Yazar: 12:07 İnceleme

Lou Salome Andreas

Önemli İsimleri Kendine Âşık Eden Bu Kadın’ın Sırrı Neydi?

Lou Andreas-Salomé, on dokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başlarında, kadınların düşünsel alanda sistematik dışlandığı ve neredeyse görünmez olduğu bir tarihte, felsefe, edebiyat ve psikanaliz alanlarında bağımsız bir özne olarak varlık göstermiş istisnaî bir figürdü. Avrupa’nın düşünsel merkezlerinde yetişmiş; bireysel özgürlük, erotizm, inanç, sanat ve benlik üzerine geliştirdiği fikirlerle çağının kalıplarını zorlamıştı. Friedrich Nietzsche, Rainer Maria Rilke, Sigmund Freud ve Friedrich Carl Andreas gibi isimlerle kurduğu ilişkilerle dikkatleri üzerine çeken Salomé, bu figürlerle aynı düşünsel düzlemde duran, bağımsızlığı ilke edinmiş, ego gösterisinden kaçınan ve mesafesiyle etik bir duruş inşa etmiş nadir kadın düşünürlerden biriydi.

Peki, dönemin önde gelen bilim insanlarının, filozof ve sanatçıların gönlünü kaptırdığı Salomé’yi bu kadar cazip kılan ve onları bu tutkunun içine sürükleyen sihirli şey neydi? Tarihin bilimsel ve sanatsal bakımdan en parlak döneminde yaşamış Salomé, evet, Sigmund Freud’un, Nietzsche’nin, Rilke’nin ve Andreas’ın aklının başından almıştı. Bu durum, bir çok yüzeysel anlatıda ima edildiği gibi baştan çıkarıcı cazibenin değil, olağanüstü entelektüel yoğunluğun ve düşünsel özgürlüğün yarattığı çekim alanının bir sonucuydu. Nietzsche’nin “üstinsan” ve ahlak eleştirisi kavrayışını keskinleştirmiş; Rilke için yalnızca sevgili değil, poetik benliğin kurucu aynası; Freud için psikanalizin kadın öznelliğine sahip olmuştu. Andreas ise sadece soyadını aldığı, bilinçli olarak cinsellik barındırmayan, yalnızca hukuki ve toplumsal düzenleme için kabullendiği bir eş olmuştu.  Bu yapı, geleneksel kurumlarla kurduğu mesafeye oldukça erken bir modernlik örneğidir. Lou Andreas-Salomé’yi çağdaşlarından ayıran temel özellik, erkek dâhilerin etrafında parlayan kadın olmaktan öte, onları parlatan, düşüncelerini dönüştüren, kimi zaman kışkırtan, kimi zaman da derinleştiren bağımsız bir kadın olmasıydı.

Onun duygusal bütünlüğünü incelemeye iten tek vurgu, neden sadece Rilke’ye âşık oluşuydu: “Dünyayı senden görmek istiyorum, o zaman yalnızca seni, seni görüyorum,” diyordu Rilke onun için. Rilke’nin Salomé’deki sevgisi ise şu sözlerinde karşılık buluyordu: “Sen tüm kuşkuların en karşıtıydın; dokunduğun, uzandığın ve gördüğüm her şeyin var olduğuna tanıklık edendin… Dünya, seninle bulutlu görüntüsünden sıyrılırdı. Zavallı ilk şiirimin belli özelliği olan o birlikte akış ve çöküşten kurtuldum; nesneler doğdular, yavaş ve güçlükle öğrendim her şeyin ne denli yalın olduğunu ve olgunlaştım, yalın ve kısa şeyler söylemeyi öğrendim. Tüm bunlar, kendimi şekilsizlik içinde yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olduğum sırada, seni tanımak mutluluğuna eriştiğim için oldu.” Rilke’ye duyduğu aşkın ispatı olarak Salomé, yazdığı tüm tutkulu aşk mektuplarını Saatler kitabında toplamış ve Rilke’ye ithaf etmiştir.

Salomé ’ye aşkını ilk ilan eden ondan on sekiz yaş büyük Frederich Nietzsche oldu. Bu, platonik bir karasevda olarak kaldı. Aynı anda Paul Rée de ona âşıktı. 

Nietzsche, Salomé’ye yaptığı evlilik teklifinin geri çevrilmesinden sonra, özleminden şiddetli baş ağrılarına yenik düşerek dağlık bir bölgede inzivaya çekilmiş; bu acısı, Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabını yazmasına esin kaynağı olmuştu. 

Dilbilimci Friedrich Carl Andreas ise Salomé’nin onu terk etmesinin ardından intihara kalkışmış, bunun üzerine Salomé, bağımsızlığına müdahale etmemesi ve flörtlerini kabul etmesi şartıyla onunla evlenmişti. Tam adının Lou Andreas Salomé oluşu da bu dönemden sonradır.  

Freud ondan uzak kalmamak için satır aralarında hayranlıkla karışık entelektüel ihtiyacının açıkça hissedildiği mektuplar yazmıştı. Ona hitap ederken sıklıkla “heyecan verici kadın ve sohbeti” ifadesini kullanması, Salomé’nin Freud için yalnızca bir dost ya da meslektaş değil, düşünsel canlılığını besleyen ayrıksı bir muhatap olduğunu gösterir. Salomé’nin bu mektuplara mesafeli ama bilinçli bir saygıyla “Sevgili Profesör” diye başlaması ise aralarındaki ilişkinin onun için duygusal yakınlıktan çok, zihinsel eşitlik ve düşünsel disiplin temelinde kurulduğunu ortaya koyar. Bu mektuplar, psikanalizin kurucu dilinin kadın öznelliğiyle karşı karşıya geldiği nadir ve kritik temas noktalarından biri olarak değerlendirildi.[1]

Salomé, 1861 yılında, dönemin kozmopolit ve entelektüel merkezlerinden biri olan, sıklıkla “Doğu’nun Paris’i” diye anılan St. Petersburg’da doğdu. Ailesi Çarlık Rusya’sının üst bürokratik ve askerî seçkinlerine mensuptu; bu konum, ona erken yaşlardan itibaren yüksek kültürle temas etme imkânı sağladı ve Rus edebiyatıyla doğal bir yakınlık kurmasına zemin hazırladı. Tolstoy ve Dostoyevski gibi isimlerin eserleriyle çocukluk ve ilk gençlik yıllarında tanıştı. Gogol’un büyük bölümü kaybolmuş olan [2] Ölü Canlar romanının ikinci cildine ait fragmanlar ve anlatılarla erken dönemde karşılaşmış olması, onun yıkım, melankoli ve yaratıcı kriz temalarına duyduğu ilgiyi beslemişti. Eğitim yaşamı boyunca yoğun okuma disiplini geliştiren Salomé, daha sonra psikanalizin erken döneminde etkin rol oynayarak bu alanın ilk kadın öznesi oldu ve tarihe ilk kadın psikanalist olarak geçti.

Genç yaşta hastalanması ve tedavi için Roma’ya yerleşmesiyle kaderi değişti. Annesiyle aile dostlarından Malwida Von Mey Senburg’un evine taşındılar. Malwida, çok akıllı, alımlı, zengin, eğitimli ve dönemin elit sosyetesine müdahil önemli siyasi bir figürdü. Ve işte her şey burada başlıyordu: Salomé’nin rol modeli bu kadındı. Freud, Nietzsche ve Paul Lee gibi figürlerle tanışmasına vesile olan Malwida ile sırrı çözmüş olduk. Birçok kaynak onun cazibesinin ve bahsi geçen filozoflar tarafından fark edilmesinin kaynağını eğitimine, bağımsızlığına ve elbette güzelliğine bağlıyor, evet ama eksik. Eğitimini, özgüvenini, güzelliğini ve bilhassa hayran kitlesini akıllıca idare etmesinin arkasındaki asıl güç Malwida hanımefendidir. 

Malwida von Meysenbug gibi evlilik kurumuna katı biçimde karşıt olan Salomé, en sarsıcı eserlerinden olan Erotik (The Erotic)’de “Evlilik, aşk ve sevgi dahil tüm güzel duyguların katilidir, aşk ve tutku, en sıradan olan cinselliğe dönüşerek ilişkiyi yok eder,” diye yazar. Salomé’ye göre erotizm basit bir hazza indirgenemez. Bedensel ve zihinsel etkileşim altında kurulan duygusal bir bağdır. İnsanları ve bilhassa erkekleri, erotizmden ne anladıklarına göre tanımlamanın mümkün olduğunu söylemiş ve Andreas ile evliliği boyunca hiç ilişkiye girmemiştir. 

Kendisinden on beş yaş genç olan Rainer Maria Rilke ile

evli olduğu sırada tanışmıştı. Rilke tek âşık olduğu erkekti ve ressam Clara Westhoff ile evliydi.  Lou Andreas-Salomé, bunca seçenek arasında neden yalnızca Ranier Maria Rilke’ye gönlünü kaptırdı? Bunların en başında onun güçlü, baskın ve kibirli erkeklere değil, kırılgan ve derin iç dünyası olan erkeklere kendini yakın hissetmesi geliyor olabilir. Nietzsche, Freud, Rée ve Andreas gibi nüfuslu maskülen figürlere ilgisi belli ki yoktu. Çünkü Rilke, melankolik, duyarlı ve sanatsal hassasiyeti yüksek bir erkekti, evliydi ve onun şiirlerindeki romantik ve mistik ton Salomé’nin entelektüel derinliği ile örtüşüyordu. Ayrıca Rilke’nin erotizm anlayışı Salomé ile aynıydı. Sanatsal ve ruhsal aşka kendini daha yakın hissediyordu. Kendinden küçük olması da koruyuculuk duygularına etki etmiş olabilir. 

Salomé’yi evlilik kurumuna mesafesi, bu yolla güç,  zenginlik ve menfaat elde eden kadınsal zaaf ve arzulardan yoksun oluşudur.   

Freud, onun ölümünden sonra şunları yazmıştır: “Ona duyduğum aşkı ve hayranlığı keşke ona söyleyebilmiş olsaydım… Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan öylesine etkilenirdi ki kadınlara has zaafların hiçbiri ve kadınsı egoların çoğu onda yoktu. Bunları aşmıştı. Onun bu geçirgenliği insanı büyü gibi içine çekiyordu.” [3]


[1] https://www.themarginalian.org/2015/02/12/lou-andreas-salome-sigmund-freud-letters/

[2] bipolar hastası olan yazarın bir bunalım atağında yaktığı yaklaşık beş yüz sayfalık bölümler.

[3] “Sigmund Freud and Lou Andreas-Salomé; Letters” kitabında yer almaktadır. Bu eser ilk kez Ernst Pfeiffer tarafından editörlüğünde hazırlanmış olup Freud’un ve Salomé’nin mektuplarını içerir. İngilizce versiyonu 1972’de Hogarth Press / International Psycho-Analytical Library dizisi içinde basılmıştır. Türkçe çevirisi mevcuttur. 

Editör: Melike Kara

Visited 1 times, 1 visit(s) today
Close
Exit mobile version