Bilim felsefesiyle şiiri harmanlayıp hayli zorlu bir işe girişerek yirminci yüzyılın en özgün düşünürlerinden biri olmayı başaran; felsefeyi, edebiyat kuramı, psikanaliz, estetik gibi farklı birçok disiplinle birlikte ele alarak insan zihninde uçsuz bucaksız kapılar açan Gaston Bachelard’ın en önemli eserlerinden biri kabul edilen Hava ve Düşler, yazarın doğadaki dört elementten yola çıkarak kaleme aldığı “maddi imgelem” hakkındaki kuramının “hava”yla ilgili olan kısmını içeren, yükselmeyi, düşlemeyi, uçmayı ve tüm bunların şiirle olan psikolojik bağlantısını incelediği eseridir. “İmgelemin daima imgelere biçim verme yetisi olduğu düşünülür; oysa imgelem daha ziyade algılanan imgelerin biçimini bozma yetisidir. Dahası, imgelem bilhassa bizi doğrudan imgelerden kurtaran ve imgeleri değiştiren yetidir. İmgelerin değişmesi yahut imgelerin beklenmedik bir birleşmesi yoksa, imgelem de, imgeleyici edim de yok demektir. Eğer mevcut bir imge, namevcut bir imgeyi aklımıza düşürmüyorsa; eğer tesadüf ettiğimiz bir imge bizi alışılmadık imgelerin bolluğuna, infilakına götürmüyorsa, o halde imgelem söz konusu değildir. O zaman yalnızca algılama, bir algının hatırası, aşina bir hatıra, renkleri ve biçimleri görmenin alışıldık bir yolu söz konusudur. İmgeleme karşılık gelen esas kelime imge değil de imgeseldir.” Bu kafa karıştırıcı olduğu kadar üzerinden biraz geçince daha berrak hale gelen ifade, Gaston Bachelard’ın, Ketebe Yayınları’ndan Halit Bağmancı çevirisiyle yayımlanan Hava ve Düşler kitabından.
İlk kez 1943 yılında yayımlanan Hava ve Düşler, bir edebiyat incelemesinin ötesine geçerek, ruhun yükselme arzusundaki felsefi alana parmak basar. Havayı fiziksel bir elementten ziyade bir metafor olarak, insanın içindeki hafiflikle, özgürleşme ve sonsuzluk özlemiyle eşleştirir. İnsan zihninin algılama biçimini sadece anlamlarla değil, imgeler üzerinden de kurduğunu savunan Bachelard, kitabında bu imgelerle ve spesifik olarak da imgelerin şiirle birlikte bilinç üzerinde yarattığı çıkarımlara yoğunlaşır. Bachelard’a göre havayla ilgili imgeler, insanın çok eski zamanlardan kalma hayallerinden beslenerek, farkında olsa da olmasa da yerçekiminin kendini hapsettiği “yüzey”den kurtulmak, yükselmek, kanat çırpmak, arşa çıkma arzusundan gelir. Burada söz konusu “hava” aslında insanın metafiziksel bir isteği olarak rol alır.
Kitapta Shelley, Nietzsche, Baudelaire, Rilke ve daha birçok şairin eserlerinden yola çıkarak yükselme imgesinin arzusal boyuttaki çözümlemesini anlatan Bachelard’a göre; “bazı şairler dili yalnızca kullanmaz; dili uçurur.” Şiiri anlatım biçiminin dışına çıkararak bir hareket biçimi olarak algılayan ve açıklayan Bachelard’ın imgeleminde, kelimelerin duygusal yoğunluğu onları hissedenlere göre değişebilir.
Yine bunlara istinaden Bachelard’ın “düşler”den kastettiği de rüyadan çok hayallerdir. Zira ona göre insan bir hayalin içinde, peşindeyken bunu dünyadan kaçmak için yapmaz, yaratıcı yönünü farkında olmadan ortaya çıkarmak için yapar. Bu yüzden de dünyayla farklı bir şekilde bağ kurar. Tam burada da yukarıda bahsettiğim Bachelard’ın imgelemleri devreye girer. Bu sebepten de Hava ve Düşler’de anlatılan, alışılageldik psikanalitik anlamları bir kenrara bırakarak insanın başta kendisi olmak üzere imgelerle algıladıklarını aşma isteğidir. Yani “insan, düşündüğü kadar değil, düşlediği kadar yükselebilir.”
Editör: Melike Kara
- İnsan, Düşündüğü Kadar Değil, Düşlediği Kadar Yükselebilir. - 22 Nisan 2026
- “Kedi Uykusu”nda On Beş Yıl - 14 Nisan 2026
- Madde Mi Ağırdır, Mana Mı?: “Ateşkes Çadırında Silah Sesleri” Arasında Bir “Nivola” - 6 Nisan 2026
