İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yokuşun Getirdikleri

Kapıyı çektim. Kilit artık bir kerede dönmüyor, bunu yarın biraz yağlamam lazım. Kapıda fazla beklemiş olmam kahvede oturanların dikkatini çekmiş olacak ki beni iyice bir süzdüler. İşleri ne! Ben dükkândan dört beş adım uzaklaşınca sokak lambaları bir bir yanmaya başladı. Ortalık aydınlanınca gözlerim sokaktaki evleri daha iyi kesiyor. Şu köşe ev, Parmaksızın Rıza’nındı; karısı ölünce neyi var neyi yok satıp savdı. Kapı önüne biriken yapraklar. Güneşin soldurduğu perdeler. Sıçrayan yağmur suları ve yolun tozu kükürü camlarda. Kadınsız evlerin hüznü akıyor her bir yandan.  Sonraları, çocukları sattırmış dediler; tabii orasını Allah bilir. Herhalde insan geçmişi hatırlatan her şeyden uzaklaşmak istiyor. Belki Rıza da beklemekten vazgeçenlerdendir. Sorulmaz ki böyle şeyler. 

Yokuştaki paket taşları da belediye başkanı geçen yıl durduk yere söktürdü. Yeni taşların şekli iyi, yalnız içleri kof. Birkaç yıla su koyuverirler bak görürsünüz! Başkanın bir akrabası varmış, bu yenileri onun İzmir’deki fabrikasından getirtmişler, bunu da kahvede duydum. Kahvede daha neler neler duyulur bir bilseniz. Ben inanmam öyle her söylenene, neme gerek. Benim hakkımda da neler dediler. Çok borçlanmışım, oğlanı takıyormuşum hep kafaya. Bilip bilmeden konuşurlar. Kahvenin önüne birer ikişer sandalye çekerler, öbek öbek otururlar. Ne yapar bu adam, neden tüm gün o kuyu gibi dükkanında durur demezler de ha bire uydururlar. Uydurmak kolaydır çünkü. Söylenenler arada kulağıma çalınır da köpürürüm. Buranın aldısı verdisi kolay mı toparlanıyor? Orasını sormazlar. Elin işi ne, boş lakırdı. Beş, bilemedin altı metredir içerinin genişliği. Tüm duvarlar raflarla dolu, camlı kapının tam üstünde de otuz yedi ekran bir televizyon. Dükkân çukurda kalır, siz sokaktan geçerken bu yüzden hep beni tepeye bakarken görürsünüz, televizyon izlediğimi bilmezsiniz ki. Ben de bozuntuya vermem, işime gelir böylesi.

Banker Kâmil değil mi şu köşedeki gölge? Boyu uzun, bir ayağı da  ağdırık basar. Dur bakalım, belki beni görmez. Hayır, komşumdur tamam; iyi günde kötü günde insan birbirine lazımdır, onu da biliyorum. Her defasında söylemeyeyim diyorum, ama tam iki yıl oldu. Hala borcunu verecek. Gelip bana dediler, artık yeni açılan bayiye gidiyormuş. Dese bana. Böyleyken böyle abi, elim sıkı dese ben yine ses etmeyeceğim. Eğer doğruysa yazıklar olsun. Ben onu önceden de idare etmiştim, bizim rahmetli daha hasta değildi. Geldi, param çıkışmıyor, dedi; bahara kadar beklerim, sen sıkıntı etme, demiştim.  

Şu canına yandığımın yokuşu da bitmek bilmiyor. Yokuş, benim dükkanla kahvenin bulunduğu meydandan başlayıp dağa doğru dümdüz çıkıyor. Daha önce hiç çıkanınız olmamıştır diye anlatıyorum. Kışın, soğuğu adamı pek üşütür; yazın, öğlen falan yürürsen eve varana kadar kafana güneş geçer. Bir tek yaz akşamları güzel olur; ılık ılık eser, bilesiniz. Fakat artık canıma okuyor. Ara ara sırtıma bir ter basıyor ki sormayın. Allah sizi inandırsın, tüm vücudumdan ateş çıkıyor. Sahi ya! Oğlanın ilaçları alınacaktı; yalnız eczane çoktan kapanmıştır. Unuttum derim canım, ne olacak? İyiyken kendi alıyor da işte bazı zamanlar bana aldırtıyor.  Geçen televizyona bir doktor çıktı, aynı bizim oğlanı anlatır gibiydi. O akşam bu yokuşta çok düşündüm, desem mi oğlum gel bir de bu doktora gidelim. Umudumuz kalacağına, emeğimiz kalsın. Söyleyemedim. Boyuna uyur, baba hoş geldin beş gittin yok. Dese ne diyeceğim, orasını da bilmiyorum ya! Allah’ım nerede hata yaptım, kimin hakkına girdim de beni evladımla sınıyorsun. O da istemez böyle olsun biliyorum, işte insan üzülüyor ne yaparsın. Büyüklerimiz, isyan etmemek lazım, der ama bazı günler daralıyorum. Yanımda olsa diyorum, hesabı kitabı ona devretsem. Bir vakitler yazları, okullar kapanınca buraya döner; bana yardım ederdi. Baba sen yorulma, eve erken git bugün diyordu. Yalan yok, içim yine öyle olsun istiyor. Sizden mi saklayacağım? Bazı günler, tüm gün o dükkânda susarım susarım da bu yokuşa sarınca böyle söylenirim. Her bir şey şu bitmez yokuşta aklıma gelir.  

Sırtımda yine o bilindik terle, sokağın köşesini dönüyorum. Ben kaç yıldır hep bu köşeyi dönüyorum diyorum kendime. Evlendiğim ilk yıllarda aşkla döndüm bu köşeyi, hanım doğuruyor dediklerinde içimde bir korkuyla döndüm. Bildim mi o zamandan bu günleri dersiniz? Sonra hanım hastayken ayağımı sürüye sürüye döndüm, ama hep döndüm. İşte, bizim ev karşımda duruyor. Yıllardır olduğu gibi, daha ne kadar duracağını bilmediğim ev, bir yara gibi karşımda. Kapının üstündeki odanın ışığı da açık. Eskiden anası beklerdi akşam olunca soluk bir ışıkla beni, şimdi oğlu bekliyor. Pek seçemiyorum ama perdenin ardında, ayakta. Belli ki benden çok ilaçları bekliyor. Benim beklediğim bir şey kaldı mı şu hayatta diyorum birden? Sonra bismillah deyip anahtarı yuvasında döndürüyorum.  

Latest posts by Hatice Akalın (see all)

Yorumlar kapatıldı.