Yazar: 09:30 Şiir Eki

Beş Şehir İçin Allegori – 2 Lizbon 

 Bir fado damıtıyor
yaşlı şarkıcı davudi sesinde 
Ve ucuz şarap eşliğinde hatırlıyor, 
bir kör gezgin gibi 
renklerine değil 
seslerine vurulduğu bu kentin 
hep göğünde sahne alıp   
Saint-Exupéry gibi
bir gece uçusundan
dönmemeyi dilediğini 

Oysa babası da
— tüm kent gibi,
Hotel Aviz’de sergilenen  o karanlık oyunda 
bir figürandı —
ve bilinmeyen bir kentten 
kalkan gece treninden 
sabaha karşı inen casuslar 
deri değiştirir gibi  
uzun ceketleriyle 
Gestapo’ya dönüştüğünde   
bilmiyordu daha 
yirmisine varmadan
Figueira da Foz’dan
Angola’nın tozuna, 
Gine’nın sessizliğine
yelken açan gemilerin taşıdığı
hayaletlerden birine dönüşüp
Afrika ormanlarında
gölgesini kaybedeceğini
ve üniformasının cebinde 
duvarların ve taşların hatırladığından
daha fazla hüzün taşıyıp 
ve gümüş değil kurşuni 
aktığı zamanlarda
ruhunun onu
nasıl da sürükleyeceğini
Tejo’nun sularına  

Yaşlı şarkıcı, gözleri kapalı
külrengi bir sesle
tuz ve sirke banıyor
şarabın ekşiliğini yutkunan 
sarhoş koronun yaralarına
Ve ilk tramvayın çıngırağı 
yardığında sabah sisini 
ve kazıdığında 
maviye boyalı yorgunlukları
fayansların çatlaklarına gizli 
dillerin üstünde
acı bir tat bırakıyor Bica
ve bir kent 
nasıl yeniliyor 
kendini devrimlerle?
Devrim gül — Devrim Karanfil 
ve devrim tüm çiçekler—
ve devrim pazar tezgahlarında 
satılan karanfil sabunları 
Ve posterler, sararan
bir sarraf vitrininde —

Artık her şey sessiz ve sakin
Sadece 25 Numaralı Tramvay  
yankılanır bir rüzgâr gibi 
kulaklarında dar sokakların
Ve acı sesi dilin okşar  
Okyanus dalgalarını  
Ve bir kent 
nasıl hatırlar kendini
bir sardunya veya 
bir ‘saudade’ sesinde
Ve bir kent 
nasıl yenilenir devrimlerle 
Devrim gül — Devrim Karanfil 
devrim tüm çiçekler 
Ve artık Devrim Alfama’da her gece —
Saplanır bir bıçak gibi 
akıtıp kan misali anılarını  
boğuk bir gitarın damarlarında

“Değer miydi” diye sorar 
gecenin sonunda yaşlı şarkıcı:
“Bu yorgunluğa, bu sese
ve bu kadar anlam yüklemeye
ve işte buradayım diye haykırmaya
bu unutulmuş sahnede?” 

“Hayır!” — diye cevaplar sarhoş koro —
“Biz ne denizciyiz… ne asker… ne de kâşif… 
sadece yabancıyız, bir kör gezgin,
kulağımızda bu kentin uğultusu
dilimizde bir yabancı şarkı,
ve cebimizde tek yönlü bir bilet.

Yaşlanırız… Yaşlanırız..
Ceketimizin yakasını kaldırıp 

kaçırdığımızdan tramvayı, 28 numaralı,
yokuşları tırmanırız, ağır ağır ve 
dar sokaklarda kaybolup 
sarınırız gökyüzüne ümitlerin 

bayrakları gibi asılmış çamaşırlara
Biz ki, denize vuran 
son kıyısındayız  alacakaranlığın,
hüzün ve altın göğüyle 
oyalandık kentin 
ta ki son fado susana 
ve sabah, tüm hayaletleri
beyaz bir güneş altında 

tuz ve sirkeyle yıkayıp götürene dek 

Editör: Melike Kara

Visited 3 times, 1 visit(s) today
Close
Exit mobile version