Bir fado damıtıyor
yaşlı şarkıcı davudi sesinde
Ve ucuz şarap eşliğinde hatırlıyor,
bir kör gezgin gibi
renklerine değil
seslerine vurulduğu bu kentin
hep göğünde sahne alıp
Saint-Exupéry gibi
bir gece uçusundan
dönmemeyi dilediğini
Oysa babası da
— tüm kent gibi,
Hotel Aviz’de sergilenen o karanlık oyunda
bir figürandı —
ve bilinmeyen bir kentten
kalkan gece treninden
sabaha karşı inen casuslar
deri değiştirir gibi
uzun ceketleriyle
Gestapo’ya dönüştüğünde
bilmiyordu daha
yirmisine varmadan
Figueira da Foz’dan
Angola’nın tozuna,
Gine’nın sessizliğine
yelken açan gemilerin taşıdığı
hayaletlerden birine dönüşüp
Afrika ormanlarında
gölgesini kaybedeceğini
ve üniformasının cebinde
duvarların ve taşların hatırladığından
daha fazla hüzün taşıyıp
ve gümüş değil kurşuni
aktığı zamanlarda
ruhunun onu
nasıl da sürükleyeceğini
Tejo’nun sularına
Yaşlı şarkıcı, gözleri kapalı
külrengi bir sesle
tuz ve sirke banıyor
şarabın ekşiliğini yutkunan
sarhoş koronun yaralarına
Ve ilk tramvayın çıngırağı
yardığında sabah sisini
ve kazıdığında
maviye boyalı yorgunlukları
fayansların çatlaklarına gizli
dillerin üstünde
acı bir tat bırakıyor Bica
ve bir kent
nasıl yeniliyor
kendini devrimlerle?
Devrim gül — Devrim Karanfil
ve devrim tüm çiçekler—
ve devrim pazar tezgahlarında
satılan karanfil sabunları
Ve posterler, sararan
bir sarraf vitrininde —
Artık her şey sessiz ve sakin
Sadece 25 Numaralı Tramvay
yankılanır bir rüzgâr gibi
kulaklarında dar sokakların
Ve acı sesi dilin okşar
Okyanus dalgalarını
Ve bir kent
nasıl hatırlar kendini
bir sardunya veya
bir ‘saudade’ sesinde
Ve bir kent
nasıl yenilenir devrimlerle
Devrim gül — Devrim Karanfil
devrim tüm çiçekler
Ve artık Devrim Alfama’da her gece —
Saplanır bir bıçak gibi
akıtıp kan misali anılarını
boğuk bir gitarın damarlarında
“Değer miydi” diye sorar
gecenin sonunda yaşlı şarkıcı:
“Bu yorgunluğa, bu sese
ve bu kadar anlam yüklemeye
ve işte buradayım diye haykırmaya
bu unutulmuş sahnede?”
“Hayır!” — diye cevaplar sarhoş koro —
“Biz ne denizciyiz… ne asker… ne de kâşif…
sadece yabancıyız, bir kör gezgin,
kulağımızda bu kentin uğultusu
dilimizde bir yabancı şarkı,
ve cebimizde tek yönlü bir bilet.
Yaşlanırız… Yaşlanırız..
Ceketimizin yakasını kaldırıp
kaçırdığımızdan tramvayı, 28 numaralı,
yokuşları tırmanırız, ağır ağır ve
dar sokaklarda kaybolup
sarınırız gökyüzüne ümitlerin
bayrakları gibi asılmış çamaşırlara
Biz ki, denize vuran
son kıyısındayız alacakaranlığın,
hüzün ve altın göğüyle
oyalandık kentin
ta ki son fado susana
ve sabah, tüm hayaletleri
beyaz bir güneş altında
tuz ve sirkeyle yıkayıp götürene dek
Editör: Melike Kara
- Beş Şehir İçin Allegori – 2 Lizbon - 19 Şubat 2026
- Beş Kent İçin Alegori 1: Viyana - 28 Ocak 2026
- Bir Galata Salgını veya Doğmamışların Kehaneti - 19 Kasım 2025
