Yazar: 09:30 Kitap İncelemesi

Kavaklar ve Kökler Kadar

Son yıllarda kadınlık halini merkeze alan anlatıların arttığı çağdaş Türk edebiyatında yerini alan başarılı metinlerden biri, Kavaklar ve Kökler Kadar.

Kelebeğin Ayak Sesleri ile tanıdığımız Seda Nida Demir’in 2024 yılında yayımlanmış ikinci kitabı olan Kavaklar ve Kökler Kadar, kadınların iç dünyasına; toplumsal cinsiyet, yalnızlık ve mücadele konuları üzerine odaklanarak dikkat çekiyor.

Kadınların Verdiği Mücadele Kendilerinden Çok “Başkaları” İçin

Kavaklar ve Kökler Kadar aslında biz kadınların yaşadığı, arkadaşından duyduğu, televizyonda izlediği birçok konunun temelinden bahsediyor: Kadın olmanın “zor” olmasından. Ve kadınların verdiği mücadelenin genel anlamda kendilerinden çok “başkaları” için olduğundan… Kitaptaki kahramanımız Suzan, eşi inşaattan düşerek vefat etmiş, genç yaşında dul kalmış bir kadın. Bu durumdan metnin başında okura bahsediliyor ve roman, genç yaşta eşini kaybeden Suzan’ın hikâyesi etrafında şekilleniyor.

2000’li yılların başında İstanbul’da geçen hikâye, dönemin gündelik ayrıntılarını, özellikle iletişim biçimlerini; “Çaldır, kapat”,  “İki kere çaldır, ben ararım” şeklindeki şifreli dili tüm samimiyetiyle ortaya koyuyor. Bu detayları ince ince işleyen yazar, dul bir kadının yalnızlığını, dünyaya kafa tutmak isteyişini, toplum baskısından kurtulma gayretini, mutluluğun tek şartının evlilik olmadığını; Suzan, Suzan’ın komşusu ve Suzan’ı tanıştırdıkları Aziz karakteri üzerinden anlatıyor. Suzan’ın hikâyesi bize, bir kadının yıllar boyunca ertelenmiş hayatının yavaş yavaş görünür hale gelmesine tanıklık etmemizi sağlıyor.

Suzan, hayatına başkalarının belirlediği sınırlar içinde başlamış bir karakter. Ailesinin yönlendirmesiyle yaptığı evlilik, gördüğü baskı ve kendi isteklerini geri plana itmesi, onun dünyasını belirleyen temel unsurlar. Ancak eşinin ölümünden sonra, bu düzen çözülmeye başlıyor. Özellikle resimle kurduğu ilişki, Suzan’ın kendine açtığı ilk alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu yönüyle kitap, sanatın bir ifade biçimi olmanın ötesinde, insanın kendine dönmesinde nasıl bir rol oynayabileceğini de gösteriyor.

Metnin en dikkat çekici unsurlarından biri, kavak ağaçları üzerinden kurulan anlam katmanı. Kavaklar, yalnızca bir doğa unsuru olarak değil; süreklilik, dayanıklılık ve kök salma fikrini taşıyan bir imge olarak metnin içine yerleştirilmiş. Suzan’ın bu ağaçlarla kurduğu bağ, onun hayata tutunma ve kendi ayakları üzerinde durma çabasını görünür kılıyor. Bu yönüyle metin, bir kadının varlığını başka biriymiş gibi tanımlamak zorunda olmadığını güçlü bir biçimde dile getiriyor.

Suzan tek başına yaşadığı evinde ve yalnızlığında bir ağaçtan ormana evriliyor. Ve bu bakış açısı Suzan’ın kavak ağaçlarını keşfetmesiyle daha da derinleşiyor, üstelik sadece yaşadığı evinde değil, anne babasının bile hayatta olmadığı köyünde Suzan daha farklı düşünmeye başlıyor. İşte burada yazar, doğumu, ölümü ve sonsuzluğu simgeleyen kavaklar gibi bir kadının hayattaki köklenme çabasını; bunu bir erkek olmadan da yapabileceğini, içinde aşkı da taşıyabileceğini, sosyolojik bağların yansımalarını ve insana baktığı pencereyi bizlere aktarıyor.

Suzan, hayata mağlup başlayan kadınlardan… Ailesinin isteğiyle erken yaşta (sevmeyerek) evlendirilen, kocasından zulüm gören, kocasını sevmeye kendini zorlayan, onun “Suzan, peynir!” deyişini bile içinden güzelleştirmeye çalışan, çok sevdiği resimle uğraşması yadırgandığı ve küçük görüldüğü için gizli gizli resim yapan ve bunları bir sandıkta saklayan, kocasının ölümüyle sıkışan ruhunu özgürlüğüne kavuşturmayı arzulayan bir kadın… Bu zamana kadar kendine layık görmediği birçok şeyi, özellikle resim yapmayı hayatına dahil ederek, kendini keşfe çıkan, kendi içine dönen, âdeta hayata yeniden başlayan bir kadın. Kendine yeniden doğduğu için de kavakların onun için ayrı bir önemi var.

“Kendini ertelemek, başkalarına yetmekti…”

Kavaklar ve Kökler Kadar, okuru tekdüze bir hikâyeye değil; Suzan’ın iç dünyasına, rüyalarına, rüyalarını anlamlandırma çabasına, heyecanına, sandıktan çıkarıp devam etmeye karar verdiği resim sevdasına, çizdiği resmin gerçekteki yansımasının büyülü dünyasına çekiyor. Bize Suzan’ın aldığı radikal kararın neden olduğunu sorgulatıyor. Cevapların bazıları Suzan’ın Aziz’e yazdığı o nahif mektupta yazıyor gibi görünse de aslında bazı cevapları da yazar, bir yerden sonra okura bırakıyor.

Ustalıkla kullanılmış dil, sade ve akıcı anlatım bir yandan metnin bitmemesini istemenizi sağlıyor, diğer yandan kitabı bir çırpıda bitirmenizi… Zaman zaman sarılmak, zaman zaman beraber bir vapura binmek, hatta ona çiçek desenli elbiseler hediye etmek isteyeceğiniz Suzan, çok içimizden biri. Belki teyzeniz, belki okul arkadaşınız, belki de komşunuz. Zorluklar karşısında, toplum baskısına, tabulara, yanlış fikirlere karşı dimdik duruşumuz Suzan.

Kendisine başkalarının biçtiği rolü değil, “kendi” gibi olmayı ve öyle yaşamayı istiyor.  Kavak ağacı gibi köklenmek isterken sizi de bu gerçekçi öyküsüne davet ediyor. Bölüm sonlarına Suzan’ı anlatan şiirler de eklemiş olan Nida Demir, sizi hem şiirin derin dünyasına götürüyor hem de içinizden sanki bir Sezen Aksu şarkısını mırıldanmanıza vesile oluyor. 

“…Ben asıl dul kalmadan önce yalnızdım, şimdi daha kalabalığım. Müsterih ol arkadaşım.”

Keyifli okumalar dilerim.

Editör: Onur Özkoparan

Latest posts by Zeynep Kıyak (see all)
Visited 2 times, 1 visit(s) today
Close
Exit mobile version