Yazar: 12:42 Film İncelemesi

Seyirci Koltuğundan Yükselen Bir İsyanın Sesi: Yannick

Bir tiyatro oyununun en büyük kâbusu nedir? Oyuncunun sahnenin ortasında repliğini unutması mı? Dekorun devrilmesi mi? Ateşlenmek üzere ele alınan bir silahın patlamaması mı? Yoksa karanlıkta oturan o sessiz kalabalığın içinden bir seyircinin oyunun ortasında ayağa kalkıp, “Ben bu oyundan hiç keyif almıyorum!” demesi mi?

Fransız sinemasının haylaz çocuklarından ve aynı zamanda müzisyen, plak yapımcısı, söz yazarı ve film yapımcısı olan Quentin Dupieux’ün 2023 yapımı orta metraj filmi Yannick MUBI’de gösterimde. Sadece 67 dakika süren filmde Dupieux, bu kâbusu absürdizmle harmanlayarak bir kara komediye dönüştürüyor ve tiyatronun o dokunulmaz sahne-seyirci sözleşmesini tek bir hamleyle yırtıp atıyor.

Film, Paris’te bir bulvar tiyatrosunda, Le Cocu (Boynuzlu) adlı vasat bir oyunun sahnelenmesiyle başlıyor. Sahnede, abartılı jestleri ve klişe replikleriyle oyun oynamaya çalışan üç oyuncu var; fakat salonun büyük kısmı boş. Seyirciler arasında ise gece vardiyasında bir otoparkta bekçilik yapan, bu oyunu izlemek için bir gün izin alıp 60 dakika yol tepen Yannick (Raphaël Quenard) oturuyor. Yannick, koltuğunda sadece sıkılmıyor; bu sıkıntısını bir hak arayışına dönüştürüyor. Oyunu bölüyor, “Beni gündelik sıkıntı ve stresimden uzaklaştırmıyorsunuz. Buraya biraz da olsa eğlenmek için geldim, para verdim ve beni eğlendirmek zorundasınız.” diyor. Başta klasik bir “heckler” (oyunu sabote eden seyirci) vakası gibi görünen durum, Yannick’in oyuna el koyması ve oyuncuları silah zoruyla kendi yazdığı bir oyunu oynatmaya zorlamasıyla bambaşka bir boyuta evriliyor.

Dupieux, Lastik (Rubber) veya Deri Ceket (Deerskin) gibi filmlerinde nesnelere yüklediği o absürt anlamı bu kez tiyatro mekânının kendisiyle işliyor. Film, gücünü Yannick’in halktan gelen filtresiz eleştirisi (halkın sesi) ile oyuncuların elitist ve kırılgan egoları arasındaki çatışmadan alıyor.

Yannick karakterine hayat veren Raphaël Quenard, filmin tartışmasız yıldızı. Yannick sadece saldırgan ve bir zorba olarak değil, eğlenmek isteyen samimi bir tüketici, hatta tuhaf bir şekilde ilham verici bir figür olarak resmediliyor. Onun bu hali, izleyiciye şu rahatsız edici soruyu sorduruyor: Kötü bir oyun izliyor olsak bile beğenmiş gibi yapmak zorunda mıyız? Sanatçının emeği mi kutsaldır, yoksa seyircinin zamanı ve parası mı?

Bu ikilemin tam ortasında yer alan Yannick, tiyatrodaki ‘izleyici’ kavramına yapılmış sert bir esprinin portresi. Klasik Bulvar Tiyatrosu estetiğinin ham gerçeklikle darmadağın edildiğini görmek ise her ne olursa olsun biz koltuğunu terk etmeyi saygısızlık sayan seyircilerin bazı oyunlardaki iç sesi oluyor.

ÇEHOV’UN TÜFEĞİ

Rus yazar Anton Çehov tarafından ortaya atılan, anlatıdaki gereksiz unsurları eleyen bir ilkedir. Temel olarak, hikâyenin başında vurgulanan bir nesnenin (silahın) mutlaka sonrasında işlevsel olması gerektiğini, yoksa kaldırılması gerektiğini savunur. Hikâyede, oyunun gidişatını etkilemeyecek detaylara yer verilmemesi gerektiğini vurgulayan bu ilke, oyun ve senaryo metni yazımında etkili bir prensiptir.

 “Eğer ilk perdede duvarda asılı bir tüfek olduğunu söylüyorsanız, son perdeye kadar o tüfek mutlaka patlamalıdır. Eğer ateşlenmeyecekse o tüfek orada asılı olmamalıdır.” diyerek gereksiz detaylardan kaçınılması gerektiğini dile getirmiştir.

Filmdeki en çarpıcı kırılma anı ise Yannick’in belinden çıkarttığı silahın elinden alınıp ‘kurban’ konumundaki oyunculardan birinin eline geçtiği andı. Silahı eline alan oyuncu (sanatçı!), o ana kadar eleştirdiği zorbalığı bir anda içselleştirdiğinde Dupieux de bize şunu soruyor: Güç, sadece bir zorbanın elinde mi tehlikelidir, yoksa egosu zedelenmiş bir sanatçının elinde daha mı korkunç bir hal alır? Silahın nihayetinde patlayıp patlamayacağı olasılığı da aslında sahnede kimin söz söyleme hakkına sahip olduğunun gerilimini besleyen en önemli unsurdur.

Dupieux, kamerayı dördüncü duvarın ötesine, oyuncuların burunlarının dibine kadar sokarak tiyatronun büyüsünü bilerek bozuyor. Sahnedeki dekorun yapaylığı, oyuncuların terleyen yüzleri ve titreyen elleriyle tezat oluşturuyor. Sinema, burada bir tiyatro oyununu kaydetmek için değil, tiyatronun o steril ve kutsal alanını ihlal etmek için var. ‘Oyun içinde oyun’ yapısı, sadece kurgusal bir katman değil, aynı zamanda Yannick’in (ve dolayısıyla seyircinin) gerçeklik algısıyla oynayan bir aynaya dönüşmüş durumda karşımıza çıkıyor.

Peki sıradan bir otopark bekçisi, yıllarını sanata vermiş profesyonellerden daha gerçek, komik veya dramatik bir şey yazabilir mi? Yannick’in yazdığı metin teknik olarak kusurlu olabilir ancak ‘Le Cocu’nun yapaylığına kıyasla çok daha dürüst ve yaşamsal bir yapıda kendine yer ediniyor. Dupieux, yazarlık kurumunun kutsallığının sorgulanabilirliğini yeniden gündeme getiriyor: İyi bir oyun metni, kurallara uygun yazılmış olan mıdır yoksa izleyicinin kalbine (veya öfkesine) doğrudan temas eden midir? Yannick’in kaleminden çıkanlar, sahnedeki oyuncuları oynamak zorunda kaldıkları bir performansa sürüklediğinde Dupieux, tiyatronun özüne dair ironik bir hatırlatmada bulunur: Bazen en iyi drama, hiç hesapta olmayan bir kaosun içinden doğar.

Dupieux, sinemanın imkânlarını kullanarak bizi tek mekâna; bir tiyatro salonunun içine hapsediyor ve ortaya klostrofobik ama temposu hiç düşmeyen bir hiciv çıkarıyor. Eğer kötü tiyatro metinlerinden ve rejilerden muzdaripseniz veya sadece sahne ışıklarının altındaki o yapay nezaketin bozulmasını izlemek istiyorsanız, Yannick kaçırılmayacak bir deneyim.

Filmin Adı: Yannick
Yılı: 2023 Fransa
Süre: 1s 7d
Türü: dark komedi, komedi, dram
Yönetmen: Qentin Dupieux
Senaryo: Qentin Dupieux
Oyuncular: Raphaél Quernard, Pio Marmai, Blanche Gardin

Editör: Melike Kara

Visited 3 times, 3 visit(s) today
Close
Exit mobile version