Yazar: 13:59 Genel, Kitap İncelemesi

Keyifli Yolculuklar Ormanı

Kendini tekrar etmeyen öykü konuları seçerek yakaladığı özgünlüğe, biraz da cesaret ilave eden, kuvvetli toplumsal bağlamlara kafa yoran Seher TanıdıkÖyleyse Vurun Baltayı isimli öykü kitabıyla farklılaşmanın değil, toplumun içinde saklı tutuklarını açığa vurmanın derdinde. İsmindeki keskinliği kullandığı dille veya anlatım biçimiyle sağlamaktansa, yine zor olanın peşine düşmüş bir yazarla karşı karşıyayız. Asıl sertlik ve kesici dokunuşlar, yokmuş gibi davrandığımız, görmezden geldikçe kendimizi temize çıkardığımız yaraları görünür haliyle kabul etmekte.

Her öyküsünde ayrı bir uğraş, farklı delici güç ve okurun bilse bile düşünmeye yeltenmediği meseleleri hikâyenin merkezine ustaca yerleştiriş gizli. Kısa öykülerdeki kronik hastalığa, yani karakter oluşturma zorluğuna yakalanmayan Seher Tanıdık, olay örgülerinin içerisine ustalıkla yerleştirdiği insana dair katmanlar sayesinde, üç boyutlu kahramanlarla arkadaşlık kurmamıza elçilik ediyor. Yazarın sade ve zorlamadan uzak dili tam da öyküde akıcılık arayan okurlara göre. Gösterişten uzak atmosferlerin her hikâyede bizden farklı bir hayal gücü talep etmesi alışılmadık bir kapıyı aralıyor. Betimlemeler, okurun zihnini açık açık işbirliğine davet ediyor ki, bunun da akan olaylarla öykü bağlamı arasında kurulan köprünün temelini sağlamlaştırdığı su götürmez bir gerçek. 

Aslında bu açıdan kitabın harcına sadık kalmış Seher Tanıdık. Çünkü okurlarından öykülerine sonsuzluk iksiri verecek olan ağaçları dikmesini talep etmesi, sonrasında yağacak yağmurlar için yapılmış en doğru ön hazırlık hamlesi. Ağaçlanmalı hikâyeler. Kök salmalı. Toprağın derinliğine işlemeli ve usul usul yeşermeli. Sonra uzayıp insan boyunu geçmeli. Ellerimiz baltayla değil, toprakla, çamurla kirlenmeli. Öyleyse… Kıymetli yazara her öyküde eşlik etmeli.

Öyleyse Vurun Baltayı, zeytin ağacının içinde yeşerip varlığını ispatlayan inciri büyülü bir gösterge olarak kalbine işlemiş, çok katmanlı bir hikâye. Kıymetli yazar, hayatın içinden kopardığı güçlü sembolleri o kadar iyi tasvir ediyor ki, öykünün başlangıcında betimlemelerin tadına vara vara bambaşka bir dünyada gözlerimizi açmanın keyfine varıyoruz. Ama bu sadece bir başlangıç. Örtülü anlatım, derin bir karakterin önce vücut bulması, sonra da başarılı bir ruh imgelemesiyle okurun zihnini işgal etmesi sayesinde birdenbire çıkarıveriyor üzerindekileri. Her şey çıplak kaldığında yutkunuyorsunuz. Artık kelimeler içinize akıyor. Evvela yavaş, sonra yokuş aşağı hızlanan bir çılgınlıkla. İncir de anlamını buluyor zeytin de. Bir insanın masalda kendine bulduğu yeri, ironik bir yüzleşmeyle hissediyor okur. Öyküden beklenen karakter değişimi başarıyla tamamlanıyor. Değişiyoruz. Hep birlikte. Sıyrılıyoruz gövdemizden. Tutunuyoruz toprağa. Eskisinden daha güçlü ve özgür biçimde. “Öyleyse vurun baltayı!” diyoruz hep bir ağızdan. Ölen yok. Bilakis yeniden doğan var.

Çürük Yumurta, göstergelerinin başarısıyla birkaç defa yön değiştiren ve döndüğü her kavşak sonrasında onu takip eden okurun nefesini ensesinde hissettiğini belli eden bir öykü. Çünkü yaşıyor. Yaşamakla kalmayıp bir evin içine hapsediyor. Yazarın dilinden duygularına geçen ruh halini soluduğumuz havaya bile karıştırıyor. Ruhsal durumu, hastalık ve ölüm üzerinden aktarıyor gibi gözükse de insana dair değer yargılarıyla kuşatıyor bizleri. Farkında olmadan Tanık’ın imgeleri eşliğinde yaşıyoruz, kokluyoruz, beş duyumuzu birden göreve çağırıyoruz. İşbaşı yapan her uzuv, farklı bir notayı seslendiriyormuşçasına tamamlıyor melodiyi. Buram buram aldığımız koku, ne ölümün habercisi ne de çürük yumurtanın lekesi. Duvarda asılı duran, zamandan alınmış intikam ya da unutulmuş bir resim. Unutmayalım ki, hayal etmek bazen, çok daha büyüktür gerçeklerden. 

Marazlı ise, masalsı havasıyla kitap içerisinde hem bakış açımızı değiştiren hem de nefes aldıran bir yapı, âdeta misafirliğe gidilen ev. Büyülü gerçeklikle yazılması bambaşka bir atmosferle dimağımızı uyarıyor. Diğer taraftan toplumsal ve yönetsel sorunlara getirdiği eleştirinin üzerini öyle ustalıkla örtmüş ki, kıymetli yazarın “bir varmış bir yokmuş” tadında seyreden anlatısı içerisinde bugünün gerçeklerinin giydiği renkli kıyafetler bizleri tatlı tatlı gülümseten rüyalara daldırıyor. Elbette uyanmak, uyandıktan sonra gördüklerini hayra yormak işin meşakkatli tarafı. Çok belli olmasa da hafiften grotesk yapıyla da güçlendirilmiş bir atmosferi var Marazlı’nın. Abartmak ya da kör göze parmak sokmak için değil; iktidar sahibinin, tebaasının, kısa yoldan zengin olup yönetime yaklaşanların, her türlü usulsüzlüğü gücünü pekiştirmek için kullananların göz alıcı resimlerini yapabilmek için. Seher Tanıdık, evimizin duvarına küçük bir ülke resmi asıyor. Stop.   

Toplumsal eleştiriyi lokmalara bölüp en küçük yapı taşıyla bizi yüzleştiren Göz Hakkı, es geçilmemesi gereken öykülerden. İronisi güçlü olduğu için mizah unsuru ister istemez yüksek. Özellikle final bölümündeki tokadın havada asılı duran bir cümlede saklı kalması ve sonrasında okurun yüzünün şeklini şemalini değiştirmesi, tastamam bir yazar başarısı.

Göz Hakkı’nın hemen arkasından mizah unsurlarının daha da yükseldiği Beni Öldürecek geliyor. Bu, aynı zamanda bir sinyal. Özellikle kısa öykülerde komedinin çok az başarıya ulaştığı düşünülürse, kıymetli yazarın bu alanda çalışması oldukça değerli. Zaten kitabın genelinde okuru boğmayan, tekrara düşmeyen, özgün ve farklı iklimlere ait öyküler mevcut. Beni Öldürecek de sesli gülmenizi sağlayan ancak her kıkırdamanın sonrasında bizi uzun mesafeli düşüncelere davet eden bir öykü. Kimsenin cesaret edemediği bir türü, hem de kısa öykü gibi manevra kabiliyeti az alanda ustalıkla kullanmasından ötürü Seher Tanıdık’a ayrıca şapka çıkarmalı.

Anlatım tekniğindeki farklılıkla diğer öykülerin arasından sıyrılan Tek Celsede, zekice kurgulanmış ve “kadının fendi erkeği yendi” düsturunu doğrular nitelikte. Özellikle bilinç akışı tekniği ile zengin anlatıma ulaşan hikâye, ana karakterin zaaflarını da anlamamızı sağlaması açısından çok değerli. Karşımızda kocasını mağlup etmiş bir kadın var. Ve onun kusursuz planını hevesle okurken, bir yandan da zaaflarını hissetmek, ruhsal dengesini bozan ya da duruma göre yerine getiren psikolojik detayları ele geçirmek, okur açısından heyecan verici. Kurgunun iyi olmasının tek başına bir öyküyü kurtarmaya yetmeyeceğini, illa ki karakter derinliğinin yardımıyla düşünmeye de gereksinim duyduğumuzu başarıyla ispat ediyor.

Benim Annem Senin Anneni Döver de kitabın bize bahşettiği manzaranın farklı bir tarafı. Bilindik bir toplumsal yarayı çok farklı detaylar ve yer yer masalsı anlatımıyla lezzetlendirmekten geri kalmıyor. Hikâyenin içinde bir miktar annelik büyüsü gizli. Belki de şifası ondan. Kadınların yara ala ala, düşe kalka yürümek zorunda oldukları yolu net çizgilerle belirlerken, aralarda nefes almamızı sağlayan yumuşak uçlu hayaller iliştirmesi okuru bir tondan diğerine sürüklüyor. Sonuçta büyülü gerçekçilik iksiriyle giyinip kuşanmış gökkuşağını hayal olmaktan çıkaracak kadar da ikna edici. Nihayetinde tüm renkler ve kötülükle sınanmış gerçekler hayatın içinde, merkezinde. Marifet görmekte değil, acıyı çocuklara hissettirmemekte.

Özetle, bir kitapla koca bir orman vaat ediyor kıymetli yazar. Ancak oksijen kokusunu hissedip hafifçe dönen başınızı doğru yere yaslayabilmeniz için evvela yüreklerinizi açmalısınız öykülere. Sonra yavaş yavaş hatırlarsınız konusu açıldığında uzman kesildiğimiz, icraatta sıfır olsak da konuşmaktan asla yorgun düşmediğimiz, doğanın elinden vahşice aldıklarımızı. Öyleyse baltalarınız hazır mı? Keyifli yolculuklar ormanı burası. Hiçbir zaman sonlanmayacak okumalara. Keyifle.

Seher Tanıdık, Öyleyse Vurun Baltayı , Metinlerarası Kitap, İstanbul, 2025. 

Editör: Melike Kara

Visited 19 times, 19 visit(s) today
Close
Exit mobile version