İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Çok Bekleyince Acır

Last updated on 17 Ocak 2021

Uyandı,önce çayın suyunu koydu ocağa. Kumandayı arıyor şimdi salonda. Buldu. Dün gece divanın yanına, yere koymuş. Meğer saksıdan görememiş. Dizinin sonunu beklerken uyuyakalmıştı ya burada, hatırladı. Açtı televizyonu, ardından tuvalete yöneldi. Annesini uyandırmaya gidecekti kapıdan. Uyansa sesi çıkardı, en azından öksürüğünü falan duyardı Nilgün. Bugün duymadı. Masayı kurup öyle sesleneyim diye düşündü. Televizyonun sesini de duymadı mı acaba annesi?İçine kurt düştü bizimkinin, anasının sesini alamadı mı böyle pimpiriklenirdi. Çay demini alsın iyice, dedi. Oyalandı biraz daha.

Sonunda kapısı açıldı annesinin. Uyanmıştı, ’’Günaydın anne,sofra hazır. Hadi çayını koyuyorum bak.’’deyip sofraya geçti. Bu yaşında bile, her sabah geç kalma hissiyle uyanırdı. Çay çok bekleyince acırla aman demini iyi alsın arası bir telaşı içinde taşıyordu hep. Çay önemliydi Nilgün için. Pilavın demi de. Sehpanın örtüsü de. Annesi geçti masaya, televizyonun karşısındaki koltuk onundu. Çay masaya getirilmezdi. Aman soğumasındı. Kahvaltıya haberlerle başladılar. Zeytinin ekşisi içine çekmemiş mi ne? İşsizlik diyordu, annesi sevmedi bu haberi. “Millet iş beğenmiyor aslında” dedi.Limon tuzu eritmek lazım az daha, yoksa eriyecek güzelim zeytinler. Annesi diğer kanaldaki programı sever gibi oldu. Nilgün biraz rahatladı. Ne zaman annesinin hoşuna gitmeyen bir şey olsa, bu durum bitsin diye beklerdi. Bitmişti işte, annesinin keyfi tekrar yerine gelmişti. Kahvaltıdan kalkınca bir süpürge tutayım şu eve. Cam açınca sağa sola toz birikiyor. Yaptığı yumurtaya bir şey dememişti annesi, biraz tuzlu gibi gelmişti ona ama. Tuzlu olsa mutlaka söylerdi diye düşündü. Demek ki beğenmiş. Geçenlerde bir kere tuzu kaçırmıştı da ilk lokmada bilmişti annesi. Yüzünü buruşturmuştu. Gene öyle olsa Nilgün anlardı. Bitince çayları dolduruyor, sobanın üzerine ekmek koymuştu, dönüşte onları da kontrol ediveriyor. Çok kızarmasındı. Televizyondaki kadını, dikiş kursundaki hocasına benzetiyor birden. Neydi adı hatırlayamıyor şimdi, ama iyi kadındı. Nilgün, demişti bir gün. Sen diğerlerine göre hızlı öğreniyorsun, demişti de bizimki cevap verememişti. Sorsaydı ne diyecekti ki hoca? Hocam deseydi, ben sınavlara girsem. Bunun okulunu kazanabilir miyim, yüksek okulunu deseydi? Eskiden heves ederdi böyle okul falan işlerine; ama şimdi hayatından memnundu. Hem zaten zaman geçiyordu öyle ya da böyle.Çoğu gün işleri dahi yetiştiremiyordu. Açılış. Kahvaltı. Bulaşık. Ocağı sil iki güne bir. Banyolar da haftada bir ovulacak. Akşam yemeği. Kapanış.

Allahtan annesi akşam yemeğinden sonra erken yatıyordu. Bazı geceler sokaktan egzozu patlak bir şahin geçerdi de Nilgün irkilirdi. Annesi duyarsa diye. Kapılarının önünden şahinle kim geçiyor bilmiyordu. Pazar alışverişi hariç pek de çıkmıyordu ya dışarı, yine de korkuyordu böyle akşamlar. Geçen eve dönerken yanında bir araba hafifçe durur gibi olmuştu da kalbi sıkışmıştı, gerçi tam orada kavşak da vardı ama Nilgün bilemiyordu şimdi. Arabanın modeline falan bakmayı o telaşla akıl edememişti.

Eve gelince de annesi bir şey soracak diye annesinin gözüne pek gözükmemişti.

O akşam masada annesi:

-Rengin mi soldu senin, betin benzin atmış ,demişti. Annem nereden anladı diye boyuna vır vır etmişti. Oysa adet olmuştu o sabah, annesi bundan ötürü soruyordu. Kaç yıl olmuştu, bir türlü alışamamıştı şu işe. Nasıl alışsın. Suçluluk duyacağı bir şey daha vardı sanki artık, sevmiyordu ayın bu günlerini. Aman dikkat etsindi, kalkınca divana baksındı bir. Karnı ağrırdı da annesi civanperçemi kaynatırdı. Geçiriyordu. Annesi bir de, anca çocuk doğurunca geçer bu ağrı, demişti.

-Çay var mı daha?

-Altına su koydum, birazdan doldurayım anne.

Annesi biraz daha beklesin diye Nilgün ağır kanlı davrandı. Bazı zamanlar böyle oluyordu. Kendince bir öç alma duygusu içine girer; annesinin hiç anlamadığı, anlamayacağı biçimlerde yüreğindeki öfkeyi dindirmeye çabalardı. Çayını soğuk doldurur, sevdiği kanalların sırasını bozar, sevmediğini bile bile yaprak sarmaya kimyon koyardı. Bunca yılın Nilgün’ü, annesinden öcünü böyle böyle alıyordu. Haberlerde izlemişti bir kere. Bir kız, annesi evdeyken gazı açık bırakıp dışarı gitmişti. Cinayeti çok sonraları bir programda çözmüşlerdi de nasıl şaşırmıştı. Ama öyle şeyler yapamazdı Nilgün. Annesini seviyordu yine de. Seviyordu sevmesine ama kendiliğinden ölse ya artık, diye de ara sıra düşünüyordu.Allah var yukarıda, istemişti birkaç kez ölüvermesini.

Bazı sabahlar kalkmayınca, acaba öldü mü diye aklından geçirirdi. O ölünce ne yapacağını bir bir düşünmüştü şimdiden: Önce saçlarını kestirecekti kısacık, belki bir de boya yaptırırdı. Ardından televizyonda izlediği yerlere bir bir gidecekti. İlk Ortaköy’de kumpir yiyecekti. Oradan Beşiktaş’a. Bir de Ayasofya’yı merak ediyordu. Bulurdu herhalde.

Seviyorum ben gezmeyi, dedi.

Bunu, yüksek sesle söylemişti. Annesi yüzüne bön bön bakınca kalkıp mutfağa gitti. Çayın altında kaynaya kaynaya su kalmamıştı.

Latest posts by Hatice Akalın (see all)

Yorumlar kapatıldı.