İyi ve kötüye ortadan keskin bıçakla ayrılmış olduğunu, sonuna yaklaştıkça bize bildiren hayatlarımızda kim olduğumuzu ise seçtiğimiz duruşumuzu gösterişimiz belirler. Fakat bundan daha önemlisi vardır; bizim yanımızda duranlar, duruş sergileyenler. Döngü gibi, bu da zaten bizim duruşumuzun sonucudur. Keskin bıçak yanımızdakileri de zıt iki kutba ayırmıştır.  Lakin, İyisi de kötüsü de, yanımızda olanlara alışkanlık kazanırız. Kendimiz dışı birisine alışkanlık kazanmak ise başkasına bağımlı yaşatır. Bunlar bilindik cümleler, asıl demek istediklerim bambaşka, bambaşka insanlara nasip olacak cinsten.

Şimdi; alışkanlık zararlıdır dedik, iyi olsalar dahi. Sonuçta bağımlı oluyoruz. E, hem de iyileri yanımızda isteriz. İşte kimi insanlar vardır ki; mükemmeldir, onlar kendilerini öyle bir dengeye getirmişlerdir ki sizinle olan ilişkilerini kontrolde tutmak işten değildir. Bir duruşları vardır, adeta kendisi hariç herkesi durdurur, susturur; bir yürüyüşleri vardır, adımını attığı anda arkalarından gelen rüzgâr koca çınarları sallandırır. Tabii, hatta öyle dengeye gelmişlerdir ki yanında durduklarına dünyanın en naif insanı olurken, kararmış dünyaya ise karanlık bakışlarını yöneltebilirler. ‘Yanında durduklarına’ diyorum, çünkü genelde onlar yanımızda durur. Zira, onların yanında durulmasına ihtiyaç yoktur. Misal, onlar da siz de birbirinizin karşısında heyecanlı olsanız dahi, onlar dik durup bunu içinde yaşayıp sizden söz beklerler; siz ise belki ayaklarınız titrek, başınız sevinçten eğik, yüzünüz tebessümi güleç ve elleriniz ne yapacağını bilmez hâlde, onlara verilmesi gerekeni tutar vaziyette olabilir.

Alışkanlık haline gelsin istenenler kalbe yararlı bağımlılık yapanlardır. Ki insan bıraktığı bağımlılıklarını başka takıntılarla doldurmaya teşne bir meczuptur. İnsan böyle böyle yarım kalır, dışarıdan saçma görünen takıntılara sahip olur işte.

Bu tarz insanların verdiği ilhamlar evrensel ve ölümsüzdür. Bu yüzdendir ki; dünyanın her bir ucundaki ‘bu insanların yanında durmuş’lar onlardan aldıkları ile adım atacak gücü bulur ve bu yüzdendir ki aradan seneler de geçse, yüzler birbirini de görmese ilk sarılmadaki o ilhama sarılınılan mutluluk her insana ömürleri boyunca birkaç kere nasip olan cinsten anlardandır.

Bu, adeta rüzgâr gibi esen insanların güzelliklerini hatırlar ferahlarsınız en yandığınız anda bile. Çünkü yaşamışsınızdır, onların yanında durabilmiş… ve yaşadığını bilmek, yani gerçekten bu anları hissetmiş olmak, hayatı gerçek anlamda yaşadığını bilmek insana gurur verir, şanslı hissettirir. Bakın, bu esen insanlar oturdukları yerden durduk yere sizi mutlu ettiler bile, tabii yan yana durabilmiş, duruşunuzu sergileyebilmişseniz… işte bu kadar da yücedirler.

Bir bardak süt için evde inek beslenmez, ama bu esen rüzgarın güzelliğini hissetmek, içten gelen tek bir cümleyi kurabilmek adına ne yollar kat edilir, ne dağlar devrilir, ne içlerdeki devletler yıkılır… eski zamanlarda maddi ve teknik yetersizlikten sanatçılar yeterli tanıtımı yapamaz ve çözümü şarkılarının sonuna dinlenilmesini istediği diğer şarkısının bir kısmını koyarak yaratırlarmış. Bu, adeta güzel esinti olan insanlara karşı da aynı durum geçerlidir; onlarla ancak kaliteli zaman geçirebileceğinizden vaktiniz kısıtlıdır. Hâliyle belki de çözümü öz şekilde, kendinizin bir parçasını o kaliteli zamana bırakarak bulabilirsiniz.

Bazı insanların desteğe ihtiyacı yoktur, işte o insan esen rüzgârın ta kendisidir. Kendisi başlı başına destektir zaten, dünyanın, dünyaların direği görevindeki.

Bir şey olmasından korkulandırlar. Sonuçta ani ve yüksek sesten korkmak yüksekten bakan birini görmekten daha elzemdir, aksiyse irite edici. Ancak bilinmelidir ki bu insanlar zayıf görünür hassasiyetlerinden ötürü, fakat bilinmez ki sessiz atın çiftesi deve teper ki pektir. Hem ayrıca insanın içindeki o kadar bilinmezdir ki; o esen rüzgarlar dahi göremez içimizdekini, içimizden geçip giderken.


Bu rüzgârların tasvirleri, tabirleri içimizde bıraktıkları gibi asla bitmeyecek olup, birkaçını şu şekilde sıralayabiliriz:

bu esintiyi getiren güzel insanlar;
– Gelir başa bir kere, unutulmaz ki bir kere, hatırlanır ya her kere, kaybolmaz kalplerimizden bir yere, hiç kere.

-Artı olarak gelirler eksiyle başlayan hayatlarımıza.

– Onlar bu hayattan onur derecesiyle mezun olanlardır, klaslarını üstün tutarlar tüm klaslardan.

-Satrançtaki vezir gibidirler; yanına yaklaşan kendisine ait bir şah değilse yan yana bir kareniz olmaz onlarla, bir kare bile yaklaşamadan devrileceğiniz için.
-Hoş bir filmin başlangıcındaki ilk 10 dakika gibidirler, o denli dağıtmamış, bozmamışlardır hayat hikayelerini.
-Hayat onlarla aşık atmak isterken onlar istedikleri an kalkacakları masaya oturttukları hayatlarını dikerler karşılarına. Öyle duruş sergilerler ki orada; masaya bir kolunu koyup başı yandan ve dik konuşurlar. Çok büyük etkileyiciliktir ki; bu duruş sırasında dahi en ufak bir zarafet ve naiflik azalmaz onlarda.

– Hepimiz aynalara verdiğimiz selamlarda cevabı cadılardan alıyorsak, bizzat ayna gibi olan bu güzel esintiler şenlendikçe, o aynalara baktıkça cadılar prensese dönüşerek, eteğini tutup eğilerek selamı bizzat önce kendileri verirler.

-Öyle ihtiyaç duyulurlar ki; adeta kirli sularımızda nefes aldıran berrak bir şnorkel gibidirler.

-Öyle ilham alınasıdırlar ki; kişilik kültlerine bile olurlar örnek alınan kişilik.

-Günümüz koşuşturmacasında herhangi insanla anımızı o koşuşturmacanın ortasında denk gelirsek karşılaşınca hatırlıyoruz. Ancak bu esintiler uğruna bir hatırayı hatırlatmak için o koşuşturmacayı bizzat ortasında bırakabiliyoruz, ardımızda bıraktıklarımıza dahi bakmadan yeni koşuşturmaca yaratabiliyoruz.


-Öyle güçlüdürler, ayakları yere o kadar sağlam basar ki; onların 3 katı görünüp ayağına bassanız düşmez, yoluna devam ederler.

-Tabiat gibi annelerin hediyesi olan bu esintiler, hâliyle doğa ve hayvanlar tarafından kendiliğinden karşılanıp kucaklanırlar.

-Öyle çok yönlüdürler ki; bıraktıkları eserler fanzin değil kült romanlardır kalplerde, kalplerimizde.

-Öyle güzel eserler, hayatın kıymetini hatırlatırlar ki; ölümü öldüren rüzgarlardır bu sıfatı hak eden eserler.

-Mecburiyet olmadan kimseye yapılmayacakları yaptıranlardır.

-Arkanıza bakmadan arkanızı arkanızda bıraktırıp arkanızda bir arka olurlar adeta.

-Adeta rotanın kendisi olup, gösterdiği yöne durmadan yürütenlerdir.

– Dışarıdan görünüşleri boşa; sevdiklerine korumadır onlar, uğurlara tilki uykusunda gezenler, esenlerdir bu eserler.

-Öyle fotojenik ve ölümsüz pozlar verirler ki; zaman nasıl durdurulur zamanın ta kendisine öğretirler bakmaya kıyamadığımız karelerdekiler, esen eserler.

-ve hayatımızı düzenler bu büyümüş, anlamış ve yorgun esintiler.

İçinizdeki onu ona anlatamadığınız bu insanlarla yaşadıklarınız çok kıymetlidir, bilmelisiniz değerini. Çünkü daha onlara ses etmeden içinizdekini görenlerdir aynı kişiler. Tabii, eğer geçmişte kalmış ise insanı buruk bırakır esasında hayatının en güzel zamanlarından birini yaşadığını bilmek, özletir, korkutur bir daha olamamasına karşın. Bu yüzden aklınız varsa kendinize benimser ve bunlarla yaşarsınız en azından yaşadığınız her ânı. Bu insanların yanında hep olabilsem keşke deseniz de bulunduğunuz noktanın da bir şans olduğunu unutmamalısınızdır. Ayrıca orada olmamanız gerekmektedir belki de, olmanız gerekmeyen yerde. Sonuçta kaybetmekten korktuğunu yalnız bırakmalıdır insan. Bir kozu vardır insanın; insan bir daha yaşayamayacaklarının acısını hatıralara sarılarak, tek çareyi onlara tutunarak yaşamakla bulabilir. Geri kalan hayatlarımız için harcamamamız gereken bir hazinedir bu durum. Kötüleri ve kötülükleri uzağa koymak sizi kötülükten uzaklaştırmaz, yine ulaşırsınız, yine o kötülük size ulaşır. Fakat, iyilik ve iyiler için aynı şey geçerli değildir. Yaşadığımız dünya kötü durumdadır ve bu yüzden iyi şeyler üst üste kolay kolay gelmez, bulunduğumuz çağda o kadar şanslı değiliz.

Sevgi dediğiniz şey de birilerine inat veya bir olaya karşı olmaz. Hele ki bu tarz güzeller için asla bundan söz edilemez, çünkü birileri ve bir şeyler zaten dikkate bile alınmaz. İnat olsun diye değil, kalbimizde bu rüzgârların ferahlatan sevgileri gerçekten yer edindiği için ilelebet yaşar bu yüce esintiler.

Ve bu insanlar nerede umuda dair bir ışık varsa döner bakar, yaşanacak tek hayatlarının bu olduğunu kavramıştırlar ve onu karanlığın elinden almasına izin vermeden bir mum ışığından dahi faydalanırlar. Mum demişken; bazı ilaçlar hayattan alamadığımız güzel bir koku verirken bazı kokular ise ilaç gibidir. Öylesine hoş, öylesine rayiha dolu..

Es vermeden esenlikle esen eserlerin verdiği ilham rüzgârları bize yeni diplomalar vermeye devam edecektir mezun olmanın kimse için bitmeyeceği hayat fakültelerimizde.

SAYIMIZA GÖZ ATMAK İÇİN;

Üçüncü Sayı Okuma Rehberi – İçindekiler
Latest posts by Utku Sızgın (see all)