İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ayna Taşım Çatlayınca Olanların Hikâyesi

Daha dün gibi. Yanıma geldi, kurnanın dibine oturdu. Yanında Abbas Ağa duruyordu, belli ki onu kalabalıklardan korumak için vardı. Hümaşah Hatun için gümüş bir tasa su dolduruldu. O da suyu birkaç yudumda içti. Öyle narin, öyle güzeldi ki; kırmızı oyalı ince kumaştan bir gömleği, kenarları altın pullarla süslenmiş kısa bir yeleği vardı. Üstüne de yine ipekten bir kaftan giymişti. Yanımda kaldığı beş on dakikayı ömrüm boyunca unutamadım.

Beni onun vakfiyeleriyle Kapalıçarşı’nın oraya yapmışlardı. Ermeni bir usta varmış, onu getirtmişler. Sütunlarım, buraların hiçbir sebilinde olmayan cinstendi. Usta, sütunların iki yanındaki çiçek motiflerini öyle güzel oymuştu ki sokaktan geçenler bu kabartmalara bakmaktan kendilerini alamazdı. Bazısı, sadece bakmakla kalmaz motiflerin üzerinde elini gezdirirdi. Yaklaşanlar bazen tüm dikkatlerini verip üst taraftaki kitabeyi de okurdu. Alınlığımda Yesari Mehmed Emin’ın yazdığı şu mısralar yer alıyordu:

Ab-ı safidir ki olmuşdur revan,
Her içen yarana olsun nuş-i can.”

Bilmem, okuyanlar anlar mıydı manasını ama bu sözler bana pek bir güzel gelirdi. O vakitler görseydiniz beni. Lülenin etrafını çevreleyen bir ayna taşı. Onun üstünde de bir karanfil kabartması. Bu civardaki tek karanfilli sebil bendim. Karanfilimin kırmızısı, aşı boyasındandı. Sütunlarımın arasındaysa demirden oymalı parmaklıklar. Bu parmaklıkların birbiri içine geçmiş dalları. Bu dallar, sanki sütunların yanındaki çiçek motiflerine erişmek niyetindeydi. Yapan usta böyle mi düşünmüştü bilmem ama ben daima onları çiçeklere kavuşturmak hevesindeydim. Tüm o kıvrımlar, dolambaçlı yollardan geçmeler bana sorarsanız hep o bitmek bilmeyen heves uğrunaydı.

Yaz geldi mi buralarda bir cümbüş yaşanırdı ki sormayın. Yanı başımda, insanlara karla soğutulmuş su dağıtılıyordu, kandil günleri de şerbet. İşte o vakitler bu sokakta mahşeri bir kalabalık olurdu. O günler gelsin diye beklerdim; yılların bir bir geçişini, ağanın halka soğuk su dağıttığı bu zamanlardan bilirdim.

Bir gün ayna taşım çatladı -bir şeyleri ilk o fark etmişti herhalde-, günler sonra bunu gören çocuklar oynamak isterken taşı düşürdüler. Allahtan, birileri yerine başka bir taş uydurup taktı. Haksızlık etmeyeyim, o da güzeldi, ama alışamadım. Karanfilsizdi. Şerbet ve soğuk su dağıtılmayınca zaman nedir, sene ne vakit bitip ne vakit başlar anlamaz oldum. Hümaşah Hatun bir daha gelmedi. İyice eskidiğimi fark edenler haber salmışlar. Beni Sinan Ağa diye biri tamir ettirdi. Bu yeni ağayı hiç görmedim ama hep sinirli biri gibi tahayyül ettim, nedense sevmek istemedim. Bu tamirin ardından kendime gelir gibi olduysam da eski şevkim yoktu, hissediyordum. Bunların üstünden epeyce geçmişti ki bir gün üç beş kişi geldi. Her daim bu yoldan geçenlere benzemeyen bu adamlar, ölçtüler; biçtiler. Kulağımı iyice bir kabarttıysam da dediklerinden hiçbir şey anlamadım. Yol genişleyecekmiş, sonradan ortaya çıktı. Bilmem bu bahanesi miydi ama işte o aralar kurnamın içini betonla doldurdular. Tuğranın üstünü de sıvayla bir güzel kapatıverdiler.

Şimdilerde önümden geçen insanların tavrı iyice değişti. Artık daha hızlı yürümeye başlamışlar. Görüyorum. Bir sabahtı, nicedir akan suyum azaldı, azaldı, iğne ucu kadar akmaya başladı. Bekledim. Elbet geçecekti. Ben kendimi bildim bileli insanlara su veririm, suyumdan başka neyim var dedim. Sonra aklıma mermer sütunlar, oymalı parmaklıklar geldi. Dedim kendini kandırma. Kimse sudan gayrisi için sana gelmez. Ne alınlığındaki o eski yazıyı anlayan var şimdilerde ne o canım oymaların hevesini. Yoldan geçenlerin artık yanıma yanaşmadan öylece geçip gittikleri gün bildim. Unutuluyorum.

Bu günlerdeyse başkaca bir heyecan içindeyim. Eski lülenin tam yanına bir musluk eklediler. Bundan sonra buradan şebeke suyu akacakmış. Öyle diyorlar. Biliyorum, parmaklıklarım küflendi. Kurnam yok. Şehir suyunu kimseler içmiyor biliyorum. Olsun, yine de önümde duracaklar ya. Bir ihtimal bir çocuk elini yüzünü yıkayacak. İhtiyarın biri alelacele abdest alacak. Sokaktan ilk kez geçen biri kaldırıp kafasını, belki oymalara da bakacak. Biliyorum. Hem suyumu içmeseler ne çıkar. Dudaklarına değeyim de bir.

Latest posts by Hatice Seven (see all)

Yorumlar kapatıldı.