Kazım Koyuncu, 1971 senesinin 7 Kasımı’nda topraklarına aşık olduğu Karadeniz bölgesinin Artvin ilinde, Cavit ve Hüsniye Koyuncu çiftinin 5. çocukları olarak  dünyaya geldi. Kazım daha 10 yaşındayken, babası siyasi görüşü nedeniyle 6 ay hapis cezasına çarptırılıp, tutuklandı ve Erzurum’da cezaevine girdi. Bu süreçte annesi büyük bir çaba göstererek aileyi ayakta tuttu. Babası Cavit Koyuncu eğitime ve okumaya büyük önem gösteren bir insandı. Bu sebeple Hopa’daki bakkal dükkanını üniversite öğrencileri ve bölge gençleri için bir kitap okuma alanına dönüştürmüştü. İşte Kazım kitaplarla burada tanıştı  ve ilerleyen dönemde karşımıza çıkacak olan aktivist kişiliğinin ilk adımlarını burada attı. Bir röportajda babasının kendisine katkısını şöyle açıklamıştır, “Kitap okuyan babamdan kaynaklı olarak diğer çocuklardan farklı oldum.” Babasının dükkanında okuduğu kitapları, okula gittiğinde öğretmeniyle tartışıyordu. Bir gün bu durum babasının dikkatini çekti ve öğretmene “küçücük bir çocukla ne hakkında bu kadar çok konuşabiliyorsunuz?” diye sordu. Öğretmeninin cevabı kısa ve netti. “Kazım çocuk değil adamdır.”

Kazım Koyuncu’nun müzikle tanışması çok küçük yaşlarda dinleyici olarak başladı. Daha küçük yaşlarda Türkiye’nin ilk Lazca plağının sahibi Karadeniz bölgesinin efsane isimlerinden kemençe virtüözü Yaşar Turna’dan etkilendi. Babasının aldığı mandolinle beraber içinde saklı olan müzisyen ruhu açığa çıktı ve müzikle ilgilenmeye başladı. Kazım ilerleyen dönemlerde elinden düşürmeyeceği gitarla, amcasının Almanya’dan getirdiği hediye sayesinde tanıştı . Böylece yıllar boyunca  hem sesi hem de gitarıyla kulaklarımızın pasını silen Kazım Koyuncu’nun müzik serüveni başlamış oldu. 17 yaşında İstanbul’a geldi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler fakültesine kaydoldu. 1989 yılında 1 Mayıs yürüyüşü için Topkapı’da bildiri dağıtırken gözaltına alındı ve bildiri dağıtmak suçundan 6 ay hapisle cezalandırıldı. Cezaevi süresinde çok okudu ve çok düşündü Kazım. Cezasını tamamlayıp özgürlüğüne kavuştuğunda, hayatında radikal kararlar aldı ve üniversiteyi bırakıp tam anlamıyla müziğe yoğunlaştı. Kendi deyimiyle “soru işaretleriyle” dolu olan yolu seçmişti. 90’ların başına gelindiğinde farklı tiyatro oyunlarının müziklerini yaptı. 1992 senesinde profesyonel müzik dünyasının kapılarını araladı ve Ali Elver’le beraber Grup Dinmeyen’i kurdular. Bu grupla beraber profesyonel müzik hayatının ilk albümü olan Sisler Bulvarı’nı çıkarttı. Bu albüm grubun ilk ve tek albümü oldu. 1993 yılında Kazım Koyuncu, Mehmedali Barış Beşli ile  beraber uzun yıllar beraber çalıştığı Zuğaşi Berepe grubunun öncülü olan Lazcada “biz” anlamına gelen “Ş’KU” isimli bir etnik rock grubu kurdu. İki yıl boyunca bu isimle devam eden ikili, 95 senesine gelindiğinde grup kadrosunu genişletti ve isimlerini Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) olarak değiştirdi.  Zuğaşi Berepe Türkiye ve dünya çapında müzikal bir devrimdi. Çünkü o güne kadar  Lazca sözlü rock müzik yapan bir grup kurulmamıştı. Kadrosunu genişleten ve isim değişikliğine giden grup aynı sene içerisinde “Vi Mişkunan” (Bilmiyoruz) adında bir albüm yayınladı. Albümde Lazca sözlü rock müzik tanımının hakkını verircesine Laz toplumunun çıkış noktası Karadeniz’den bir enstrüman olan  tulum kullandılar. Ülkenin çeşitli yerlerinde konserler veren grup, istedikleri performansı yakalamak için kadrosunu genişletmeye devam etti ve 1998 senesinde Zuğaşi Berepe’nin  ikinci ve son albümü  olan “İgzas”(Yürüyor) isimli albüm çıktı. Bu albümün yayınlanmasından kısa bir süre  sonra grup dağıldı. 2000’lerin başında askere giden Kazım Koyuncu, kendisiyle özdeşleşmiş uzun saçlarına veda etti. Askerlik dönüşü ilk solo albümü olan Viya!  için çalışmalara başladı. Viya kelimesi Lazca’da deniz dalgalarının üzerinde vücudu serbest bırakıp süzülme anlamına gelir. Koyuncu’nun bu ismi seçmesinin sebebi ise o dönemlerde başlayan sahil yolu projeleri nedeniyle doğal sahillerin zarar görmesi ve artık bu kültürün yaşayamayacak olmasına bir tepki göstermek istemesidir. 2001 yılında yayınlanan bu albümü müzikal hayatındaki yol gösterici bir geçiş süreci olarak tanımlar Kazım Koyuncu. 2002 senesine geldiğimizde ilk albümünün etkisiyle “Gülbeyaz” isimli  televizyon dizisinin müziklerini yapması için teklif geldi. Daha sonraları oyuncu kadrosuna da katılacağı bu dizi büyük ilgi görür ve reyting rekorları kırdı. Devamında bir dizinin daha müziklerini yaptı. Dizilerin gördüğü ilgi sayesinde popülaritesi arttı ve konserleri hınca hınç dolmaya başladı. Sadece yurtiçinde değil, yurtdışından da konser teklifleri alan bir Kazım Koyuncu vardı artık. Başarı rüzgarını arkasına alan Koyuncu, 2003 yılında yeni bir albüm için çalışmalara  başladı. Döneminin en iyi albümlerinden biri ve en başarılı Karadeniz müziği çalışması olarak nitelendirilen “Hayde” o dönem müzik piyasasının içinde bulunduğu krize rağmen satış rekorları kırdı ve listelerde baş sıraya yerleşti. Bu albüm sayesinde Koyuncu, kendi topraklarının insanlarıyla yani Karadenizlilerle daha da kenetlendi ve vefatına kadar bu kenetlenme devam etti. Bu büyük başarılarını Karadenizli müzisyenlerle beraber başlattıkları ve dönemine göre efsanevi atmosferlere sahip “Hey Gidi Karadeniz” konser serisiyle taçlandırdı.

Kazım Koyuncu, müzisyen kişiliğinin yanı sıra bir devrimciydi. Gerek eserlerinde gerekse yaşantısında bu yönünü öne çıkartmaktan çekinmedi. Doğa katliamlarına, haksızlık ve hukuksuzluğa karşı tepkisini her zaman gösterdi. Yeri geldi sokaklarda eylemlere destekte bulundu, yeri geldi sahnesinden yanlışları dile getirdi. Ama en önemlisi özelliklerini ayırt etmeksizin insanları severdi. Bir konserinde cezaevi dönemlerinde kendisine işkence eden polisi şöyle anmıştı Kazım: ” Ne istiyorum biliyor musun? Şu bana işkence yapan polis var ya, inşallah o, onun ailesi, oğlu, kızı burada beni dinliyordur. Ben de onlara müzik yapıyorumdur.” Devrimci kişiliği, futbol düzenindeki İstanbul hegemonyasına son vermesiyle bilinen Trabzonspor’a gönül vermesini sağladı. Dostlarının anlatımına göre Trabzonspor maçlarının olduğu günlerde Koyuncu’ya ulaşmak neredeyse imkansızdı. Çünkü o atkısını takıp, formasını giyip stadyuma koşardı. Kazım Koyuncu Trabzonspor sevdasını bir röportajında şöyle açıklamıştır: “Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti.” Kulübün ricası üzerine Trabzonspor için bestelediği marşlar, uzun yıllar boyunca stadyumları inletmiştir. 

2004 Aralık ayında, halsizlik ve öksürük şikayetlerinin artması üzerine arkadaşlarının ısrarı üzerine hastaneye gitti. Çernobil felaketinin sonrasında Kazım Koyuncu’nun yıllarca karşı çıkıp insanları uyardığı, yöneticilerin hakkında espriler yapıp, ciddiye almadığı ve bir coğrafyanın kaderi haline gelen radyasyon kaynaklı kanser hastalığına yakalandığını öğrendi. İhmaller silsilesi sonucunda Karadeniz coğrafyasına adeta kene gibi yapışan bu illet hastalık ve sorumluları hakkında şöyle der Koyuncu: “O çayı içen biri geri zekâlıdır… Ben kendi zekâmla ve felsefemle ölümü, hayatı uzatabilirim, kısaltabilirim, her şeyi yapabilirim. Peki benim köyümdekiler, anasının kuzusu çocuklar, 16 yaşındaki kız, o neyi düşünsün, hangi felsefeyi düşünsün? Onun annesi hangi felsefeyle acısını yumuşatsın? Sen kimsin, o acıları onlara tattırabiliyorsun? Bu ülkenin politikacılara, yalancılara ihtiyacı yok. Kendi onuruna sahip çıkmış, kendi kişiliğine sahip çıkmış haline ihtiyacı var.” 2005 yılına gelindiğinde  Kazım’ın durumu ağırlaştı. Fakat bu onu sahnelere çıkmaktan alıkoymuyordu. 4 Şubat 2005’de kemoterapisi devam ederken püsküllerini omzuna kadar uzattığı beresiyle, her zaman olduğu gibi sevenleriyle beraber şarkılarını haykırdı. Konser sırasında  “Ha kanser, Ha konser” esprisiyle dinleyicilerinin yüzünde buruk bir tebessüm bıraktı. Kazım Koyuncu, müzik kariyerinin ve hayatının son konserini kendini adadığı memleketi olan  Karadeniz topraklarında verdi. Karadeniz Teknik Üniversitesi kampüsünde sevenleriyle son kez buluşup şarkılar söyleyip, horon tepti.

25 Haziran 2005 günü tedavi gördüğü hastanede, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. 26 Haziran 2005’de onu İstanbul’dan uğurlamak için bir araya gelen binlerce kişi gözyaşları içerisinde şarkılarını söyleyip Kazım Koyuncu’yu sonsuzluğa uğurladılar. Şair Ceketli Çocuk, bu dünyayı terk ettiğinde 33 yaşındaydı. Fakat arkasında bıraktığı mirasıyla vefatından 20 sene sonra bile  gönlümüze dokunuyor.

Kumral bir çocuğun yaz öyküsüydü bu, şarkılarla geçti aramızdan…