İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Temsilin Tiyatrosu

TEMSİLİN TİYATROSU

Duymak lazım gelen yerde muhakeme yürütmek mahdut ruhların kârıdır.
Bir Tereddütün Romanı, Peyami SAFA

Temsiller çoğu zaman temsil ettiklerinin değerlerine ulaşırlar. Bu sonradan türedi varlıklar istenir ki kaybettiklerimizden miras aldığımız ayrılığa çare olsunlar. Onsuz olmaz bir arzu ya da insanca. Yaşam, sinesinde ulaşamayacağımız çok şeyi barındırıyor çünkü. Ve bu acılar bilindiği üzere muhakeme kaldıramaz. Üzerlerine us ile varılamaz. Dilbilim bu konuda nedensizlik/keyfilik (arbitrariness) kavramını kullanır. Kelime ile temsil ettiği şey arasında ussal herhangi bir bağ yoktur. Hava kelimesinin hava ile nedensel bir bağı olamaz örneğin. İşte aynı şey bize babamızdan kalan bir kol saati için de geçerlidir. Us insanın babası ile kol saati arasında bir yasa koymak için harekete geçecek ilkeye erişemez. Hala deneyimin alanındayız çünkü. Ve deneyim kişisel bir yaşantı olması itibariyle yasanın üzerine yaslanacağı ilkeler bulmaktan uzaktır. Dolayısıyla evrensellik formunda bir değere kavuşamaz. Kant’tan beri biliyoruz ki deneysel ilkeler bir yasa oluşturamaz; zorunluluğun alanına giremezler. Tikel örneklerdir çünkü bunlar. Nedensel bağ (kavram) tikeli dikkate alamaz. Bergson, Metafiziğe Giriş’te şöyle yazar: ‘’Zira kavram soyutlarken aynı zamanda geneller de. Kavram münhasıran bir şeye ait olan özelliği ancak onu sayısız başka şeye de müşterek kılarak sembolize edebilir.’’ Şimdi, kendisinden bize kalan bir hatıranın babamızla bir ilişkisi olmadığını söyleyecek kadar ileri gittik yukarıda- cesaret insanlığın üzerine en az düşündüğü konulardan değil mi? İşte temsil mantığı aklın bu teorik açımlamasının karşısında durur. Yadigarların hakikatleriyle doğrudan ussal bir ilişkisi olmaz. İnsan zaten bunu bildiği için yaratır ya! Temsil böyle bir iç mantığın sonucunda çıkıverir ortaya. Artık usun agorasından imgelemin kendine has tepelerine çıkmaya başlarız çünkü. Kırlara çekilmek zorunda kalan bir bilge, imgelem. Geri getiremeyeceği bir değeri kaybedenlere dizlerinin dibine bağdaş kurup hikayeler anlatarak onları teselli etmeye çalışan bir gezgin. İmgelemin işbu sağaltıcı yeteneği sayesinde alelade bir kol saati, hatırasının değeri sebebiyle usa aldırmaksızın yalancı bir nedensellik yaratır. Bu koskoca yalana sarılanları kınayanları sanıyoruz ki bir kelime özetleyebilir: toy. Temsilin gerçek olamayacağını söyleyebilenlerin ortak özelliği ruhlarının bedenlerinde gençlik çağlarını döngü halinde sonsuzluğa ikna etmiş olmaları! Her temsil-sever sahip çıktığı temsilin gerçek olmadığını elbet bilir; ancak bilmek için sahip değildir ki ona. Sahip olmak için sahiptir. Ayrılığın öcünü temsillerin elleriyle çeker alır. Yaşam bu imgelerle katlanılabilir ancak. Bu temsiller ki en çok da hafızanın cömertliğine muhtaç. O yüzden unutkanlık iki kere ayrılık demektir bize göre. Hafıza ayrılığa hem bir uzam hem bir zaman fırsatını açar. İnsan bu sayede bilincinde olduğu bir rüya yaratabilecektir artık. Yaşananlar tekrarını oynayacak, yaşanamayacaklar kıskanacak! Balzac ne güzel söyler: ‘’Hülyaların bütün güzelliği müphem oluşundadır.’’ Kimi ruhlar en sevdiği rüyaların gerçekleşmesini kolay kolay isteyemez. Bunu kendisine söyleyebilen kaç kişiyiz? İçlerinde şöyle bir tereddüt: ‘’Hangi rüya gerçekliğin o dev ellerine endişeye sebep olmadan bırakılabilir?’’ Bir şey gerçekse artık rüya değildir; ideal değildir onlara göre. Her gerçeklik gibi zaaflarıyla ayakta durur. O yüzden bazı aşıklar kavuşmayı bir olumsuzluk olarak görürler. Hasret de onların temsilleri olmuştur. Gurbeti memleket uğruna sevmek. Temsiller mukaddes. Gerçekler kayıp. Ne acı! Ah edip inliyoruz. 

Not: Bu, gerçekliğin aleyhinde yazılan bir yazı değildir. Aksine o olmasaydı rüya göremezdik; bunu biliyoruz. 

Sezer ERDEM

Latest posts by Sezer Erdem (see all)

Yorumlar kapatıldı.