Aralarındaki ilişki, resmiyet ile samimiyet, nesillere ait bakış açıları ve koşulsuz sevgi arasında gidip gelir. Dorotea, babasının hem en sert eleştirmeni hem de en sadık savunucusudur. Bu diyalog, Mariano’nun kararlarını insani bir bağlama oturtmasını sağlar; soyut etik, kızının gözlerindeki yansımada somut bir hal alır. Sorrentino, iktidarın yalnız kalelerinde, ancak bu tür saf insani bağların gerçek bir anlayış ve şefkat sağlayabileceğini ima eder. Dorotea, babasının hem güçlü hem de kırılgan yanlarını gören, onu “Cumhurbaşkanı” olarak değil, bir insan olarak gören tek karakterdir. Bu dinamik, siyasetin insanileştirilmesinin küçük ama anlamlı bir zaferidir.

Sorrentino’nun Üslup Evrimi: Minimalizme Doğru Bir Maksimalist

La Grazia, Sorrentino’nun üslup evriminde belirgin bir dönüm noktasıdır. İl Divo veya The Great Beauty’nin görkemli, barok, Felliniesk aşırılıklarından sonra, bu filmde daha içe dönük, kontrollü ve tefekkürcü bir dil benimsediği görülür. Ancak bu, onun maksimalist ruhunun yok olduğu anlamına gelmez; yalnızca farklı bir kanala yönlendirilmiştir. Görsel şölen burada, bir motosikletle dolaşan Afrika kökenli bir Papa, sıfır yerçekiminde süzülen bir gözyaşının şiirsel güzelliği, yağmur altında ağır çekimde çekilmiş bir devlet ziyareti veya robotik bir nöbetçi köpeğin grotesk alayı gibi tek, çarpıcı, absürt imgelerde yoğunlaşmıştır. Bu anlar, Mariano’nun ve dolayısıyla izleyicinin gerçeklik algısını altüst eden, beklenmedik şiirsellik ve yabancılaşma anlarıdır.

Sorrentino, film müziğine serpiştirdiği elektronik müzikle, kadim kurumların ağırlığı ile kaotik modern dünyanın ritmi arasındaki çatışmayı somutlaştırır. Bu üslup, doğası gereği düşünceli ve ağırbaşlı olsa da yönetmenin karakteristik olan teatral ironi ve görsel ihtişamdan tamamen vazgeçmediğini gösterir.

La Grazia, iktidar, ahlak, sevgi ve miras üzerine zarif, incelikli ve son derece insani bir filmdir. Sorrentino, bir liderin portresini çizerken, onu ne bir kahramana ne de bir anti-kahramana indirger; onu, tüm karmaşıklığı, korkuları, tutkuları ve arayışlarıyla bir insan olarak sunar. Toni Servillo’nun minimalist, ancak devasa bir duygusal derinlik barındıran performansı, bu portrenin kalbine hayat verir. Film, siyasetin insani olandan ayrı bir saha olmadığı, aksine onun en yoğun, en trajik ve en şiirsel ifadelerinden biri olduğu tezini savunur. La Grazia, gürültülü, düşüncesiz ve ikiliğe indirgenmiş bir siyasi çağda, tefekkür, şefkat ve kuşkuya dair sessiz bir övgü, hatta bir manifesto niteliğindedir. Sorrentino bize, gerçek “lütfun” (grazia), nihai kararlarda değil, bu kararlara giden yoldaki insani mücadelede, ahlak labirentinde gösterilen dürüst ve ıstıraplı çabada yattığını hatırlatır. Bu, yalnızca İtalyan siyasetine değil, iktidarın doğasına ve insan olmanın anlamına dair zamansız ve evrensel bir meditasyondur

SENARYO&YÖNETMEN
Paolo Sorrentino

BAŞROL OYUNCULARI

  • Toni Servillo (Cumhurbaşkanı Mariano De Santis)
  • Anna Ferzetti (Dorotea De Santis)
  • Massimo Venturiello (Ugo Romani)
  • Linda Messerklinger (Isa)
  • Vasco Mirandola (Cristiano)

GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ
Daria D’Antonio

SİNEMALARDA GÖSTERİM TARİHLERİ

  • İtalya: Ekim 2024
  • Türkiye: 5 Aralık 2024 (MUBI aracılığıyla)
Visited 10 times, 10 visit(s) today
Close
Exit mobile version